Yunus Yunus Dedikleri… 1

UNESCO, Yunus Emre’nin ölümünün 700. yılı nedeniyle 2021’i anma ve kutlama yıldönümleri kapsamına aldı. 29 Ocak 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Genelgesi‘yle “2021 yılının Yunus Emre ve Türkçe Yılı Olarak Kutlaması”na karar verildi. Şimdi Yunus Emre ve Türk dili, her taraftan sağlı sollu çekiştirmelere konu oluyor. Birkaç yazı ile konuyu yerli yerine oturtmaya çalışacağız. Önce Yunus kaynaklarına ve yorumlarına bakalım…

2021 yılı, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından Türk şiir dilinin kurucu ozanlarından Yunus Emre’nin ölümünün 700. yılı olması nedeniyle anma ve kutlama yıl dönümleri arasına alındı. 30 Ocak 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’yle de yanına “Türkçe” eklenerek “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” ilan edildi.

Genelgede “Yunus Emre’nin hem dünya beşeriyetine ortak bir değer olarak takdim edilmesi hem de ülkemize bir kez daha hatırlatılması maksadıyla 2021 yılının ‘Bizim Yunus’ olarak anılması, Yunus Emre’nin mirası olan Türkçe’nin öneminin vurgulanması, medeniyet dili kimliğiyle bilinçli ve doğru kullanımının sağlanması amacıyla “Dünya Dili Türkçe” adıyla yurt genelinde ve yurt dışında bir kampanyanın tertiplenmesine kara verilmiştir.” denilerek, “Bizim Yunus”, “dünya beşeriyetine” takdim ediliyor!

Yunus Emre’nin doğumunun 750’nci yılı 1991’de yine UNESCO tarafından anma ve kutlama yıl dönümlerine alınmış, “Uluslararası Yunus Emre Yılı” başlığı Türkiye tarafından nedensiz ve anlamsızca “Uluslararası Yunus Emre Sevgi Yılı” biçiminde değiştirilerek sunulmuş, üniversite adaylarının bile çözmekte zorlanacağı bir anlam karmaşası yaratılmıştı.

Kimin Yunus’u?

Resmi makamların önceki anma, kutlama ve ramazan aylarında yayımladıkları radyo programlarına televizyon filmleri ve dizilerine bakılırsa nasıl bir anma gerçekleştireceklerini kestirmek zor olmayacaktır. “Bir garip ölmüş diyeler / Yedi yüz yıl sonra duyalar”mış gibi, yine “garip Yunus”u bir yandan sanki hiç insan içine çıkmamış, sürekli ahiret işleriyle uğraşmış gibi Sünni medrese kültürü ve inancına eklemeye çalışacaklar, bir yandan da durumu dengelemek hevesiyle elinde uzun sopası dağda bayırda, çölde çayırda mecnun gibi dolaşan, bir akarsu, bir göl görünce duran; ağaçlara, çiçeklere, börtü böceğe ağlamaklı şiirler terennüm eden “biçare derviş Yunus” betimleyeceklerdir. İşte bu “Bizim Yunus”, “dünya beşeriyetine ortak bir değer olarak takdim” edilecek!

Peki, aydınlarımız, araştırmacılarımız, bilimcilerimiz, üniversitelerimiz ne yapıyor? Bildiğimiz, bu yıl “Dünya Dili Türkçe” sempozyumlarının 13.sünü Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi hazırlıyor, Türk Kurumu da Türk Dili dergisi için aynı başlıkla bir özel sayıya çalışıyor. Zamanında Yunus’u ve Türkçeyi hor görüp saray katına yaklaştırmayan Selçuklu ve Osmanlı saraylarının günümüzdeki kalıtçıları, “Bizim Yunus”larını öyle bir anlatıyorlar ki, referansları “Asla Bektaşi değildi!” diye yemin eden Faruk K. Timurtaş’tan, Yunus’un softa Molla Kasım’ı yerdiği şiirini onun saymayan N. Sami Banarlı’dan, TRT’nin ‘Sünni İslam âlimi’ Yunus Emre dizilerinin danışmanı Mustafa Tatçı’dan milim şaşmıyor. Abdülbaki Gölpınarlı’nın bile Yunus’u Tekke kültürüne yakın bulduğu yorumlarını ret, ömrünün son yıllarında Mevlevilikle ilişkilendirdiği yorumlarını kabul ediyorlar! Onların Yunus’u evinde barkında, işinde gücünde namazında niyazında, sistemle uyumlu, uysal bir Yunus’tur.

Beri yanda ne oluyor? Sabahattin Eyüboğlu’nun hümanist Yunus yorumundan kalkarak, yüzyıllar önce açtığı felsefi çığırı, Batı’nınkiyle karşılaştırıp ondan üstün bulan da var; sözlü geleneğin ürünü olan “Mal sahibi mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan” dizelerini Yunus’a mal ederek onu komünizan bir dünya görüşüne yapıştıran da; hatta Cahit Öztelli’yi tanık gösterip Yunus’un Karaman beyine isyan edecek ve bu nedenle idam edilecek denli ‘Pir Sultan’laştıran bile var! Yani Yunus yorumları, veriye dayanmadan, tarihsellikten kopuk, ifratla tefrit arasında sallanıp duruyor!

Bütün bu Yunus yorumları bize John Berger’in Görme Biçimleri’ne başlarken yazdığı kısa bir paragrafı anımsatıyor: “Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız, nesneleri (‘konuları’ da diyebiliriz M.P.) görme biçimimizi etkiler. İnsanların cehennemin gerçekten var olduğuna inandıkları Ortaçağ’da ateşin bugünkünden çok değişik anlamı vardı kuşkusuz.  Gene de onlardaki bu cehennem kavramı, yanıkların verdiği acıdan olduğu kadar, ateşi her şeyi yutan, kül eden bir şey olarak görmelerinden doğmuştur.”

Yunus’un bu kadar parçalı tanımı, filin farklı yerlerine dokunan körlerin sayısından çok, görenlerin Yunus’u kendi düşünce ve inançlarına uygun yerlerinden tutmalarıyla ilgilidir ki bunda şaşacak bir yan yoktur. “Ateş” sahip olduğu özellikleriyle “cehennem” kavramını yaratmışsa, Yunus Emre’nin de şiirlerinden yola çıkarak elde ettiğimiz bilgiler çerçevesinde farklı yorumlara konu olmasına yol açması doğaldır. Ta ki olan bir şey yokmuş, olmayan bir şey varmış gibi gösterilmeye! Bir de Yunus’un ölüme değil dirime, düne değil bugüne, gidene değil gelene dönük yüzü görüle, halka ve insana bakan bu yüzü işlene; çün bu yüzdür onu yaşar kılan!

Yunus Emre Kaynakları

Osmanlı’da kadr ü kıymeti pek bilinmeyen Yunus Emre, Meşrutiyet’ten başlayarak Cumhuriyet döneminde birçok araştırma ve yayına konu oldu. Bugün kendi şiirleri dışında onun hakkında en geniş bilgileri bu araştırma ve yayınlardan ediniyoruz: Mehmet Fuad Köprülü’nün 1918’de basılan Türk Edebiyatında İlk Mutasavvuflar adlı kitabı Yunus Emre üzerine ilk yayındır. Sonra 1933’te Burhan Toprak’ın Yunus Emre Divanı önemli bir araştırma ve derlemedir. Yine Abdulbaki Gölpınarlı’nın Yunus üzerine çalışmaları, 1936 yılında basılan Yunus Emre-Hayatı ile başladı ve 1943’te Yunus Emre Divanı, 1961’de Yunus Emre ve Tasavvuf, 1965’te Yunus Emre Risalat al Nushuye ve Divan ile sürdü. İlhan Başgöz’ün Yunus Emre incelemesi şiirleriyle birlikte Milli Eğitim Bakanlığı Türk ve Dünya Klasikleri dizisinde yayımlandı.

Bir de Hacı Bektaş-ı Veli’yi anlatan, ama ölümünden sonra 15. yüzyılda yazıldığı için verdiği bilgilerden pek emin olamadığımız Vilayetname/Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli var. Buradaki bir kayıt Yunus’un Eskişehir-Sivrihisar’ın güneyinde Sarıköy’de doğduğunu gösteriyor. Derviş Yunus’tan bir molla çıkarmaya soyunan kimi yorumcuların söylenceden ibaret dediği Tapduk Emre’nin de Sakarya çevresinde yaşadığı düşünülürse Vilayetname kaydı doğru kabul edilebilir. Başka bir söylence ise doğum yeri olarak Bolu Sancağı’nın Sakarya Suyu kıyısını işaret ediyor. Yunus’un doğum tarihi için tahminleri güçlendiren Risaletü’n Nushiyye adlı mesnevisinin sonunda yazdığı “1307” yılıdır. Ancak doğum ve ölüm tarihinin, Adnan Sadık Erzi’nin yayımladığı 16. yüzyıla ait bir belgedeki “Vefat- ı Yunus Emre sene 720, müddet-i ömür 72” ifadesinden, 2 yıllık hicri farkla miladi 1250-1320 olduğu anlaşılmaktadır (Türk Kütüphanelerinden Notlar ve Vesikalar-I, TTK Belleten, 1950).

Yunus Emre ümmi miydi âlim miydi, medreseden mi tekkeye gitti, tekkeden mi medreseye geçti, yoksa hep tekkede ya da medresede mi kaldı… Bu bilgilere ilişkin elimizde kesin bir kanıt ve kayıt yok; ta ki şiirleri bilimsel bir yöntemle analiz edile! Ölümünden sonra derlenen yazma Divan’larında bulunan, yaklaşık 100-400 arasında değişen sayıda şiirin kaçı ve hangileri Yunus Emre’nindir, kesin bilgimiz yok; şiirleri aynı yöntemle incelenmeye muhtaç. Ona ait olduğu 20. yüzyılda yapılan analizlerle belirlenen şiirlerinden şu kadarını biliyoruz ki, Yunus geniş bir coğrafyayı gezmiş dolaşmış; ama şiirlerinde hiç söz etmediği Hacı Bektaş-ı Veli’yle ve çokça adını andığı Tapduk Emre’yle ilişkisi Yukarıda sözünü ettiğimiz, Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatı hakkındaki menkıbe türü Vilayetname’de bulunmakla birlikte, tarihsel bir kayıtta yer almamaktadır. Belki Talat Halman’ın şu sorusunu biz de sormalıyız: “Acaba Yunus, bir kolektif simge, bir sözlü gelenek sentezi, bir Anadolu antolojisi olarak düşünülemez mi?” (A’dan Z’ye Yunus Emre, 2003)

Kimilerinin “Osmanlıyı kuran derviş”, kimilerinin ise “Cumhuriyet ve demokrasi çizgisinin başlangıcı” gördüğü Yunus Emre’nin efsanevi yaşamı ve kayıtlı şiirlerinde çoklu yorumları destekleyecek ögeler bulmak mümkün görünüyor. Ancak burada yorumcu için önemli olan, Yunus’un şiirinde tezini doğrulayan bir öge bulununca onun üzerinde tepinmek değil; ona günümüzde bilimin ve sanatın ulaştığı noktadan bakıp ondaki bugüne, geleceğe, dünyaya ve yaşama dönük özü görmek, ortaya çıkarmaktır. Bu, pekâlâ Yunus’un yaşadığı sosyal, düşünsel ve kültürel bağlamı ıskalamadan, iç bayıltıcı bir romantizme düşmeden, gerçeklere sadık kalarak da yapılabilir. Bilim ve gerçeklik yeterince devrimcidir çünkü.  

Devam edeceğiz…

“Yunus Yunus Dedikleri… 1” için 3 yorum

  1. Mustafa hocam Yunus Emre’nin Karamanlı olduğuna dair kanıt olacak onlarca belgenin hiçbirini dikkate almamışısınız .Tabii bu da bu konuda bizim eksiğimiz. Sizi seve seve bu konuda nesnel bellge ve bilgilerle karşılaştırmak isteriz.

  2. Yüreğine sağlık sevgili dostum,dilin kemiği yok isteyen istediği yöne yorumlayabilir karistiemadikari bitirmedikleri bir Yunus kalmisti. Onu bitirmeye çalışacaklar, ama gerçeği üstadlar dile getirir kal saglicakla

  3. Mustafa hocam,
    Yazılı kültürü olmayan, daha dün söyleneni anlamadığı gibi bugün unutan bir toplumun sözlü kültüründen doğru dürüst bir sonuca varılması elbette beklenmemeli. Bu yüzden öznenin menkıbeleşmesi, efsaneleşmesi, çatallaşması ve çoğalması kaçınılmazdı. Tıpkı Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Nasreddin Hoca gibi.
    Alaattin öğretmenimin eleştrilerini esas almak gerekir bence. Çünkü eldeki tek somut hat budur. Devlet arşiv kayıtları konusunda ulaşılan belgeler yerine, sözlü kültür ürünlerini yüksek sesle söylenenen rivayetleri bir kenara bırakmak daha fazla karışıklık ve daha çok bulanıklaşmanın önüne geçecektir.
    Bunun için mutlaka bir sempozyum ve devamında bir akademik çalışma düşünülmelidir.
    Yazınızın içeriği çok değerli benim için. Yunus’un hümanizmi ve bağnazlığı eleştiren yanıdır onu sevdiren ve halk insanı yapan.
    Ümmilik ise bize bulaştırılmış hastalıktır. Halk da kendinden biri olarak görmek için bu yakıştırmayı hemen benimser.
    Sonuç olarak, her yer kendince sahiplenecek bir yanını bulsa da, Yunus Emre Bizim Yunustur.
    Saygılarımla,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir