Yabancı Dil Öğretimi – Yabancı Dilde Eğitim

Çağımızda yabancı dil öğretimi neden gereklidir, ama yabancı dilde/dille eğitim neden mümkün değildir? Bu dil yazımızın konusu, şu günlerde üniversite hazırlık çalışmalarının son düzeltmelerini yapma telaşı içindeki üniversite adaylarını yakından ilgilendiriyor.

Zira ülkemizin kimi “aydınları”, yıllardır İngilizcenin eğitim dili olması gereğini hararetle savunuyorlar. Önceleri bu önerilerini İslam dünyasının Rönesans hareketine bir katkısı olmamasını, o zamanların evrensel dili olan Latincenin İslam dünyasında yaygın olmamasıyla gerekçelendiriyorlardı. Şimdilerde ise yabancı dilden sadece İngilizceyi kastederek şöyle diyorlar: “İngilizce artık hayatımızın bir parçasıdır. Bilimsel gelişmeleri izlemek ve kendimizi tüm dünyaya duyurmak için İngilizce şart oldu. Zaten insanlığın gelişimi de tek dile doğru.” 

Bu ve benzeri gerekçeleri okuyunca bir zamanlar “Türkçenin şurada en çok yüz yıllık bir ömrünün kaldığı”nı yazan Çetin Altan’ı ve yine o zamanlar İngilizce dil kursu veren bir özel öğretim kurumunun gazetelere verdiği reklamda kullandığı şu sloganı anımsadım: “Siz hâlâ annenizin dilini mi konuşuyorsunuz?” Salgın henüz okulları kapatmadan önce ise kimi özel okullarda İngilizce, imam hatip liselerinde Arapça lehine öğrencilerin Türkçe konuşmaları yasaklanmış; İstiklal Marşı Arapça söyletilimişti! En son, resmî bir okulumuzda, yapılacak etkinliklerin dili “İngilizce, Arapça ve Osmanlı Türkçesi” olarak belirlenirken konferans listesinde Türkçe oturum yer almamıştı!

İtiraza başlamadan önce sık karıştırılan iki kavramı, “yabancı dil öğretimi” ile “yabancı dilde/dille eğitim” kavramlarını tanımlamamız gerekiyor. “Yabancı dil öğretimi”, anadili ya da anadil dışındaki herhangi bir dilin okullarda öğretilmesi demektir ki hızla küçülen ve kültürlerin yakınlaştığı bir dünyada hem gerekli hem kaçınılmazdır. Bilginin çeşitlenmesi, hızlı yayılması, edinilmesi ve paylaşılması yabancı dil öğretimini zorunlu kılmaktadır.

Öğretim tekniklerinin ve teknolojisinin bugün ulaştığı seviyede yabancı dil öğretiminin geçmişe göre birçok zorluğu aşılmıştır. Okul dışı etkileşimin, internetin, bilişim kaynaklarının bunca çeşitlenip çoğaldığı; yapay zekânın hızla gelişip hayatın her alanına girdiği ve yabancı dile bu kadar maruz kaldığımız çağımızda, yabancı dil öğrenmenin kolaylaştığını söylemek, zor ve yanlış olmasa gerektir.

Ancak konu, “yabancı dilde/dille eğitim”se işte orada durup düşünmek, pedagojik gereklik ve gerçeklikleri gözden geçirmek kaçınılmazdır. Yabancı dilde/dille eğitimde eğitim dili, hem öğreten (aktaran) hem öğrenen (alıcı) için anadil dışında bir başka dildir. Buna “tam yabancı dille eğitim” denir ve ülkemizde yabancı dilde eğitim yapan programlar buna örnektir.

Kolayca anlaşılacağı üzere eğitim öğretim süreci, bütünüyle ve tam anlamıyla bir iletişim sürecidir. İletişim, dört öge üzerinde gerçekleşir: Aktaran, alıcı, ileti ve kod. İletişimin sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi, aktaran ile alıcının aynı kodu kullanmasına bağlıdır. Kod, iletiyi şifreleyip alıcıya taşıyan ögedir ve bireyler arasındaki iletişimde en kullanışlı kod kuşkusuz, dildir.

Eğitim öğretim sürecinde “aktaran” öğretmen, “alıcı” öğrenci, “ileti” bilgi ve “kod” dildir. Bir iletişimin en doğru, en verimli ve en sağlıklı biçimde anadille sağlanabileceği, su götürmez bir gerçekliktir. Dolayısıyla eğitim öğretim sürecinin de sağlıklı bir biçimde işlemesi, aktarıcı ile alıcının kullandığı kodun ortak olmasına, yani ortak “anadil”e bağlıdır. Bu nedenle ülkelerin eğitim dilleri, o ülkelerde en yaygın kullanılan ve vatandaşlarının bilgilenme, sosyalleşme dilleri olan  “anadil”lerdir; tıpkı ülkemizin eğitim öğretim dilinin Türkçe olması gibi.

Eğitim dilinin eğitimin kalitesine en yüksek katkısının, öğreten ile öğrenenin (aktaran ile alıcının) sürece aynı anadille katılmasıyla sağlanabileceğini söylemeye bile gerek yoktur. Bu durumu Prof. Dr. Mümin Köksoy şöyle formülize ediyor: Anadil faktörleri hem alıcı hem verici için eşit ve 10 puan ise, yani öğreten (aktaran) de öğrenen (alıcı) de eğitim sürecine aynı anadilleriyle katılıyorsa, eğitim “tam anadille” yapılıyor demektir ve tam anadilleyapılan eğitimde dil faktörünün eğitimin kalitesine katkısı (10 X 10 = 100 puandır. Oysa yabancı dil faktörleri hem alıcı hem verici için eşit ve 5 puan ise, yani öğreten (aktaran) de öğrenen (alıcı) de eğitim sürecine yabancı dille katılıyorsa, eğitim “tam yabancı dille” yapılıyor demektir ve tam yabancı dille yapılan eğitim öğretimde dil faktörünün eğitimin kalitesine katkısı 5 X 5 = 25 puan olacaktır (Köksoy, 2010)

Bu hesaplamanın farklı versiyonları da oluşturulabilir kuşkusuz. Örneğin “yarı anadille” ve veya “yarı yabancı dille”, yani öğreten (aktaran) ya da öğrenenden (alıcı) birinin eğitim sürecine yabancı dille, diğerinin anadille katıldığı “yarı yabancı dil/yarı anadille” eğitim öğretimde de dil faktörünün eğitim öğretime katkısı 10 x 5 = 50 veya 5 x 10 = 50 olur. Bu durumda tam yabancı dille ve yarı anadille/yarı yabancı dille yapılan eğitimin, öğrenenin akademik başarısını olumsuz etkileyeceği matematik bir kesinliktir.

Şimdi bu kesinlik orta yerde dururken yabancı dilde/dille eğitimi savunmak, aslında eğitimi savunmamak değil midir?

Devam edelim… Dilbilimle az çok ilgilenmiş olanlar, her dilin kendine özgü bir yapısı olduğunu bilirler. Dillerin bu kendine özgü yapısı kişinin hayata, dünyaya, topluma ve insana bakışını biçimlendirir. Bu yönüyle anadil, bilgiyi, duyguyu ve düşünceyi yalnızca ileten bir araç değil; onu oluşturan ortamdır da. O nedenle bilgi, düşünce ve duygunun eklektik olarak edinilmesi değil, bütünlüğü içinde kavranıp sindirilmesi, yani içselleştirilmesi anadille olanaklıdır.

Uzun yıllar Senegal’de yaşamış ve buradaki çeşitli toplulukların dilleri üzerinde incelemeler yapmış dilbilimci Pierre Dumont, devlet dilinin Fransızca olduğu bu ülkede aydınlara, çocuklarını ulusal dille eğitim yapan okullara göndermelerini önermiştir. Çünkü Dumont’a göre örneğin matematik ve bilimin ulusal dilde öğretildiği biçimde, etkide ve yeterlikte Fransız dilinde öğretilemez; ulusal dilin ve edebiyatın kazanımlarına ulaşılamaz. Tıpkı devlet dili Arapça, Farsça ve Türkçe karması Osmanlıca olan Cumhuriyet öncesi Türkiye’de halka bilimin ve ulusal edebiyatın öğretilememesi, bilginin sarayın sınırlı çevresinde kalması gibi!

Yabancı dille eğitimi pedagojik olarak geçersiz kılan nedenlerden biri de bilginin, üretildiği yabancı dile ait terimlerle aktarılmasının, öğrenen kişi tarafından içselleştirilemez olmasıdır. Çünkü anadilin doğasında var olan ilişkilendirme olanakları, çağrışımsal ve sezgisel bilgiler, anadil kişisine yabancı olan bir dilde yoktur. Bu nedenle yabancı dille edinilmiş bilgi için ilişkilendirme, dönüştürme, geliştirme ve yeniden üretme olanaklı değildir.

Çocukların, özellikle kavram gelişimi sürecinde üretici, yaratıcı düşünceye anadil ile ulaşmaları gerekliliği bilimsel bir gerçekliktir. Bilginin/kavramın sindirilip daha önce edinilen bilgilerle/kavramlarla çağrışımlar aracılığıyla ilişkilendirilerek yeni ve farklı düşünceler/bilgiler üretilebilir; sadece bu yolla üretilen düşünceler/bilgiler bir başka dile de çevrilebilir.

Öte yandan yabancı dille eğitimi savunanların bir başka tezi de Türkçenin bilim dili olamayacağıdır. Böyle bir iddia, dillerin doğasından ve mantığından habersiz bir safdilin iddiası değilse, bir ihanetin ifadesidir ki hiçbir anadil için geçerli olamaz. Bir dilin bilim dili olmasının temel koşulu, o dilin konuşulduğu toplumda bilimin üretiliyor olmasıdır. Diller terimsel değil, kavramsal ve düşünseldir. Bu nedenle bilime ait kavramları karşılayacak terimler, bilim üretilen her anadilde türetilebilir.

Kaldı ki Türkçe, yapısı gereği böyle bir türetmeye oldukça elverişlidir. Dilimiz, kendine ait tüm eylem kökleri ve 100’den fazla ekiyle sözcük türetme olanakları bakımından zengin bir dildir. Bir dilin zengin bir edebiyatı varsa; o dilde öykü, roman, özellikle de şiir yazılıyorsa, bilim de yapılabilir. Biliyoruz ki birçok dilbilimci, Türkçeyi grameri bakımından matematiksel kesinliğe yakın bulmakta; ama aynı zamanda Türk dilinin şiir üretimi/yaratımı için de büyük bir geleneksel zenginliğe sahip olduğunu teslim etmektedir.

Prof. Dr. Aydın Köksal UNESCO yayınlarından, bilim alanında tüm bilimsel kavramlar için terim sayısının 900.000 olduğunu aktardıktan sonra soruyor: “Bir bilim dilinde bunların hepsi bulunmak zorunda mı? Zorundaysa, Fransızca da mı bilim dili değil?” (Köksal, 2006)

Yabancı dille eğitim yapılması gerektiğinin bir başka gerekçesi de yabancı dil öğrenmenin tek ve en geçerli yolunun, eğitimin hedef yabancı dille yapılması gerekliliğidir. Bu tezden bir taşla hem eğitim hem yabancı dil kuşu vurulmak istendiği anlaşılmaktadır; ancak durum tam da Woody Allen’in söylediği gibidir: “Hızlı okuma dersleri aldım, Savaş ve Barış’ı okudum; olay galiba Rusya’da geçiyor!” Ayşe Kilimci de durumu pekiştiriyor: “Bütün dersleri İngilizce öğrenen bir öğrenci olarak durumumu Woody Allen’e benzetiyorum; İngilizce okuma tekniğiyle Osmanlının Çözülüş Süreci’ni okudum, olay galiba bizim buralarda geçiyor.” (Aktaran Köksal, 2006)

Prof. Dr. Ahmet Kocaman, “Anadil aracılığı ile (yabancı) dilin niteliğine ilişkin ön bilgileri oluşmamış bir kişiye ikinci bir dilin güçlükleri yüklenirse, ülkemizde çoğu zamana olduğu gibi, insanlar ‘iki dilli’ değil, ‘yarım dilli’ olurlar.” derken Melih Cevdet Anday da bir yabancı dilde elde edilen bilgi, anadile mal edilmedikçe, o dilin konuşulduğu ülkede gerçek bir kalkınmanın olamayacağını söyler. (Kilimci, 1998)

O halde şu sorunun zamanıdır: Hangi gelişmiş ülkede eğitim yabancı dilde/dille yapılmaktadır?

“Yabancı Dil Öğretimi – Yabancı Dilde Eğitim” için 6 yorum

  1. Çok kez konuşuldu ve yazıldı bu konu. Her öğrenciye yabancı bir dil öğretmeye kalkmak, hiçbirine öğretmemek, diyesi boşa kürek çekmek demektir. İsteyene, geresinim duyana uygun koşullarda yeni yöntem ve yaklaşımlarla, iyi yetişmiş öğretmenlerle yabancı dil ya da diller öğretilebilir, öğrenilebilir belli düzeylerde. Bir tür toplumsal hastalık ya da yanılsama bizimkisi: Aman çocuğum bir yabancı dil öğrensin de, başka bir şey öğrenmese de olur…” Gülünç durumdayız…

  2. Eğitimi Arapça yaptıran Osmanlı feodalleri gibi yabancı dilde eğitimi savunan Türk burjuvaları da aymanlık içinde. Türk diline ihanet ediyorlar ve Türkçe’nin gelişmesini engelliyorlar. Bu konuya herkesin kendi anadilinde eğitim alma hakkını da eklemezsek eksik kalır.

    1. Zeki Hocam, görüş belirttiğin için teşekkür ederim. “Herkesin kendi anadilinde eğitim” ile ilgili düşüncelerimi, bir önceki “Anadil”de Eğitim ve “Anadili” Eğitimi başlıklı yazıda paylaşmıştım. Halkın eğitim ihtiyacı “anadili” ile mi “anadil” ile mi daha sağlıklı karşılanır, bu eğitim süreci hangisiyle daha verimli yürütülebilir ve hangisinin sonucu eğitim alan halkın yararına olur ve ulus devletin işleyişi bakımından olanaklıdır? Bütün bunların özgüvenle tartışılması gerekiyor. Ne var ki güncel politik, konunun asıl muhatapları olan sosyolog, psikolog, pedagog ve her kademeden eğitimciyi isteksiz, belki de çekingen kılıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir