“Meçhul Öğrenci Anıtı”

Ölü Ozanlar Derneği/Dead Poets Society

Eğitim odaklı sinema filmleri içinde, belki de üzerine en çok konuşulanlardan, üzerine en çok yazılanlardan biridir Ölü Ozanlar Derneği. Çünkü edebiyattan şiire, felsefeden eğitime, kişisel varoluştan akademik başarıya uzanan… didiklenecek birçok boyutu var 42. BAFTA ‘En İyi Film Ödül’lü Dead Poets Society’nin. O nedenle açımızı genişletmek, algımızı açık kılmak zorundayız.

eğitim ne değildir?

Bir soru(n) ile başlayalım: Tiyatro versiyonunun uyarlama olduğu belli; ama orijini bir sinema yapıtı mı, bir roman mı? Kitabın ilk baskısı 1988, filmin vizyon tarihinin Haziran 1989 olması, filmin kitaptan uyarlandığı izlenimi yaratıyor. Bizim bildiğimiz de bu zaten, edebiyattan sinemaya uyarlamaların yapıldığıdır.

Kitaptan Uyarlama: Ölü Ozanlar Derneği – Dead Poets Society (1989)  Director: Peter Weir | Kitap, Tarih, Yazar

Ama galiba bu sefer tersi ile karşı karşıyayız! Filmin Akademi’den En İyi Özgün Senaryo Oscar’ı almış olması ve kitabının kapağında başrol oyuncusu Robin Williams adının bulunması, önce film olarak çekildiğini düşündürüyor. Bu durumda da şu sorunun yanıtı yok: Senaryo, yani hikâye Tom Schulman‘a ait ise ki öyle, Nancy H. Kleinbaum, neden bir senaryodan, üstelik roman sanatının hiçbir anlatım olanağını kullanma zahmetine katlanmadan, bir roman çıkarma sevdasına kapılır ve Schulman’ın adını bile anmadan, olay örgüsünü ve karakterleri olduğu gibi aktarır? Belki bir bilen çıkar, bizi aydınlatır.

1989’da Avusturyalı yönetmen Peter Weir’in çektiği ve iyi bir kariyer yaptığı filme asıl rengini, sahne hayatı boyunca bir Oscar, iki Emmy, altı Altın Küre, altı Grammy ve iki Sinema Oyuncuları Derneği ödülüne layık görülen ABD’li komedyen Robin McLaurin Williams veriyor.

Film başlıyor: Yıl 1959. Taş kilise binasında önemli üniversitelere öğrenci yerleştirmesi ve sıkı disipliniyle tanınan, akademik başarı odaklı özel Welton Erkek Koleji’nin 100. kuruluş yılı töreni yapılmaktadır, bu yeni öğretim döneminin de ilk günüdür. Veliler, eski ve yeni öğrenciler, geleneksel eğitimin askerî disiplini içinde yerlerinde oturmakta ve salondan çıt çıkmamaktadır. Geçit töreninden sonra okulun sahibi ve müdürü Gale Nolan, muzaffer bir komutan edasıyla “askerlerine”, “Baylar!” diye bağırır, “Dört esasımız nedir?” Öğrenciler hep bir ağızdan yanıtlar: “Gelenek, onur, disiplin, mükemmellik!”  

İşte bu dört kapkatı gelenek, gençlerin acıyan canları, ezilen ruhları ve kalıptan kalıba sokulan duyguları üzerine basa basa, genç insanları köşeli bilgi blokları halinde, milim esnemeyen kişilikler yaratarak okulu, yıllardır en yüksek üniversite başarısına taşıyıp durmuştur. Tabi bu nedenle bütün velilerin takdirini kazanmış, ama bütün çağdaş pedagojilere, değiştirici dönüştürücü, üretici yaratıcı eğitim dizgelerine de meydan okumuştur!

Bu açılış sahnesiyle nasıl bir okulda olduğumuzu tümüyle, eğitim öğretim dönemi boyunca neler olabileceğini ise kısmen anlamış oluyoruz. Sonraki sahnede bazı öğrencilerle tanışıyoruz: Neil (Robert Sean Leonard) okulun en başarılı öğrencilerinden, babası için tıp doktoru, kendisi için aktör olmak istiyor; Todd (Ethan Green Hawke)onun kardeşi, okula yeni başlıyor, sessiz, sakin, utangaç; Cameron (Dylan Kussman) sistemi kabullenmiş, korkak ve güvenilmez; Knox (Josh Charles) zengin bir ailenin çocuğu, duygusal; Charlie (Gale Hansen) özgüveni yüksek, eğlenceyi seviyor; Meeks (Allelon Ruggiero)yardımsever, sıcakkanlı ve Latincede oldukça iyi; Pitts (James Waterston) ise vurgusuz bir karakter…

Ve öğretmenler, mesafeli, disiplinli; öğrencileri daha ilk günden ödev, rapor ve proje bombardımanına maruz bırakıyorlar. Tıpkı ülkemizde, şimdi işlevleri özel okullara aktarılmış olan dershaneler, Kişisel Gelişim Kursları adıyla dershanecilik yapıp merkezi sınavlar için öğrencilere bilgi hapları üreten hokkabazlar gibi! Okunması gereken kitaplar, çözülmesi gereken sorular ve merkezi sınavlarda yakalanması gereken başarı için ter döküyorlar! Bilginin tam anlamıyla araçsallaştırıldığı bir eğitim dizgesi! Bu dizgede öğrenci de öğretmen de yönetici de kocaman bir çarkın sadece birer parçası ve bu çark eşitsiz, tekrarlayıcı, gelişmeye kapalı toplumsal ilişkileri ve konumları yeniden ve yeniden üretmek için dönüyor…

Ölü Ozanlar Derneği": aktörler ve rolleri (fotoğraf)

alternatif Eğitim arayışları

Ta ki aynı okuldan mezun olmuş ve birkaç yıl başka okullarda edebiyat öğretmenliği yapmış John Keating’in (Robin Williams) Welton’da derse başlamasına kadar. Çünkü Keating, sıra dışı eğitim anlayışının sıra dışı yöntemlerini uygulamakla bu çarka çomak sokuyor! Bunu yaparken büyük ölçüde alternatif pedagoji uygulamalarından yararlanıyor. İşte Anderson’u ve diğer arkadaşlarını sersemleten bir diyalog:

Kitap okuyor musun Anderson?

-Okumuyorum, eksikliğini de hissetmiyorum.

-Ama biz hissediyoruz!

Şimdi ilk defa değişik bir ses duymanın şaşkınlığı içindeki öğrencilerine  “Sevgili öğrencilerim, kendiniz düşünmeyi öğreneceksiniz, kelimelerin ve dilin lezzetine varmayı öğreneceksiniz.” diye seslenen Keating’in ilk dersindeyiz ve öğrenme mekânının derslikle sınırlı olmadığını görüyoruz. Çünkü Keating öğrencileri koridora çağırıyor ve onlara “kim bilir hangi çiçeklere gübre olmuş” eski mezunların resimlerini gösteriyor. Öğrenciler şaşkın, “Acaba bunlardan sınavda soru gelir mi?” Birinci ders: “Vakit varken tomurcukları topla”;anı yaşa,es geçme!

Sonraki derste Keating, şiir çözümlemesi için son derece şematik ve mekanik yöntemler öneren (“Saçmalık!”) Dr. Pritchard’ın ders kitabının sayfalarını yırttırıyor öğrencilere. “Yırtın çocuklar, korkmayın, bu bir savaştır, haydi yırtın, hepsini yırtın hepsini!” Kim ne derse desin, dünyayı kelimeler ve fikirler değiştirebilir çünkü! “O halde sizin dizeniz ne olacak?” İkinci ders: Kendin için düşünmeyi öğren!

Bu arada Neil, kütüphanede Edebiyat öğretmeni Keating’in yıllığını bulur, durumu arkadaşlarıyla paylaşır. Yıllıkta Keating için yazılanlardan ilgilerini çeken, “her şeyi yapabilecek bir adam”, “çapkın” gibi nitelemelerden başka, “Ölü Ozanlar Derneği üyesi” ifadesidir. Bu, onların okul yaşamlarında ve bütün hayatlarında bir dönüm noktası olur. Çünkü Ölü Ozanlar Derneği’nin peşine düşecekler ve bu, bir anlamda kendilerinin de keşfine giden bir yolculuk olacaktır, bedeli kimileri için ağır olsa da! Zira “İnsan ırkının bir üyesi olduğunuz için şiir okursunuz, insanoğlu da tutku doludur! Tıp, hukuk, bankacılık… bunlar hayatı sürdürmek için gereklidir. Peki ya şiir, romantizim, aşk, güzellik? Bunlar, uğruna hayatta kaldığımız şeylerdir.”

Ve okulun yakınında bulunan ormandaki bir mağarada dernek tekrar kurulur. Zaman zaman burada buluşulur, toplantılar yapılır, şiirler okunur, yazılır, tartışılır, tabulara meydan okunur ve en önemlisi bu öğrencilerin kendilerine yolculuklarında sürünün (hoi polloi) dışına çıkılır. Sartre gibi söylersek, “Varoluşun keşfi, aynı zamanda özgürlüğün de keşfidir.” Öğretmeni put, eğitimi egemenliğin temel aracı yapan okulun dışında yeni bir öğrenme ve yaşama mekânıdır artık mağara. Üçüncü ders: “Derin yaşamalı ve hayatı iliğine kadar özümsemeli! Hayatta önemli şeylerle alakadar olun: Aşk, güzellik, hakikat, adalet gibi.”

İlerlemeci, hatta Yeniden Kurmacı eğitim felsefesinin bir gereğidir bütün bunlar ve İdealizm ile realizmden etkilenen “Esasicilik”e, giderek kendini bıkmadan yineleyip duran kapitalist egemenliği tahkim eden sisteme sağlam bir eleştiridir. Başka bir derste Keating masanın üstüne çıkar ve öğrencilerinin de aynı şeyi yapmalarını ister. Amacı her günkü mekânlarına her gün baktıkları açının dışından bakmalarını, farklı düşünmelerini sağlamaktır. Dördüncü ders: Farklı, yaratıcı bir bakış açın olmalı; zira eğitim kendi başına düşünmeyi öğrenmektir!

Keating’in her dersi başka kazanımlarla sürer gider: Cesaret etmeli ve kendine güvenmeli! Basit şeyler hakkında sıradanlığa düşmeden yazmalı! Hayal etmek önemli! Özgün olmalı! Amerikalı şair Robert Lee Forst’un şiiri tam da bunu anlatır:

“…ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben

Ben daha az kullanılanı seçtim.

Bu hayatımdaki tüm farkı yarattı.”

Edebiyat dersleri, öğrenciler üzerinde etkisini çok geçmeden gösterir: Hepsi birer birey olduklarının farkına varmaya ve kendi hayatlarına el koymaya başlar: Knox, babasının arkadaşının evinde gördüğü Chris’e âşık olur, kızın okuluna gidip ona yazdığı şiiri bile okur! Neil, okul tiyatrosunun oyunculuk seçmelerini kazanır ve babası şiddetle karşı olduğu oyunda oynamaktan vaz geçmez. Todd, okulda yeni olmanın çekingenliğinden kurtulur. Charlie, iki kızı dernek toplantılarına katarak onları şiirleriyle etkilemeye çalışır ve okul gazetesine gizlice yazdığı yazıda okul müdürüyle dalga geçer, bedelini de “okuldan atılmama” cezasıyla öder!

Bu arada Keating, okulun statükocu öğretmenlerinin hedef tahtasındadır. Keating’in sıra dışı ders yöntemlerini McAlliter kıkırdayarak izlerken okul müdürü Bay Nolan (Norman Lloyd) öğretmeni, “Başarısı kanıtlanmış bir müfredat var, eğer sen onu sorgularsan öğrenciler de aynısını yapar.” diyerek uyarır. Keating, her ne kadar “Eğitim kendi başına düşünmeyi öğrenmektir.” dese de “Gelenek John gelenek!” der Nolan, “Sen onları üniversiteye hazırla, gerisi kendiliğinden gelir!”

Keating, çocuklardaki isyan etme eğiliminin kontrolden çıktığını fark ettiğinde düzene ve otoriteye yalandan da olsa saygı gösterilmesi gerektiği uyarısını yapar. “Sosyete Güzeli Konuşması”dır bu: “Hayatın iliğini emmek, kemiğini boğazına kaçırmak değildir.”

Neil oyunda başarılı bir performans sergilediği, ders notları da A’dan aşağı olmadığı halde, babası Bay Perry, onu okuldan alıp bir ağır ceza mahkûmu gibi eve götürür ve artık askerî okula devam edeceğini söyler: “Hayatını mahvetmene izin vermeyeceğim!” Neil itiraz eder; ama itirazının, onu hayatı boyunca bir kere bile kucaklamamış olan babasında da annesinde de bir karşılığı yoktur. Bu yüzden çaresizdir.

Bay Perry yatağa girerken terliklerini düzgünce yan yana bırakır. Bu detay statik kalıplarla hareket eden, düzenci bir babanın ruh halini vurgulamak bakımından önemlidir. Bu ve benzeri detaya yakın çekim yapan ağır kamera hareketleri, Neil’in otorite karşısındaki çaresizliğinin sonu hakkında ipuçları taşımaktadır:  Neil, çıplaktır, sonunu geciktirmek istercesine ağır hareket eder. Kamera da, aynı nedenle olsa gerek, zor nefes alıp vermektedir, Neil’in nabzı gibi! Çekmeceye yaklaşır, çeker; bu, babasının silahıdır, alır ve “bang!”

Maurice Jarre’nin 1990’da 42. BAFTA En İyi Özgün Müzik Ödülü almış, çığlık çığlığa kederli müziği fonda; kameranın geniş açılı çerçevelemelerine düşen karlar ve bu geniş açıda küçük bir siyah noktadır Charlie. Kalkar, koşar, bağırır, düşer, kusar… diğerleri de! Aynı ağır duygu altında Neil’in cenaze töreni…

Okul müdürü Bay Nolan, tam da beklendiği gibi, olup bitenden Keating’i sorumlu tutar. Hakkında soruşturma açar. Öğrencileri Keating aleyhine ifade vermeleri için baskılar, tehdit eder. Ölü Ozanlar Derneği’ni sorgular: Öğrencileri bütün bu saçmalıklara, Neil’i, babasının karşı çıktığını bildiği halde tiyatroya o teşvik etmiştir. Keating suçludur ve okuldaki görevine son verilmelidir! Cameron bu yönde ifade verir, arkadaşlarından tepki görür; Nolan’ın hazırladığı tutanağı ailelerinin ve okulun yoğun baskısı ve tehdidi altında diğerleri de imzalar: “Keating öğretmenlik konumunu kötüye kullanarak Neil’in ölümüne neden olmuştur!” Okuldan atılır.

eğitim-birey-toplum

(Belki en idealist görüş “yumurta-tavuk” paradoksuna uyarlayacaktır toplum- eğitim ilişkisini: Toplumda egemen ilişkileri iyileştirmeden eğitim sistemini, eğitim sistemini düzeltmeden toplumda egemen ilişkileri iyileştirmenin yolu yoktur. Oysa eğitimin bilimseli, toplumun egemenlerini her zaman rahatsız etmiştir. Köy Enstitüleri tavuğunun yumurtalarından çıkan civcivler, bir aydınlanma şenliğinin meşaleleri değildiyse bu okullar neden kapatıldılar?)

Ve Keating’in veda sahnesi filmin de final sahnesidir: Onun yerine derste, yine bir edebiyat öğretmeni olan, okul müdürü Nolan vardır. Şiirin ilk konusunu kitaptan okutmak ister, Cameron o sayfanın ve diğerlerinin olmadığını, öteki kitaplarda da bulunmadığını söyler. Nolan Dr. Pritchard’ın “Şiiri Anlamak” metnini kendi kitabından okuturken Keating, kişisel eşyalarını almak için sınıfa girer; üzgündür. Nolan gergin ve öfke doludur; onu sınıftan kovar.

Keating sınıftan çıkarken, Todd, sıranın üzerine çıkar ve Walt Whitman’ın dizeleriyle selamlar onu:

“Kaptan! Kaptanım! Tamam oldu korkunç yolculuğumuz;

Her fırtınaya göğüs gerdi gemi, kazandık istediğimiz ödülü…”

Sırayla diğerleri de aynı şeyi yaparken Nolan çıldırmak üzeredir. Şimdi sınıfın yarısı sıraların üzerinde başları yukarda dimdik durmaktadırlar; oturanlar ise başlarını öne eğmiştir. Keating’in son sözleri: “Sağ olun, sağ olun çocuklar!”dır… Ama Neil, “sağ” değildir! Çünkü Ece Ayhan’ın dizeleriyle söylersek:

“Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında

Bir teneffüs daha yaşasaydı

Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür

Devlet dersinde öldürülmüştür”

                              (Meçhul Öğrenci Anıtı)    

““Meçhul Öğrenci Anıtı”” için bir yorum

  1. Mustafa Hocam emeğine ve kalemine sağlık… Öğretmenliğimin ilk yıllarıydı. Bir öğretmen arkadaş izlemiş filmi ve beni de eğitim yöntemlerimden dolayı “aykırı” bulduğu için filmi izlememi önerdi. Gittim. İzlerken kendimden çok şey buldum. Ama oradaki öğretmen bizden çok cesurdu. Yöntemleri ise bizden çok ileri. Zaman zaman öğrencilerime önerdiğim bir filmdir. Yazınızı okurken o günlere gittim. Yüreğine sağlık. Yazılarını ilgiyle okuyorum, saygıdeğer öğretmenim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir