“Şiir, ihtiyacı olanındır!”

Il Postino / Postacı

Nüfus adıyla Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto, bizim bildiğimiz adıyla Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı’nın şairi Pablo Neruda, 12 Temmuz 1904’te doğdu; 23 Eylül 1973’te siyasi mücadelelerle ve şiirle dolu 69 yıllık fiziki bir hayatı geride bırakarak dünya edebiyatının ve devrimler tarihinin unutulmazlar listesine yazıldı. Biyolojik yokluğunun 49’uncu, poetik ve politik varlığının 99’uncu yılında Michael Radford’un 1994 yapımı Il Postino (Postacı) filmi ile selamlıyoruz.

Okumaya devam et ““Şiir, ihtiyacı olanındır!””

Bir Büyüme ve Yol Hikâyesi

Captain Fantastic

Okulu, eğitimi konuşmaya devam ediyoruz; malum eylüldeyiz. Ama aynı şeyleri okumaktan sıkıldıysanız, eğitimde, okulda farklı deneyimlerden söz edebiliriz: Başka okullar, alternatif pedagojiler, formel olmayan yaklaşımlar ya da Finlandiya örneğindeki gibi, okul dışı öğrenme mekânları… Matt Ross’un Captain Fantastic’inden başlayabiliriz.

Okumaya devam et “Bir Büyüme ve Yol Hikâyesi”

Cumhuriyet’in Aydınlanmacı ve Halkçı Eğitimi

Bugünkü Sorun ve Çözüm

Diyalektik materyalizm odur ki, her sorun kendi çözümünü içinde taşır. Diğer adı “eğitim ve kültür devrimi” olan Cumhuriyet dönüşümlerini başlangıç alsak bile eğitim tarihimizin birikim dolu olduğunu, bunun da başı darda kalmış halk ve eğitimciler için büyük bir olanak sunduğunu söyleyebiliriz. Böyle bir brikimin içinde, tehdit ve tehlikeye, çağımızın eğitim gereksinimlerine çözüm üretmemek için ya gizli bir amaç sahibi olmak ya da sırtüstü serilip yatmak lazım ki Türkiye’nin devrimcileri tarihin hiçbir dönemimde hiçbir sorun karşısında böyle yapmadılar.

Okumaya devam et “Cumhuriyet’in Aydınlanmacı ve Halkçı Eğitimi”

Hak Mücadelesi Olarak Eğitim

Birinci Sınıf Öğrencisi/The First Grader

Ülkemizde sınavla sadece öğrenciyi değil öğretmeni de yarıştıran, rekabetçi, bireyci sistem eğitime başlarken, Kenyalı “Birinci Sınıf Öğrencisi”nin (The First Grader) destansı eğitim hakkı mücadelesiyle, okulun sadece okuma yazma ve dört işlem becerilerini edinme mekânından ibaret olmadığı; ülkelerin bağımsızlığı, insanların özgürlüğü ve diğer tüm hakları için eğitimin şart olduğu bir kere daha “çaresiz geliyor aklıma”!

Okumaya devam et “Hak Mücadelesi Olarak Eğitim”

Sinemada Sürrealist İtiraz

Orfe Üçlemesi/Orphic Trilogy

Şu kadarını da biz ekleyelim ki Sürrealizm, bir gençlik ateşi olarak saman alevi gibi çok yakıcı başlıyor, ama zamana çabuk yeniliyor; sanatçının yaşı ilerledikçe o ateş kendisiyle sınırlı kalsa bile bir köze dönüşüp zamana meydan okuyor. Bir Şairin Kanı’ndaki imgelerin örtüsünün Orfe‘den sonra Orfe’nin Vasiyeti’nde usulca sıyrılıp düşmesine bakılırsa, buna Jean Cocteau’nun 30 yıla yayılan üçlemesi iyi bir örnek.

Okumaya devam et “Sinemada Sürrealist İtiraz”

“Anday Şiiri”nin Grameri

“Şair burada ne söylemek istemiş?”

Milas Belediyesi, Melih Cevdet Anday’ın yazları yaşadığı Ören’de 26 Ağustos’ta başlayan ve üç gün süren Melih Cevdet Anday Sempozyumu düzenledi. Halim Şafak’ın moderatörlüğünde gerçekleşen sempozyumda ilk gün Melih Cevdet’in Anday’ın şair ve yazarlığı çeşitli yönleriyle incelenip tartışıldı. Sempozyum bildirilerinin yer aldığı Melih Cevdet Anday: ‘Rahatı Kaçan Ağaç’ kitabı okurlara dağıtıldı. Aşağıdaki metin, sempozyumda yaptığım konuşmadır.

Okumaya devam et ““Anday Şiiri”nin Grameri”

Yalan ve Dil 3

“Evrensel Dilbilim”

Yusuf Aksu, arayıp bulamadığının tesellisini, dilini şivesiyle konuşan apartman hizmetlisi Cemile’de, onun dinlediği türkülerde, söylediği deyimlerde, ettiği küfürlerdeki doğal ve arı dilinde bulur. Onun ve Dostoyevski’nin “Budala”sındaki gibi edebiyat aracılığıyla dilin doğal olabileceğini kavrar. Cemile, insanın yitirdiği dili bulma olanağını içinde taşırken Budala’nın saflığı ve doğallığı, yalanın ve yapayın karşısına bir kale gibi dikilir!

Okumaya devam et “Yalan ve Dil 3”

Yalan ve Dil 2

‘Göstergebilim’in Yanılgısı

“Efsanevi Dilbilimci”, “Büyük Türk Dilbilimcisi”, “Emekli Profesör” gibi kendisine yak(p)ıştırılmış “yalan” sıfatını reddetme cesareti gösteremeyen Yusuf Aksu; çevirmen, dilbilimci, romancı, öykücü Tahsin Yücel’in elinde Yalan romanının bir “antikahraman”ı olarak, yaşamın tüm yalanlarının nasıl oluşturulup sürdürüldüğünün bir “göstergesi” ve toplumsal ikiyüzlülüğün açıklayıcı bir parodisi olur çıkar.

Okumaya devam et “Yalan ve Dil 2”

Yalan ve Dil 1

Yazının Dile Tarihsel Önceliği

Anlaşılan, Yunus Aksu’nun “Evrensel Dilbilim” arayışı, Babil mitinde anlatılan, Tanrı’nın insanların birbirlerini anlamamaları için dillerini karıştırmasından önceki gibi, bütün insanların birbirlerini anlayabildikleri doğal bir dil arayışından başka bir şey değildir. Bugün şiddetle ihtiyaç duyduğumuz doğal ve yalansız bir dil!

Okumaya devam et “Yalan ve Dil 1”

‘Cüney Tarkın’dan Cüneyt Arkın’a Fahrettin Cüreklibatır

“Cüney Tarkın”a gelince, o benim kuşağımın çocukluk ve ilk gençlik hayallerimizle birlikte toplumsal ve kişisel mümkünlerimizi düşsel düzeyde de olsa kanatlandırmış kahramanıydı. O kahraman, düşe kalka yürüdüğü sinema kariyerini, benim gözümde, 12 Mart döneminde Yılmaz Güney’e verilmiş bir ödülü siyasi gerekçelerle ondan alıp kendisine vermek isteyenlerin yüzüne fırlatıp atarak taçlandırmıştı. Sinemada da özel yaşamında da düşünsel duruşunda da ülkemizin yakın tarihi gibi kıyıları mutedil, açıkları kaba dalgalı bir denizdi.

Okumaya devam et “‘Cüney Tarkın’dan Cüneyt Arkın’a Fahrettin Cüreklibatır”