Ortak Dil Arayışı

Doğal, ulusal diller arasındaki etkileşim hızla artıyor, iletişim teknolojilerinin yarattığı olanaklar durmadan çoğalıyor. Duygularımızın ifade biçimleri olan emojiler, ortak bir iletişim aracı arayışında piktografik işleve ulaşmış durumda. Bu arayışlardan, insanlığın o büyük uyumu için dilsel ve giderek kültürel bir zemin çıkar mı?

“Ve bütün dünyanın dili bir, sözü bir idi…”

Musa’nın Birinci Kitabı’nın 11. Bab’ı bu cümleyle başlar.  Rab, bu ‘dili bir, sözü bir’ insanların ‘bir’liğinden doğan güçle yeni teknoloji ve yöntemler üreterek yaptıkları “Babil Kulesi”nde kendisine şirk koşacaklarını düşünerek onların ‘bir’ olan dillerini birbirine “karıştırmış” ve insanları birbirlerini anlamaz hale düşürmüştü. Dün birlikte gülüp eğlenen, birlikte dertlenen insanları, bugün anne oğlu, komşu komşuyu anlayamayacak kadar bölmek, dağıtmak, güçsüz bırakmak için onların ‘bir’ olan dillerini karıştırmak yetmişti.

Pieter Bruegel’in Babil Kulesi

Dilin ve dil birliğinin, insan topluluklarının bir arada yaşamasını ve Babil Kulesi’ni inşa edecek denli tanrısal bir başarıya ulaşabilmesini mümkün kılacak bu büyük gücünü, bundan daha etkili anlatabilen bir söylence bilmiyoruz. Birbirini anlamayan, dil ile hemhal olamayan insanların bir arada yaşamasının da bir anlamı yoktu; bu nedenle dünyanın dört bir yanında dağınık dil toplulukları içinde, güçsüz ve aciz bir yaşam bekliyordu insanoğlunu.

Çünkü dil, sadece pragmatik ve teknik bir araç olsaydı, farklı dillerin oluşturduğu farklı insan toplulukları birbirlerinin dillerini karşılıklı olarak yeniden kolayca öğrenebilir ve Rabb’ın bu lanetini geçersiz kılabilirlerdi. Önemli olan, insanın içinde kültürlendiği, sosyalleştiği dille edindiği duyuş, görüş, düşünüş, yani kültür farklılığıdır ki yabancı bir dilin asıl aşılması zor olan engeli budur. Dilin bu özelliği sayesinde aynı dili konuşan insan topluluklarına ait bireyler ortak dünya algısı ve bu algı karşısında ortak tavır edinirler. Bütün bunları iyi bilen Rabb’ın, dağıtmak ve karşısında güçsüz düşürmek istediği insan topluluğunu dilinden tutup yere çalması son derece isabetli bir karardır!

Ancak 2500 yıl öncesinin dinsel metinlerinde yer alan Babil Söylencesi’ne göre, tanrının kendisine eş koştukları için dillerini karıştırarak lanetlediği insanlar, ortak bir dil arayışından vazgeçmiş görünmüyorlar. Konuşma yeteneği sayesinde insan, birçok dilin oluşturduğu birçok topluluktan birinin içinde dünyaya gelip o topluluğun dilini konuşmaya başlıyor. İnsan bireyinin hayatında biyolojik annesinden öğrendiği bu dil onun “anadili” oluyor ve insan hayata dair ilk bilgilerini bu dille ediniyor.

Aynı topluluğun, ki artık “millet” diyebiliriz, konuştuğu “ana dil”in farklı coğrafi bölgelerde farklılıklar göstererek “ağız” özelliği kazanması, bölgeler arasında sosyal ve kültürel geçirgenliğin daha az olduğu dönemlerden gelen doğal bir özeliktir. Ağız farkı konuşma dilinde sürerken, resmi dili olarak yazı dili bu farklılıkları ortaklaştırır ve yani ulusal dil kılar. Üst örgüt olan devletin organize ettiği ticaret, hukuk ve eğitim etkinliklerinde işlerin daha sağlıklı, pratik ve hızlı yürümesi esastır ve bu herkesin kullanacağı, ağızların bir üst biçimi olan ortak, yani “ulusal dil” ile mümkündür.

Ekonomik faaliyeti, siyasi gücü ve kültürel etkisi en yüksek olan bir “ağız”ın diğer “ağız”ları gerileterek öne çıkmasıyla oluşan ortak dil, ülke sınırlarınca yayılır ve bir yandan insanlar arasındaki ilişkileri kolaylaştırırken bir yanda da bilim ve edebiyat kazanımlarının ortaya çıkmasını sağlar: Türkiye’de Türkçe İstanbul, İtalya’da İtalyanca Toskana, Rusya’da Rusça Moskova, İspanya’da İspanyolca Kastilla, İngiltere’de İngilizce Londra, Fransa’da Fransızca Paris, Antik Yunanistan’da Yunanca Atina ve Roma İmparatorluğu’nda Latince Roma şehrinin ağzıyla oluşmuştur.

Ortak dillerin kimi örneklerinin ise ilginç bir biçimde ülke içindeki ağızların birinden değil, tamamen yabancı bir dilden oluştuğu görülmektedir: Kelt dillerinin konuşulduğu İrlanda ve Galler’de İngilizce; yine Batı ve Güney Almanya’nın Kelt dil bölgeleri ile Galya ve Kuzey İtalya’da Latince; Kuzey Afrika’nın Berber, Sudan’ın Zenci dilleri için de Arapça ortak dildir (W. Porzig, 1950).

Öte yandan, ayrı ayrı bağımsız ülkeler de aynı ortak dile sahip olabilmektedirler: 20 kadar Orta ve Güney Amerika ülkesinde İspanyolca, Büyük Britanya ve Amerika’da İngilizce, 10 Arap ülkesinde de Arapça, Belçika, Batı İsviçre ve Kanada’nın bir bölümünde Fransızca, İsviçre’nin kantonlarından Ticino’da İtalyanca, Avusturya’da Almanca ortak dildir. Ancak İsviçre gibi birden çok ortak dili olan bağımsız ülkeler de vardır; Almanca, Fransızca, Romanşça, İtalyanca İsviçre’nin resmi ortak dilleridir.

Ortak dil olgusunun faklı bir biçimi de uluslararası “ilişki dili”dir. İlk bakışta devletler arasında ticari ve siyasi ilişkileri sürdürmek işlevi görse de bu dilin görevine zamanla kültürel ve emperyal ödevlerin eklendiği de bilinmektedir. Bir dili, uluslararası ilişki dili yapan, kuşkusuz yine o dilin sahip olduğu ekonomik güç, siyasi etki, kültürel gelişmişlik ve konuşulma alanının genişliğidir: Doğu Avrupa ve Kuzey Asya’da Rusça, Doğu Asya’da Çince, 18. yüzyıldan sonra “üzerinde güneş batmayan imparatorluğun” dili İngilizce, 16 ve 17. yüzyıllarda İspanyolca, Orta Çağ’da Fransızca, 7. yüzyıldan sonra Arapça, MÖ 2. yüzyıldan başlayarak Latince ve MÖ 2. bin yılda Ön Asya ve Mısır’a kadar bölgelerde ticaret ve diplomasi dili olan Babilce ilişki diliydi.   

Emoji dili mümkün mü?

Bir yanda dil evrimi, çok geniş bir zaman içinde ağır adımlarla yürüyor; bir yanda tarihsel ve sosyal engelleri ortadan kaldırmaya çalışan bir arada yaşama, üretme ve paylaşma eğilimi; insanın biyolojik/fiziksel ve sosyal/kültürel doğasında varlığını koruyor. Bu nedenle doğal, ulusal diller arasındaki etkileşim hızla artıyor, iletişim teknolojilerinin yarattığı olanaklar durmadan çoğalıyor. Duygularımızın ifade biçimleri olan emojiler, ortak bir iletişim aracı arayışında piktografik işleve ulaşmış durumda. Bu arayışlardan, insanlığın o büyük uyumu için dilsel ve giderek kültürel bir zemin çıkar mı?

Çıkar belki, ama önce hayatı boyunca yapay ve ideal bir dil peşinde koşan ve vardığı yerde salt simgesel bir dil bulan Leibniz’in zorluğunun aşılması, yani seslerden oluşan sözcüklerin ve onların kurduğu birleşimlerin doğal, ulusal dillerdeki eklemliliğe ulaşması gerekir. Bu da yetmez, emperyalizmin ulusları birbirlerinden uzaklaştıran ve kapitalizmin toplumu bölerek “dillerini karıştıran”, sömürüye dayalı ekonomik zeminini ortadan kaldırmak da kaçınılmazdır.

Ancak o zaman birbirimize daha çok yakınlaşıp insan sıcaklığımızı daha iyi hissedebileceğimiz, insanlığın o büyük uyum dünyası için ortak bir dille yeni “Babil Kuleleri” inşa edebiliriz!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir