Jacotot, Çin Odası’nda!

Tek kelime İtalyanca bilmiyorsunuz ve yine tek kelime Türkçe bilmeyen bir İtalyan’a Türkçe öğreteceksiniz. Başarabilir misiniz? Fransız öğretmen ve eğitim filozofu Joseph Jacotot, tam da bu ‘soru’nun ortaya koyduğu bir ‘sorun’la karşı karşıya kaldı! Tek kelime Flamanca bilmiyordu ve yine tek kelime Fransızca bilmeyen Flaman gençlere Fransızca öğretecekti.

Okumaya devam et “Jacotot, Çin Odası’nda!”

Metnin Kuruluşu ve Yıkılışı

KİL TABLETTEN SİLİKON TABLETE

İnsanlığın, yazının ve metnin kuruluşuna yüzyıllardır verdiği yoğun emek, günümüzde kapitalizmin tutulduğu kültür kriziyle boşa düşmüş görünüyor. Kriz, yazarı da yazıyı da düşünceyi de dağıtıp göz gözü görmez bir toz bulutuna çeviriyor! Kil tabletlerde kurucu bir kekelemeyle başlayan yazı uğraşı, silikon tabletlerde yıkıcı bir postmodern kekelemedir artık!

Okumaya devam et “Metnin Kuruluşu ve Yıkılışı”

Gorgias’tan Günümüze Retorik

Halkı ikna ve inandırmaya şiddetle ihtiyaç duyulan seçim dönemlerinde, kişisel çıkarlarını toplum yararının önüne koyan politikacıların seçim kampanyalarında retorik, Aristoteles’in yükselttiği ‘etkili iletişim stratejisi’ derecesinden Gorgias’ın dilindeki ‘kandırma aracı’ derekesine düşüvermektedir.

Okumaya devam et “Gorgias’tan Günümüze Retorik”

‘Anlam’ın Yapısökümü

Herhangi bir “şey”in anlamı, açtıkça yayılan bir yapıya sahiptir. O yapıda her parça, kendisinin yokluğunda eksik kalan bir anlamı tamamlar. Gramer sadece dile ait bir kurallar bütünü değil; yaşamın ve “şey”lerin yapısını kuran bir iskelettir. Anlam kurmak o iskelet üzerine bir yapıyı inşa etmekse; anlamak, o yapıyı sökmektir!

Okumaya devam et “‘Anlam’ın Yapısökümü”

Tûtî-i Mu’cize Gûy

Bilim insanlarının söylediklerine göre, “insan türü olarak son ortak atamız bakımından papağanlara 318 milyon yıl uzak, şempanzelere ise 6 milyon yıl yakınmışız. Üstelik şempanzeler insanlardan sonra en zeki canlılarmış. Buna karşın konuşmayı etkileyen anatomi, sosyallik, beyin ve gen farklılıkları nedeniyle şempanzeler konuşamıyor; papağanlar ve bazı ötücü kuşlar ise konuşabiliyorlarmış.” Ama nasıl?

Okumaya devam et “Tûtî-i Mu’cize Gûy”

Olmak ve Sahip Olmak

Toplumu düzeltmeye dilden başlayacağını söyleyen Konfüçyüs’ün, ‘neden-sonuç’ ilişkisini ters kurduğu anlaşılıyor; zira tarihsel akışta ‘neden’ toplum, ‘sonuç’ dil gibi görünüyor. Bir de “olmak” ile “sahip olmak” eylemleri arasında, büyük uyum toplumu ile sınıflı toplum arasındaki kadar fark olduğu…

Okumaya devam et “Olmak ve Sahip Olmak”

Anlatım Olanağı Olarak Metafor

Zebrayı bilenler için “boyalı eşek” bir analoji (benzetme), hiç zebra görmemiş Gazzeli çocuklar için bir gerçekliktir. Aydınlanmış, duyarlı ve insanlık adına sorumluluk sahibi biri ise, bu “boyalı eşek”te İsrail’in Filistin’i işgali karşısında Gazzelinin yokluklar ve yoksunluklar içinde direnişini görecektir, yani metaforun yarattığı derin anlamı!

Okumaya devam et “Anlatım Olanağı Olarak Metafor”

Türkçenin ‘Mösyö Jourdain’leri

Burjuva Beyefendisi’nin çevresindeki dalkavuklar, kendisini kandırmak için yaptıkları planın bir parçasına da adına Türkçe dedikleri, Osmanlıca esinli, Arapça-Farsça çağrışımlı uydurma bir dil eklerler. Kibarlık Budalası’nın bu uydurma dile övgülerini, Moliere’nin Türkçe için söylediğini zanneden bizim Mösyö Jourdain’lerimiz, yolda çakı bulmuş şopar gibi seviniyorlar! Dilimizin veya herhangi bir dilin buna gereksinimi varmış gibi…

Okumaya devam et “Türkçenin ‘Mösyö Jourdain’leri”

Anlatabiliyor muyum?

DİLSEL İLETİŞİMİN SINIRLARI

Günlük iletişimimizde sık söyleyip duyduğumuz ifadelerden biri: “Anlatabiliyor muyum?” Türevleri “Anlıyor musun?”, “Bilmem anlatabildim mi?”, “Yanlış anladın!”, “Çok anlaşılmazsın!”, “O kadar güzel ki, anlatamam!”… Dil dışı diğer iletişim olanaklarını dışta tutarak söylersek, insanların iletişim, bildirişim ve paylaşım gereksinimlerini karşılayacak, bütün bulanıklığına ve yetersizliklerine karşın hâlâ en kullanışlı araç dildir.

Okumaya devam et “Anlatabiliyor muyum?”

Türkçe, Matematik ve Akıl Hocaları

Eskiden sevdiğimiz, beğendiğimiz, güzel bulduğumuz şeyleri şiirle ilişkilendirir, “şiir gibi…” derdik. Bir gün batımı manzarası, etkilendiğimiz bir konuşma ya da sevgilimiz örneğin, şiir gibiydiler… Şimdilerde toplumca daha mı ölçüp biçmeye önem verir olduk? Bir matematik sevdasına tutulmuşçasına nereye baksak orada matematik görmeye başladık! Doğada, sanatta, dilde… en çok da Türkçede!

Okumaya devam et “Türkçe, Matematik ve Akıl Hocaları”