3 Devrim Kanunu ve “Sivil Anayasa”

Kuruluş ve Yıkılış

Bugün 3 Mart 2021. 97 yıl önce bugün 3 Mart 1924‘te, Kuvayı Milliyeci milletvekillerinin imzalarıyla Kurucu Meclis’e sunulan üç yasa tasarısı teklifi, Türk Aydınlanma Devrimi’nin üç temel yasası olarak kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Böylece 29 Ekim 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti, bu üç temel yasayla birlikte bilimsel, birleşik eğitime geçerek ulusal, laik bir toplum ve devlet yapısına kavuşmuş oldu. Bugün bu devrim yasalarının kabulünün kutlandığı değil, yeniden kazanılması gerektiği bir gündür!

Türk modernizminin esasını oluşturan bu yaslardan ilki, halifeliğin kaldırılması ile Osmanoğulları soyundan olanların Türkiye dışına çıkarılmasını öngörüyordu. Hilafet taraftarları halifeliğin kaldırılmaması için Mustafa Kemal’i “bile” halife yapmayı savunarak güçlerinin son enerjisine kadar direndiler.

İkinci yasa, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ile Genelkurmay Başkanlığı’nın kaldırılmasıydı. Yasa böylece devlet işlerini, karar ve uygulamalarını belli bir dinin hükümlerine uygun olma zorunluluğundan kurtardı ve çağdaşlaşmanın bir gereği olarak toplum – devlet ilişkilerini dünyevileştirdi.  

Kılık Kıyafet Devrimi

Üçüncü yasa ise eğitimin birliğini ve bilimselliğini sağlamaya yönelikti. Böylelikle hem şer’i ilimlerin tahsil edildiği mektepler, bilimsel eğitim veren okullara dönüştürüldü hem de çoğu kez birbirine ters pedagojilerle toplumda birbirine düşman bireyler yetiştiren mektepler ile maarifin yabancı okul, medrese ve benzeri bölünmüşlüğünü ortadan kaldırdı.

Özetle bu üç temel devrim yasası, çağdaş, laik Cumhuriyetin kurucu yasalarıydı. Cumhuriyet sonraki yıllarda tarikatların yasaklanması, Kılık Kıyafet Devrimi, Medeni Kanun, miladi takvim uygulaması, kadına erkeklerle eşit yurttaşlık haklarının tanınması, yeni abecenin kabulü, İslamlığın devletin dini olması hükmünün anayasadan çıkarılması, kadınlarımıza siyasal hakların verilmesi, metrik sistemin kabulü, hafta tatillerinin cumadan pazara alınması gibi yasalarla geliştirilip taçlandırıldı.

Bu yasalarla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu 1930’ların başlarında tamamlanmış oldu. Tabi bütün bunlar buraya yazıldığı kadar kolay olmadı; Cumhuriyet ve kuruluş büyük bir dirençle karşılaştı.

Hilafetin Kara Günü

İlk kırılma, Cumhuriyet’in başına demokrasi tacının takılmak istendiği çok partili siyasal düzene geçişle yaşandı. Bunu fırsat bilen Cumhuriyet düşmanlığı, siyasal örgütlenmesini devletin hassas noktalarını kontrol edebilecek hale kadar geliştirdi. ABD destekli 1980 faşist darbesinin yol açtığı yıkıma, 2000’lerin ilk yıllarında dinsel siyasal yapılanmaların eklenmesiyle yıkım süreci ivmelendi ve yine ABD destekli 15 Temmuz 2016’da ordu odaklı darbe girişiminde bulunabilecek kadar güçlendi.

3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu yürürlükte; ama Doğu ve Güneydoğu’da çalışmaya devam eden medreseler, Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlere de yayılmakla kalmayıp yasal statü talepleri Hem Saray hem MEB tarafından işleme konuyor! 30 Kasım 1925’te Tekke, Zaviye ve Türbeler kapatıldı, Cumhuriyet de henüz lağvedilmedi; ama Diyanet İşleri Başkanlığı hazırladığı cemaatler raporuyla yararlıdır deyip onlara meşruiyet istiyor! Baş ulema ise Ayasofya’dan kılıç sallıyor.

1924’te ilkokulda, 1925’te ortaokulda ve 1934’te lisede karma eğitime geçildi; ama merkezi sınavla öğrenci alan tek cinsiyetli eğitim yapan okulların oranı Bolu, Kırşehir ve Siirt’te % 30’u, İstanbul’da % 21’i, Türkiye genelinde ise % 15’i aşmış bulunuyor.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nunda yazan “Eğitim öğretimde birlik” hükmü henüz ilga edilmedi; ama Hz. Muhammed, “İlim Çin’de de olsa ona talip olun.” değil de “Gericilik Japonya’da da olsa gidip alın!” demiş gibi Cumhurbaşkanı, Japonya’nın en geri yanını temsil eden Mukogawa Kadın Üniversitesi’nden etkilenip Türkiye’de de kurulmasını emrediyor…

Kaldırıldı bile!

Anayasanın 68’inci maddesinin 4’üncü fıkrası henüz değiştirilmedi; ama AKP de HDP de yasal parti ve devlet parasıyla seçime girip seçim kazanıyorlar!…

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile zirveye ulaşan tahribat, şimdi olabilirmiş gibi “sivil anayasa” ile tamamlanmak isteniyor. 83 milyona hitap eden sivil anayasa diyorlar; demokrasiye, aydınlanmaya, gelişmeye, sosyal ve ekonomik eşitliğe değil, 83 milyona… Yani Cumhuriyet düşmanlığına da dinsel yobazlığa da gericiliğe de kulluğa da, yani yoksula da zengine de özele de kamuya da, yani gücü yetene de yetmeyene de hitabeden, yani artılarla eksileri eşitleyen bir “sivil” anayasa!…

Anayasalar kurucu iradeyi yansıtan metinlerdir ve kurucu kadrolarla yapılır. Oysa bir sivil anayasa ancak yıkıcı bir iradeyi ortay koyar. Hiçbir anayasa seçimle yapılamaz, yapılırsa o anayasa “yıkılış anayasası” olur. Yapılan budur!

Cumhuriyet aydınlanmasının mirasçıları ancak ve ancak tarihsel özgüvenlerinden aldıkları güçle olup biteni doğru anlayıp en geniş Cumhuriyetçi ve tam bağımsızlıkçı cepheyi kurmakla yükümlüdürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir