Kazanmak ve Kaybetmek Üzerine

TAARE ZAMEEN PAR

Mayısı gençlere kaptırdıklarından olmalı, nisan ayı en çok çocuklara yakışıyor. Çocuk Günü, Çocuk Haftası değil, Çocuk Ayı olmalı nisan! Şiirde, romanda, sinemada… dünyanın aynasında hüzünleri neşeleriyle, benzerlikleri farklılıklarıyla hep onlar var; yarışmacı/rekabetçi eğitim sistemlerinin odağında da. Çocukları “kazanmak”, “kaybetmek” gibi piyasa kavramlarıyla değil; “gelişmek”, “yetişmek” gibi pedagojik kavramlarla düşünmek gerekiyor.

yerdeki yıldızlar

Taare Zameen Par (Like Stars On Earth), “Her Çocuk Özeldir” alt başlığıyla “Yerdeki Yıldızlar” biçiminde çevrildi dilimize. Film, yönetmenliğini Aamir Khan yaptığı, senarosunu Amole Gupte’nin yazdığı 2007 yapımı bir dram. Başlıca rollerini Darsheel Safary ve Hint sinemasının en popüler oyuncu, yönetmen ve yapımcısı Mohammed Aamir Hussain Khan paylaşıyor.

Internet Movie Database sitesinde 8,4/10 puana layık görülmesi ve sitenin en iyi 250 film listesinde yer alması 0nun popülaritesi hakkında iyi kötü bir fikir veriyor. Film, dünyanın en çok film üreten Hindistan sinemasının Bollywood (Bombay’ın “B”si ile Hollywood’dan mülhem) film merkezinde kotarılmış. (Ülkenin entelektüel sanat filmleri Kalküta merkezlidir.) Son bir resmi bilgi: Taare Zameen Par, Filmfare Sinema Ödüllerinde En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülüne layık görülmüş.

Yerdeki Yıldızlar, küresel çapta 1980’lerde yükselmeye başlayan liberasyon döneminin getirdiği, çoğu kez muhalif görünen ve ana akım eğitime bir seçenek olarak sunulan liberal pedagojinin övgüsüne adanmış bir film. Sovyetler’in yıkılmasıyla birlikte iki kutbundan birini yitiren dünyada kapitalizmin giderek vahşileştiği, devletlerin sosyal politikaları terk ettiği, toplumsal dayanışmanın yitirildiği yerde, bireysel kurtuluş kültürünü meşru kılmak derdine düşüyor Aamir Khan.

Ishaan (Darsheel Safary), iki çocuklu orta sınıf bir ailenin en küçük bireyi. Üçüncü sınıfı ikinci kez okuyor, ama başarısında bir adım bile ilerleme yok. Çünkü okulu sevmiyor, öğretmenlerden kaçıyor, okumaktan korkuyor, yazmayı beceremiyor… Annenin tüm korumacı ve duygusal sahiplenişinin karşısında, babanın kuralcı, baskıcı ve başarıya odaklı değerlendirme ölçütlerinin cenderesine sıkışmış Ishaan. Kaçıyor, bunalıyor ve giderek daha fazla yalnızlaşıyor. Arkadaşlarıyla da geçimsiz, onlara uyamıyor; arkadaşları da onu anlamıyor.

Okul yönetimi akademik başarıyla saygınlık kazanma, öğretmenler dönem sonuna kadar müfredatı yetiştirme, anne ve baba da çocukları üzerinden kendi egolarını tatmin etme derdinde. Oysa ağabeyi son derece başarılı, sınıf birincisi; babasının gurur kaynağı. Sabahlara kadar ders çalışıyor. Muhalif öğrenci argosuyla söylersek, tam bir inek! Toplumda egemen yarışmacı eğitim değerlerinin modellediği “başarılı” bir öğrenci yani!

Ama film, iki kardeşin bu karşıtlığından üretmiyor temel çatışmasını. Khan’ın asıl odaklandığı, kapitalizmin rekabetçi eğitim sistemi içinde ailelerin akademik başarı yönlü beklentileri ile bireysel başarıya odaklı liberal eğitim sisteminin dışlayıp eğitimden düşürdüğü çocuklar arasındaki karşıtlık. Buradaki karşıtlıkta devlet ve aile içindeki otorite, özel eğitim gereksinimli çocukları toplum dışına itip harcarken; otoriteyle uyumlu bireyler düzenin kazananları olarak yükseliyor. Ülkemizde kurucu değerlerini çoktan yitiren eğitimin kazananları ise, sosyoekonomik bakımdan avantajlı ailelerin özel öğretim olanaklarından yararlanabilen çocukları.

Öte yandan liberal ekonomi politikalarının derinleştirdiği gelir adaletsizliğini meşru ve sürdürülebilir kılan sınav odaklı eğitim sisteminde, dezavantajlı konumdaki yoksul kesimlerin çocukları kaybetmeye devam ediyor dünyanın her yerinde, Türkiye dâhil! Üretilen çözümler, çoğu kez insan merkezli, hümanist alternatif pedagojilerden güç alsa da sosyal politikalardan bağımsız ele alındığında etkisini, sahile vurmuş denizyıldızlarını birer ikişer denize atarak onları hayata döndüren yaşlı adamın çabasından öte bir anlam taşıyamıyor maalesef, Yerdeki Yıldızlar hariç değil! 

Okulu kıran, ödev yapmayan, ders çalışmayan Ishaan’a dönecek olursak, okuldaki başarı potansiyeli, öğretmenleri tarafından, yaptıkları ve daha çok yapmadıkları ile özel eğitime muhtaç çocukların okuluna gitmesi gerektiği biçiminde değerlendiriliyor. Çocuğuna herhangi bir özür kondurmayan babası,  sadece yaramazlıktan dolayı ders çalışmadığına inandığından onu ceza olarak yatılı bir okula veriyor. Ishaan, Denizyıldızının Öyküsü’ndeki “yaşlı adam”la, yani onun bireysel kurtuluşunu sağlayacak öğretmenle, işte bu okulda karşılaşıyor!

Disiplin adına tepeden tırnağa otorite kesilmiş yatılı okul, onu çok sevdiği resim yapmaktan bile uzaklaştırıyor. Artık hayata tutunacağı, kendini ifade edebileceği hiçbir şey kalmadığı anda, okulda geçici görevle çalışan, sistemin okul ve eğitim değerlerine aykırı resim öğretmeni Ram Shankar Nikumbh (Aamir Khan) tarafından fark ediliyor. Öğretmenin ilk yaptığı iş, iletişim kanalları tamamen tıkanmış, yalnızlaşmış ve kendine kapanmış bu çocuğa ulaşmanın bir yolunu bulmak oluyor.

Nikumbh, öğretmenliğin kendisine kazandırdığı bir yeterlikle ve küçük bir çabayla bu engeli aşıyor. Ama Ishaan’a ulaştığında hiç de iç açıcı olmayan bir manzarayla karşılaşıyor: Ishaan disleksidir, yani okuma bozukluğu yaşamaktadır. Okuyamamasının, yazamamasının, çalışamamasının, kısacası okuldan nefret etmesinin nedeni budur. Ancak tüm bu karanlığın içinde cılız da olsa bir ışık sezilmektedir.

Öğretmeni, onun resme olan ilgisini ve resim yeteneğini sağaltıcı bir olanak olarak kullanacaktır. Önce durumu aile ile paylaşır. Sonra okul genelinde tüm öğretmen ve öğrencilerin katıldığı bir resim yarışması düzenler. Jüri de bu yeteneği keşfetmiş ve Ishaan’ı ödüllendirerek onun hayata dönmesinin ve ona tutunmasının yolunu açmıştır.

Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Küçücük bir özel ilgi ve çalışmayla Ishaan, okuma engelini de aşar, yazma zorluğunu da. Okulun, öğretmenlerinin ve ailesinin anladığı anlamda “başarılı” olmasının önünde hiçbir engel kalmamıştır. Bu Yeşilçamvari “mutlu son”da Ishaan, ailesi, özellikle babası, çocuğunu doğru anlayamamanın derin üzüntüsünü onu geri “kazanmanın” mutluluğuyla yenmeye çalışsa da soru hâlâ ortadadır: Çocuk, hayata tutunma, kendini ifade etme olanağı olan, mutluluk kaynağı resimde kalır da toplumca eğitimden beklenen “akademik başarı”yı reddederse, Ishaan topluma kazanılmış olur mu?  

Yoğun duygu patlamalarının klip formatlı çekimlerle anlatılarak müzikal bir etkinin yaratılmak istenmesi ve ortalama üç saatlik bir süre, Bollywood sinemasının genel karakteristiğidir. Taare Zameen Par da bu geleneğin dışında kalmaz.

Yeşilçam sinemamızın yabancısı olmadığı iyi-kötü, doğru-yanlış çatışmalarını romantizmin abartılı anlatımıyla, “farklı” çocukların eğitimi odağında ele alan Aamir Khan’ın “kazanmak/kaybetmek” üzerine pek fazla kafa yormadığı anlaşılıyor. Bu yüzden ona “Yerde gökten düşmüş o kadar çok yıldız varken Ishaan’ı kurtarmak neyi değiştirir?” diye sormuyoruz; çünkü rekabetçi, yarışmacı eğitim sisteminin kurtarışı toplumca değil, tane tanedir.

Sorsak da yanıtı bellidir: “Bak, Ishaan için çok şey değişti!”

“Kazanmak ve Kaybetmek Üzerine” için 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.