Öğretmene Saygı Duruşu

MORRIE’YLE HER SALI

UYARI: Bu yazının konusu olan Mick Jackson’un Morrie’yle Her Salı adlı filmi , Mustafa Kemal Atatürk’ün, kariyer basamakları sınavıyla “Başöğretmen” olduğunu sanan, öğrencileri ve öğretmenleri kapitalizmin temel dinamiği olan acımasız bir rekabetin içine iten, onları dörtten seçmeli sınavlarla yarıştırıp sınıflandırarak nesneleştiren eğitim yöneticileri için sakıncalıdır!

Öğretmenim Morrie’yle Salı Buluşmaları

Çok satan kitaplar içinde yer almak için öykünün insanlara yakın olması gerekiyor. Bu öykü herkesin kalbine dokundu. Kendinizi Mitch’le özdeşleştirebilirsiniz. Mitch’in hayatı elinden kayıp gidiyor. Mitch öğretmeni Morrie’yi buluyor. Morrie ölmek üzeredir, buna rağmen bize yaşamayı öğretiyor. Hayatın öğrenmek ve öğretmek olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Öğretip öğrendiğiniz, verip aldığınız sürece hayat birçok güzelliklerle doludur. Sadece etrafınıza bakmanız yeterli.

Tanıtımı yapılan kitap, “Morrie’yle Her Salı” filminin uyarlandığı, 42 dilde 14 milyon satmış bir bestseller. ABD’li yazar Mitch Albom’un Brandeis Üniversitesi’nde sosyoloji öğretmeni Prof. Morrie Schwartz’la ilişkilerinden esinlenerek yazdığı Öğretmenim Morrie’yle Salı Buluşmaları başlıklı kitabı.

Mitch Albom, Brandeis Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdikten sonra müzisyen olmaya karar vermiş, ancak bu yolla geçimini sağlayamayacağını anlayınca yazarlığa yönelmiş. Columbia Üniversitesi’nde Gazetecilik ve İşletme bölümünde mastır yapmış ve mezun olduktan sonra çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazmış. Spor sayfalarında yazdığı köşe yazıları birçok ödüle değer görülmüş.   Halen radyo spikerliği de yapmaktadır.

ÖĞRENCİDEN ANILAR

Eğitim konulu kitapların, genellikle ilk ya da ortaokul öğretmenlerinin, anılarından ve okul deneyimlerinden hareketle yazıldıklarını biliriz. O tür gözlem, deneyim ve anıları bu kez, okul, ders, öğretmen-öğrenci ilişkilerini üniversite eğitim ortamı ve sonrası bağlamında bir öğrencinin kaleminden okuyor, ondan uyarlanan filmden izliyoruz. Albom, yalın bir dille yazdığı kolay anlaşılır romanlarında insan ilişkilerini ahlaki bir bakış açısıyla ele alır. Anı yaşamanın önemine vurgu yapar, bireyciliği aşarak insanlarla ilişki kurmanın, onlarla iletişime geçmenin altını çizer. Hayatı tozpembe görüşü, aşırı iyimser yaklaşımı, romanlarının ticari başarısını yükseltmekle birlikte, özellikle Öğretmenim Morrie’yle Salı Buluşmaları ve Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi adlı romanları “fazla dogmatik”, hatta “kültürel açıdan aşındırıcı” biçiminde değerlendirilmiştir.

KİTAPTAN sinemaya

Mitch Albom’un bir ticari kült olmasını sağlayan Öğretmenim Morrie’yle Salı Buluşmaları, 1999’da yönetmen Mick Jackson tarafından Morrie’yle Her Salı adıyla sinemaya uyarlandı. Thomas Rickman’ın boşluksuz, akıcı ve dramatik senaryosuna Emekli Profesör Morrie Schwartz’da Jack Lemmon, Mitch Albom’da Hank Azaria, Jenine’de Wendi Moniz ve diğer karakterlere Caroline Aaron, John Carroll Lynch… hayat veriyor. Öğretmen ve öğrenci rollerinde Jack Lemmon ve Hank Azaria En İyi Erkek ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülleri için yarışmış, film 2000’de 4 Primetime Emmy En İyi Televizyon Filmi Ödülü’nün sahibi olmuştu. ABD yapımı, 89 dakikalık bu televizyon filminin yapımcısı, filmin giriş sahnesinde, bu yazının ilk paragrafındaki tanıtımı yapan, Oprah Winfrey.

Mick Jackson’ın filmografisinde Amerikalı tarihçi Deborah Esther Lipstadt’ın, 2. Dünya Savaşı’nda Yahudi Soykırımı yaşanmadığını savunan İngiliz yazar David Irving’e karşı verdiği hukuk mücadelesini anlatan Denial; ünlü şarkıcı ile koruması arasındaki güven ve bağlılık ilişkisini konu edinen The Bodyguard; tutarsız bir hava durumu sunucusuyla tarz düşkünü sevgilisi arasındaki ilişkiye kamera tutan Los Angeles Öyküsü; hayatı boyunca tüm çevresi tarafından yanlış değerlendirilen otistik bir kadının, onlara unutamayacakları bir ders veren etkileyici hikayesini anlatan Temple Grandin gibi yapımlar bulunuyor.

KAYIP GİDEN HAYATlar

Morrie’yle Her Salı’ya dönecek olursak, eğitim mekânlarının dört duvarla, öğretmenliğin de bu duvarların içine sıkıştırılamayacağını vurgulayan ve bu yönüyle    Ölü Ozanlar Derneği ile benzeyen tezlerinin oturduğu konusu kısaca şöyle: Başarılı bir spor yorumcusu ve gazeteci olan Mitch, hayatındaki her şeyi kariyeri uğruna ikinci plana atmıştır. İşinin yoğun tempolu koşuşturması içinde hayatı sürekli ertelemekte, sevdiklerinin kendisinden uzaklaştığını bile fark edememektedir. Kariyer merkezli yaşamının baş döndüren hızıyla savrulan, savruldukça yalnızlaşan, yalnızlaştıkça mutluluktan uzaklaşan ve giderek içi boş bir kalıba dönüşmektedir.

Bir gün televizyonda, 16 yıl önce üniversitedeyken sosyoloji dersi aldığı öğretmeni Morrie’nin röportajına rastlar.  Öğretmenine, motor nöron hastalığı, yani merkezî sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin kaybı nedeniyle kasların, dolayısıyla organların kullanılamadığı bir hastalık olan ALS teşhisi konduğunu ve ölüm döşeğinde olduğunu öğrenir. Dans etmeden duramayan, neşe dolu Morrie artık yürüyememekte, kişisel ihtiyaçlarını bile karşılayamamaktadır.

EMEKLİ OLUNAMAYAN MESLEK

Mitch, nasılsa yoğun iş temposundan zaman ayırıp yaşlı öğretmeninin ziyaretine gider, aynı yıllar öncesinin Morrie’sini bulur karşısında. Öğretmenliğindeki ufuk açıcı öğretme tarzının Morrie’si. Dostlarıyla içten iletişim kurabilen, neşesinden hiçbir şey eksilmemiş, entelektüel ama alçakgönüllü, pırıl pırıl zekâsıyla öğretmeni, yakın dostudur yine karşısındaki. Belki okuldan ayrılmış, ama meslekten emekli olmamıştır Morrie; çünkü öğretmenlik emekli olunan bir meslek değildir. Çok geçmeden ikisi arasında duygusal bir bağ oluşacak ve öğretmeniyle üniversitedeki gibi her salı bulaşacak, hayatı anlamlı kılan yaşam, ölüm, aşk, aile, mutluluk, başarı, evlilik, toplum, korku, merhamet, yaşlılık gibi birçok kavram üzerine konuşacaklar; konuştukça Mitch’in yaşamı değişmeye başlayacak, değiştikçe ete kemiğe bürünecek ve insanlaşacaktır. Yaşam boyu süren eğitimin, kariyer basamaklarını dörtten seçmeli sınavla değil, hayatının her anındaki farkındalığıyla tırmanan öğretmenin gücü ve öğrenmenin etkisidir bu.

Felsefe, psikoloji ve sosyal psikolojinin iç içe geçtiği filmde yönetmen Mick Jackson, genellikle temayı güçlendiren kapalı mekânlar kullanıyor; yakın plan çekimlere ağırlık veriyor. Psikolojik çözümlemelerin etkisini baş plan çekimlerle destekliyor. Bunda yapımın bir televizyon filmi olarak çekilmesinin de etkisi var. Fonda klasik form müziğin, soyut kimi düşünceleri belirgin ve etkili kılmaktaki rolünü de teslim etmek gerekiyor.

MORRİE’DEN HAYAT BİLGİSİ DERSlerİ

Yıllar sonra ilk buluşmalarında, Mitch, Morrie’nin bir keresinde derse girdiğinde hiç konuşmadan bir süre beklediğini, öğrencilerin de çıt çıkarmadan durduklarını, sonra bu sessizlikten rahatsız olduklarını anımsarlar: Öğrenciler ancak öğretmenlerinin “Neler oluyor burada?” sözüyle sessizliğin ürküntüsünden kurtulmuşlardır. “Neden sessizlik insanları bu kadar ürkütür? Neden havada uçuşan kelimeler olmayınca insanlar kendilerini rahat hissedemezler?” Bu, sessizliğin yarattığı ürküntünün Morrie’ce anlatımıdır.

Şu diyalog da “ölüm-yaşam ilişkisi” üzerinedir:

“-Nasıl olduğunu anlatayım mı ölmenin? Aslında şanslıyım, hâlâ öğrenecek zamanım var. Sevdiklerime veda edecek zamanım olacak. Evet, son dersimi verebileceğim.                                         

Ölüm üzerine mi?                                                                              

-Ölüm üzerine falan değil, yaşam üzerine! Eğer ölmeyi bilirsen yaşamayı da bilirsin.”

“Acaba Morrie buna ne derdi?” Morrie artık bir mecburiyettir eski öğrencisi Mitch için. Akıp giden seline kapıldığı hayatında tutunabileceği bir dal olmuştur Morrie ona. Şimdi hasta olan akışa kapılmış, durup düşünmeye, “ince şeyleri anlamaya” vakti olmamış Miych midir, ALS teşhisli Morrie mi? Bir keresinde “Sana zaman hakkında bir şey göstereyim mi?” der Morrie ve nefesini tutup sayar: “1,2,3,4,5,6,7,8.,9,10,11…” Nefesi kesilmiş, boğulacak gibi olmuştur. “Geçen hafta 16’ya kadar çıkmıştım. Küçükken 100’e kadar sayardım. İnsanın nefes alması yaptığı işi gibi değil, savsaklayamıyorsun! Birbirimizi sevelim ya da bırak ölelim!”  Bu ders, çalışma hayatını ve kariyerini sorgulamasına yol açar Mitch’in.

GENÇ OLMANIN ACISI

Mitch ve Morrie buluşacakları her salı günü konuşacakları konuları listelerler: “Ölüm, aşk, evlilik, aile…” Mitch’in korktuğu şeyler yani, durup düşünmeye vakit bulamadığı… “Evet, ben de genç oldum, genç olmanın acısını iyi bilirim. Yaşlanmak çürümek değildir, büyümektir de! Yaşlanmaktan korkuyorsun. Bu ne demek biliyor musun? Anlamını bulmayan yaşamlar!” Yani yaşadığınla yaşamak istediğin arasındaki uzaklıktır Morrie’nin sözünü ettiği korkunun beslendiği yer. Jenine’i sever, ama kariyeriyle evli olduğundan ona ulaşamaz Mitch! Onun için işinden boşanmak, sevdiğiyle evlenmek az korku değildir!

Bir salı, elinde ses kayıt aracıyla gelir Mitch, dersleri tekrar etme olanağı olsun istemektedir. Ama kısa süre sonra bu konuşmaların okul dersleri gibi hafızadan çabucak uçup gitmediğini anlar. Konuşmaya “evlilik”ten başlamayı önerir; Morrie “çelik çomak”tan başlamak ister, yani çocukluktan. Yoğun duygular içinde, bütün içtenliğiyle annesinin ölümünü, babasının kendisine göstermediği sevgisini, üvey annesinin öğretmenliği seçmesindeki etkisini… anlatır. Söz yine “ölüm”e gelince, ölümden değil, onun yaşama etkisinden söz açar: “Budistler öyle yapar. Omuzlarında hayali bir kuş taşırlar. Her gün bugün mü öleceğim küçük kuş, diye sorarlar. Yaşamak istediğim hayatı yaşıyor muyum? Olmak istediğim gibi bir insan mıyım? Her an ölebileceğimizi düşünseydik, farklı yaşamlarımız olurdu. Nasıl öleceğini bilirsen nasıl yaşayacağını anlarsın!”

dalga mı okyanus mu?

Ve Mitch, zaman uçağın penceresinden geriye doğru akan bulutlar gibi geçip giderken Morrie’nin öğüdünü tutup omzuna bir kuş koyar! Bunu Jenine de fark eder, Mitch’le konuşmayı ve Morrie ile tanışmayı kabul eder. Morrie ona Küçük Dalganın Öyküsünü anlatır: Okyanusta küçük bir dalga varmış, pervasızca dolaşır gününü gün edermiş. Diğer dalgaların kıyıya vurduğunu görmüş. Bana da mı böyle olacak, diye düşünmüş. Büyük dalga neden üzgünsün diye sormuş. Küçük dalga, çünkü kıyıya vurup öleceğiz, anlamıyor musun, demiş. Diğer dalga asıl sen anlamıyorsun bunu, sen bir dalga değil, okyanusun bir parçasısın demiş! Okyanusun bir parçası!

Yukarıdakiler sadece birkaç salının dersleri. Diğerleri, yitip giden öğretmenliğe bir saygı duruşu olan Morrie’yle Her Salı’da.

Ama film öğretmenliği küçülten değil, yüceltenler içindir!            

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir