Bir Haziran Öyküsü

 Güneşte gölgesini,
 Rüzgârda yaprağının sesini
 Satamayınca kesti ağacı kökünden kapital…
 Ve İstanbul, isyanbuldu böylece
 Sekiz haziran önce.
  
 Sekiz haziran önce,
 Benim ıssız ve mağrur ülkem,
 Kıyameti kopardı bir dal cumhuriyet için…
 Öyle güzel oldu ki sinirlenince 
 Otuz gün, otuz gece.
  
 Otuz gün, otuz gece 
 Bulaştı cesaret bir virüs gibi herkese,
 Duran adama, kırmızılı kadına, bir de meydana…
 Polise kitap okuyan gence,
 Üstü başı gaz içinde.
  
 Üstü başı gaz içinde,
 Mehmet, Zeynep, Ethem, Ali İsmail.  
 Düşlerinin düştüğü yerden hâlâ duman yükselir…
 Bir duman ki yükseldikçe
 Uzadı gitti geleceğe.
  
 Uzadı gitti geleceğe,
 Karanlığın içinden delip geçerken,
 İçli bir ezgi gibi söylendi Doksanıncı Yıl Marşı…
 Abdullah, Ahmet ve halkça 
 Işıklar sönüp yandıkça.
  
 Işıklar sönüp yandıkça,
 Yayıldı aydınlıkla karanlığın kavgası, 
 Bütün parklar yaz okulu, ama Berkin yine yoktu…
 Sustu rüzgâr ve susunca
 Kuşlar kondu ağaca.
  
 Kuşlar kondu ağaca,
 Dallar uzadı önce uyanır gibi uykudan
 Sonra bütün yapraklar yeşile boyadı kendini…
 Ve ağaç verdi herkese
 Güneşte gölgesini. 

Arafat’a Mektup

“Baba beyaz oyuncağım nerede?”

 yarası tuzlu sözümün, yarısı sevda fakat
 ben Türkiyeli şair, bin şiir sana Arafat!


 sevmenin uslusuyla öpmenin delisi
                        uyaklıdır iç içe
 ve yeni gelinle özgür Filistin.
 incecik kumaşlardan bir gömlek biçin 
 kum tanecikleri dolsun içime!


 en yoğun uçuşları, yani yorgun kuşları
                           ezberledin mi?
 kanat altlarında kurşun izleri.
 gök mavisi kadar serin o denizleri
 çıkar koynundan da çocuklara suuu n!
  
  
 Ariel Şaron öpemez kanadında rengini
                           güneş kuşunun,
 siklamenler susuz kalır saksıda.
 Türkçe menekşeler gönderdim sana,
 Arapçada “Filistin” dediğin senin!
  
  
 ten ölüm karası, çöl yağmur yakarısı
                          kum deryasında
 ve imgesi kavganın o kadar yalın.
 geriye sevişmek kalır kırımı alın,
 aşklar uzun kinlerin tel örgüsünde!
  
  
 yarası tuzlu sözümün, yarısı sevda fakat
 ben Türkiyeli bulut, bin yağmur sana Arafat! 

Bu mektup Arafat’a 40 yıl önce yazıldı, Şaron’a küfür niyetine! 40 yıl sonra mirasçılarına ulaşması dileğiyle yayımlanıyor!

97. Yılında…

Öznel Bir Tanım Denemesi

Cumhuriyet çocuğudur toplumun.
Çocuk gözünde ışık,
ışıktaki aydınlık,
aydınlıkta aymaktır.

Cumhuriyet bir bahçedir güneşli.
Bahçede anıt ağaç,
ağaçtaki dal ucu,
dal ucunda yapraktır.

Cumhuriyet kitaptır okunaklı.
O kitaptaki şiir,
şiir içinde imge,
imgede kaybolmaktır.

Cumhuriyet sevgilidir koynunda.
Sevgilinin dudağı,
dudağında acı bal,
bal içinde kalmaktır.

Cumhuriyet gülmesidir bir halkın.
O gülmenin tarihi
tarihteki çelişme
çelişmeyi aşmaktır.

Cumhuriyet aşkmaktır!

Little Shirley Beans

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü

Bugün 11 Ekim… 2012 yılında kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi, onların insan hakları karşısında kendilerini tam ve etkili ifade edebilmesi amacıyla Türkiye, Kanada ve Peru’nun girişimleri sonunda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 11 Ekim, “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak ilan edildi.
Çünkü sekiz yıl önce 11 Ekim günü Suudi Arap Şeyhlerinden biri altı yaşındaki bir kız çocuğuyla ülkesinin Başimamı tarafından verilen izinle evlenmişti!

Okumaya devam et “Little Shirley Beans”

Yaz Bitsin

kuşlar çığlık çığlığa,
bir yazdan bir yaza göçerken yollarda
kırgındılar, yorgundular… uçtular.
birinin kanadında kapkalın uykusuzluk,
incecik sus vardı gagasında birinin!

çocuklar ağlamaklı,
düşleri savrulurken bir odadan bir odaya
durgundular, solgundular… sustular.
birinin düşüverdi okul çantası sırtından
dağıldı umutları kitapları gibi birinin!

ağaçlar yapayalnız,
bir mevsim dönerken başka mevsime
dalsızdılar, halsizdiler… kaldılar.
birinin gövdesinde kupkuru gölgesizlik
umarsız bırakıp gitti ağırlığı birinin!

sevgililer çekingen,
sevişirken sözleriyle birbirinden uzakta
ürkektiler, yasaktılar… bıraktılar.
birinin sıcaklığı düşürüverdi teninden
heyecanı terk etti yüreğini birinin!

şiirler de ıpıssız,
sararıp solarken hasta bir düzyazıda
sözsüzdüler, imgesizdiler… sizdiler.
birinin ilkyazı böyle geçti çabucak
sızıverdi uyağına sarı sıcak birinin!

ve şairler nefessiz,
gerisini kim söylesin, ne desin?

yeniden yeşermek için… yaz, bitsin!

Salgınlardan geriye sımsıkı sarılanlar kalır

Soru dolu çocuğum,
oynamak bilmek yaşında…
Sağım solum sobe ve önüm arkam.
Nasıl atar bir çınar, nasıl yaprağını dalından?
Neden okul çantamdan abecem düşer dağılır?

Çizgisiz defterimde karalamalar kalır!

Kanı deli bir gencim,
yaşamak ‘aşk’mak çağında…
Yüreğimle düşünür, yanıtlayamam.
Nasıl kanar bir nehir, nasıl böyle durmadan?
Neden bütün dağlarım deldiğim yerden yıkılır?

Tarihe benden geri yanıtsız sorular kalır!

Gelin teli kadınım,
‘kör’eneklerinizin kırdığı anda…
Hayatı üretirim, kuvvetim bundan.
Nasıl yanar bir insan, nasıl kendi ahından?
Neden namus belası benim başımda salınır?

Benden bana kanayan derin yaralar kalır!

Söğüt dalı emeğim,
iplerin iyice inceldiği zamanda…
Üstüm başım toz içinde yonga ve can.
Nasıl yaparım yaşamı bir virüs yangınından?
Neden kavgayla gücüm, dertle bilincim sınanır?

Salgınlardan geriye sımsıkı sarılanlar kalır!

Yaz Düşünceleri

Dallarına ağacının kuşlar konuyor
içimde sapsarı bir güneşten
sakladığım çocuğun…
Düşleri süt beyaz

Ardından damla damla sorular soruyor
durmadan tomurcuk düşündüren
yağmaktan mutlu bulutun…
Dudakları titrek saz

Sonra ıslak sırılsıklam geçip gidiyor
gergin ve yorgun suları içinden
gecikmiş bir yağmurun…
Korkuları gülden az

Bir yaz akşamı işte şuramda kırılıyor
gözü gibi sakındığı herkesten
taştan oyuncağı çocuğun…
Düşten olsa kırılmaz

Bulutla kuş taşla düş yoğun bakım istiyor
tozuyor yollar da yıllar gibi geçerken
yazları bile bozuluyor insanın…
Ki asla onarılmaz

“I Can’t Breathe!”*

Ku Klux Klan polisinin dizi altında boynun
Canım kardeşim George Floyd, nefes alamıyorsun!

Hanidir entübedir bütün insanlık
Enfekte ettiği pandemik kapitalizm denen o virüsün!

Yıllar önce binlerce kilometre ‘Irak’ta
Demişti Araplara, sen verdiğim nefes kadar özgürsün!

Burada, Soma’da, yedi kat yerin altında
Üç yüz bir madenci, bir ciğercik soluk almadan nasıl dursun?

Bir gün, hava almak için Park’a çıkmıştık
Ethem, Berkin, Mehmet, Ali İsmail, Abdocan ve ben, biliyorsun.

Kırmızılı Kadın, Duran Adam, birkaç çapulcu
Ama cesaret de bulaşıcıdır her yerde, ölmeye alışıyorsun!

Canım kardeşim George Floyd, nefes alamıyorsun!
İnsanı ezen düzenin dizi altında boynun!

*Nefes alamıyorum!