8 Mart Dünya Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde gökyüzünün yarısını sırtlayan ve yeryüzünün yarısını kucaklayan kadınlarımızı, kadın şairlerimizle ve onların şiirlerinden dizelerle selamlıyoruz…

Yeri Gelmişken

Kapak için görsel ararken bu kupayı gördüm. Her türlü özel anmayı kapitalizmin metalaştırmasının etkili ve harika bir eleştirisi dedim. Resme tıklayınca kupanın satıldığı siteye yönlendirildim; meğer bu bir eleştiri değil, Dünya Kadınlar Günü için üretilip satışa sunulan bir ürünmüş! Che Guavere’yi nesneleştirerek yıllardır sömüren sistemin, İzmir depreminde gündem olan, depremden uzun saatler sonra enkaz altından canlı kurtarılan acılı çocuğumuzun resmini kupaya bastığını çabuk unutmuşum.

Cumhuriyet’in Kadın Şairleri

8 Mart, dünya kadınlarına sosyalizmin bir armağanıdır. 1910 Ağustos’unda İkinci Sosyalist Enternasyonal’in Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Alman Sosyal Demokrat Partisi delegesi Clara Zetkin ve arkadaşlarının önerisiyle her yıl Dünya Kadınlar Günü düzenlenmesi kabul edildi. 1921’de Üçüncü Enternasyonal’de “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” adı uygun görüldü. Sonrasında gerek tarihsel ve sosyal koşulların gerekse Liberalizmin etkisi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kabulüyle 1977’den sonra 8 Mart kadınlara hak değil çiçek verilen bir gün olarak anılır oldu.

Clara Zetkin ve Rosa Lüksemburg

Kadın, doğanın kendisine verdiği doğurganlık özelliğiyle kazandığı üstünlüğünü, insanın avcı toplayıcı yaşam süresince korudu. Toprağa bağlı, yerleşik tarım yaşamına geçişle üretime görece güçlü beden yapısıyla erkek girdi, savaşları o yaptı. Üretimin artması ve ürün fazlasının yarattığı sınıfsal yapı, kadının sahip olduğu üstünlüğünü elinden aldı. Artık o erkek egemen feodalitede evinin, kapitalizmde burjuva sınıfının işçisiydi ve sosyal yaşamda ikinci sınıftı, sanat ve edebiyatta da.  

Bu nedenle Halk ve Divan şiiri gibi Tanzimat, Serveti Fünun, Fecr-i Âti şiiri de kadın duyarlığından ve bir kadın bakışından uzaktır. Bu şiirlerde kadın çoğunlukla idealize edilmiş sevgilidir, sevilendir; ama edilgindir ve nesneleştirilmiştir. Bu dönemlerin edebiyatında kadın şaire rastlamak pek mümkün değildir. Her şey gibi şiir de erkek işidir ve eli hamurlu olanın edebiyattan uzak durması gerekir.

Çok aranırsa Divan edebiyatında kadın şair olarak Zeynep Hatun, Mihrî Hatun, Fıtnat Hanım, Leylâ Hanım, Âdile Sultan, Feride Hanım, Münire Hanım, Leylâ Hanım (Saz), Nigâr Hanım bulunabilir; ancak onlar da erkek duyarlığıyla şiir yazabilir ve yazabilmiştir. Kadın özne kimliği ve o öznenin iç dünyası, kadın bakışı yoktur bu şiirlerde. Onlar da erkek şairler gibi âşık oldukları sevgili kadını betimler, onun için acı çekerler… Özne kendini nesneleştirmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında varsıllıkları Osmanlıdan miras ailelerden gelen Makbule Leman, İhsan Raif,  Şükûfe Nihal gelenekten pek uzaklaşmadan şiir “terennüm ederler”. Zengin ailelerinin onlara sağladığı iyi eğitim olanakları geleneksel şiir bilgilerini çoğaltır, ama derinleştirmez. Cumhuriyet aydınlanmasının ve kültürünün henüz kökleşemediği bu geçişte özne olamayan kadın özgün şiir de yaratamaz. Dilleri erkek dili olduğu gibi görgü, algı ve duyguları da erkektir. O şiirlerde kadın insana rastlanmaz.

1914 Kadınlar Günü Afişi

Kadının kadın şair olması, Cumhuriyet aydınlanmasının kökleşmesi ve içselleştirilmesiyle olanaklı hale gelecektir. Nihayet şair kadınlar ya da kadın şairler ancak bundan sonra kimlikleri ve kişilikleriyle Türk şiirine damgasını vurmaya başlayacaktır. Özellikle 1950- 60’lardan itibaren Türk şiiri kadınla tanışacak, tanışmakla kalmayacak, kadınsız da anlatılamaz ve anlaşılamaz olacaktır. Türk şiiri, kadın şairlerimizle yeni bir boyut ve derinlik kazanacak, insanı daha derinlikli anlama ve daha etkili anlatabilme olanaklarını geliştirecektir.

Türk şiiri, kadının toplumsal özne olarak konumunu yakın tarih içinde iki yönden doğru bir biçimde betimledi: Biri, kurtuluş mücadelesi içinde kadınımızdı ve Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye Destanı’nın 7. Bab’ında şöyle anlattı onu:

 (…)
 Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden 
                       tekerlekleriyle. 
 ve onlar 
       ayın altında dönen ilk tekerlekti. 
 Ayın altında öküzler 
 başka ve çok küçük bir dünyadan 
                        gelmişler gibi 
                   ufacık, kısacıktılar 
 ve pırıltılar vardı hasta, 
                kırık boynuzlarında 
 ve ayakları altında akan  
                       toprak 
                          toprak 
                              ve 
                               topraktı 
 Gece aydınlık ve sıcak 
 ve kağnılarda tahta yataklarında  
 koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. 
 ve kadınlar  
 birbirlerinden gizleyerek  
 bakıyorlardı ayın altında 
 geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek 
                                  ölülerine. 
 Ve kadınlar 
 bizim kadınlarımız: 
 korkunç ve mübarek elleri, 
   ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle 
              anamız, avradımız, yârimiz 
 ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen 
 ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen  
 ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız 
 ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki 
 ve karasabana koşulan 
 ve ağıllarda 
 ışıltısında yere saplı bıçakların 
 oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle 
                       bizim olan kadınlar 
                        bizim kadınlarımız 
 (…) 

Diğeri, kuruluş mücadelesi içindeki kadınımızdı, sosyal yaşama katıldıkça güçlendi, güzelleşti; tıpkı Orhan Veli’nin Quantitatif’inde bir yürek atışı gibi:

 “Güzel kadınları severim,
 İşçi kadınları da severim,
 Güzel işçi kadınları
 Daha çok severim.” 

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde gökyüzünün yarısını sırtlayan ve yeryüzünün yarısını kucaklayan kadınlarımızı, kadın şairlerimizle ve onların şiirlerinden dizelerle selamlıyoruz…

Halide Nusret Zorlutuna (1901-1984) Yazar, şair ve öğretmen. Genç yıllarından itibaren sosyal kuruluşlarda çalıştı.  Şiir yazmaya mütareke yıllarında başladı. Türk Kurtuluş Savaşı’nın etkisi ve heyecanıyla millî edebiyat akımına katıldı, şiirlerinde hececi anlayışa bağlı kaldı. 6 şiir, 7 roman, 2 anı kitabı var.

Halide Nusret Zorlutuna
                
 (…)
 Mâbeddir orası, meyhane değil.
 Ziyalar, kokular, sesler, çiçekler.. 
 Ömrünün her günü bir başka düğün! 
 Bülbüller koynunda aşkı çiçekler 
 Güller dökülürler göğsüne bütün.
  
 Gerçekten güzelsin, efsane değil..
  
 Altınlı başında papatya niçin? 
 Sarı saçlarına pembe gül takın!
 Git bahar, gönlümde ibadet için 
 Diz çöken kızları ürkütme sakın, 
  
 Kalbime girme, o, kâşane değil. (…)
                    (Git Bahar!) 

Gülten Akın (1933-2015) Avukatlık ve öğretmenlik yaptı. Birçok kurumda kurucu ve yönetici olarak görev aldı. Şiirleri 1951’de yayımlanmaya başladı. 1970’li yıllarda toplum sorunlarına yöneldi. Halkın yaşam biçimini yükseltmek için şiiri de yükseltmek gereğine inandı. 12 şiir kitabı 3 cilt Toplu Şiirler’de bir araya getirildi.

Gülten Akın
 
 Kestim Kara Saçlarımı
 “Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi
 Bir şeycik olmadı deneyin lütfen
 Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
 Günaydın kaysıyı sallayan yele
 Kurtulan dirilen kişiye günaydın
  
 Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
 Bir yaşantı ile karşılayanlara
 Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum.” 

Türkan İldeniz (1938- ) Şiirleri 1956’dan itibaren çeşitli dergilerde yayımlandı. Kadın duyarlığını öne çıkardığı şiirleriyle, Cumhuriyet dönemi kadın şairleri arasında adından söz ettirdi. Ataol Behramoğlu’nun saptamasıyla, şiirlerinde romantik, başkaldırıcı kadın kişiliğiyle dikkati çekti. Eserleri, Taşra Kızının Deliceleri (1966) ve Havva Çıkmazı (1967).

Türkan İldeniz
 
 Dağılıp belkileri aramak öyle
 Sonuçta belki şenlik belki yenik
 İnsan olmak sorunu ilk
 büyük açılar bileşkesinde.
  
 Hep kurtarmak baş tutku
 Duyguları katı çarklardan
 Korkusuz yaşamak hançer ucu
 Şimdi yoluna ayna tutan.
  
 Kurur savaşlar, haksızlıklar
 Altı kıta yürür el ele
 Kurur şüphesiz kötülükler kökünden
 Sevgi bayrak olursa evrene.
 (…)
 Yürek özgür yaşamak ister
 Kimselere yüksünmeden, kızmadan
 Buyurmaya açılan ağızlara bir tomurcuk
 Barış çocuklarından.
     (Sevgi Bayrak Olursa Evrene) 

Melisa Gürpınar (1941-2014). İlk şiir kitabı Umut Pembeleri 1962 yılında yayımlandı. 1990’a kadar 8 şiir kitabı daha çıktı. Çocuk ve gençlik romanlarına da imza atan şairin ödüllü şiirsel öyküleri ve bir de tiyatro oyunu var. Son şiir kitabı Güzel Acılar Ülkesi (2014).

Melisa Gürpınar
 
 Söz,
 şiire dönüşürken,
 bir çocuk kâkülü gibi
 kısacık mı kesilmelidir ille de?
 Hayır!
 Şiir annem gibi
 uzun uzun seslenmelidir
 uykusunda,
 olmayan sevgiliye.
  (…)
 Aslında,
 hep çocuk kalmalı şiir.
 Avuçlarında ezik bir şeker,
 yanaklarında tozlu yaşlar
 ve yüzündeki mahzun gülümsemeyle,
 pencereden bakan
 öksüz bir çocuk olarak kalmalı.
 Korkmalı gök gürültüsünden,
 tabancadan,
 kara örümcek ile perili köşkten.
  
 Dili peltek çorabı düşük,
 tekir kedisi kaçmış olmalı evden.
 Eğilip denize dokunmalı,
 düşlerinde yol alan
 köpüklü yelkenliden.
  
 Ölecekse de şiir,
 yaşlanmadan ölmeli. (…)
                                 (Konuşmalar) 
 
 

Sennur Sezer (1943-2015) İlk şiirini 1958’de lise öğrencisiyken yayımladı. İlk şiir kitabı Gecekondu 1964 yılında çıktı. Yeşilçam’a çok sayıda senaryo yazdı. Emek Partisi’nin kurucuları arasında yer alan Sezer, işçilerin, emekçilerin, kadınların her türlü hak arama, grev gibi eylemlerine destek verdi. 14 şiir; masaldan denemeye, incelemeden derlemeye 20 kadar kitap yazan şair, 2012 PEN Türkiye dâhil 8 ödülün sahibi.

Sennur Sezer
 
 Kimse öldüremez bu boşunalık duygusunu
 Soğan doğra kıyma koy ateşi kıs
 Ateşi kıs pirinçler diri kalsın
 Salçalı pilavlar votkalar kahkahalar
  
 Ödemez arkadaşsızlığımı
 Zor günler yaşadım
 Utanmam anmaktan
 Çirkindim yoksuldum arkadaşsızdım
 Kocaman sözler iri göğüsler hantallıktı simgem
 (…)
 Hadi saçlarını kes ninniler söyle:
 Kızımın da adı Ayşe
 Yiğit atılır ateşe
 Bu ışık böyle büyüsün
 İş düşmez bir gün güneşe
 Hadi çamaşırları yıka ölülere ağla
 Ninni söyle:
 Kızımın da adı Bengi
 Dünyaya saldığım türkü
 Sular aktıkça durulur
 Bozuk yapılar yıkılır
 Çürür sarı yaprak gibi
  
 Hadi kendini yen hadi kendini
                (Akşam Türküsü)

Gülseli İnal (1947 – ) İlk şiiri 1981, ilk şiir kitabı Sulara Gönüllü Çağrı 1985 yılında yayımlandı. Yurt içi ve yurt dışında birçok ödül kazanan Dolunay adlı eseri 1988’de Şahin Kaygun tarafından sinemaya uyarlandı. Şairin 15’i şiir, 16 kitapta imzası var.

Gülseli İnal
 Bir Şey Var Benden Öte 
 
 Bir şey var benden öte incimsi düzlüğünde denizin
 biri dans ediyor
 tutkun ve savruk
 başını arkaya atışındaki soyluluk
 tanrı bakışı bu
 soysuz köhne
 kör lalelerle, gecenin diplerine yapışan
 bitiren
 yeni bulunmuş maden
 tıkanıyor kıyılar köpüklü dalgalarla
 ona uçmak istediğimi söyleyin
 kutsal varlıklara karşı
 ayaklanacağımı da
 sonsuz yüz değiştirimi ben
 bir öncesinde tarihin
 yeniden doğmak istediğimi
 ne kılıklara geleceğimi
 gündüz pencerelerine
 ne otlar dikeceğimi bu ölümcül bahçelere
 ne zehirli otlarla sevişeceğimi yeniden. 

Zerrin Taşpınar (1947- ) İlk şiirlerini lise yıllarında yayımladı, bir süre ara verdikten sonra 1980’de tekrar yazmaya başladı. Emekçi Kadınlar Derneği onur üyesi olan şair, 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’ndan sağ olarak kurtuldu. 7 basılı kitabı var.

Zerrin Taşpınar
 Ölümün hasadıydı Sivas ve bol oldu ürün
 bir tırpan ucunda savruldu sesimiz
 sesimiz Yasemin, Gül, Hasret
 ince ve uzun kanatları kırlangıçların
 sesimiz sabah serinliğinin çiğ damlaları.
  
 Unutsun bütün şarkılarını bu şehir
 unutsun ipeksi dönüşlerini turnaların
 unut beni sevgilim
 yarısı kül bir kadınım artık (…)
                        (Sivas) 

Gülsüm Cengiz (1949-) Osmangazi Üniversitesi, Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Cengiz’in ilk şiirleri Varlık dergisinde yayımlandı. Tiyatro oyunlarına, çocuk ve gençlik kitaplarına imza attı. Gülsüm Cengiz’in 6 şiir kitabı, 3’ü çocuk oyunu 6 tiyatro, 3 de anı, öykü, monografi çalışması yayımlandı.

Gülsüm Cengiz
 Renkler
 yeşili seviyorum,
 yeni filizlenen yaprağın renginde
 maviyi seviyorum,
 yağmurdan sonraki gökyüzünde
 kırmızıyı narçiçeğinde,
 ayçiçeğinde sarıyı seviyorum
  
 siyahı sevmiyorum.
  
 beyazı seviyorum,
 anne memesindeki sütün renginde
 seni seviyorum,
 güneşin yedi renginde
 senin adın yaşam
 yaşamı seviyorum seninle. 

Oya Uysal (1952-) İlk şiiri 1968 yılında yayımlan şair, şiire verdiği uzunca bir aradan sonra tekrar döndü ve 1997’de Ceyhun Atuf Kansu, 1999’da Cemal Süreya, 2003’te de Necatigil Şiir Ödülü´ne layık görüldü. 7 şiir kitabının sahibidir.

Oya Uysal
Uçuruma Düşen Nehir
Sende bu yükseklik korkusu,
boşluğunun kıyısından geçmişe baktığın gün mü 
                                       başladı
oturduğun yerden seyrettiğin kuşlar bile 
                             ürpertiyor içini.
İçin ki uğultulu bir orman. Ruhunu çizen, 
                  kanatan dallar ve rüzgâr...
Ah! Kalbin sürgün günlerinden kalma 
                            hüzün diyorsun
yüzünde güzden gölgelerle karşılarken akşamı
kucağında yalnızlığına sürtünen kedin.
Tanımlamak gerekirse bir imgeyle seni
uçuruma düşen nehir... Oysa şehir
aşağıdan seni çağırıyor. 

Lale Müldür (1956-) İlk şiirleri 1980’de yayımlanan şairin birçok ülkede şiirleri yayımlandı. Şiirini farklı kültürlerdeki kavramlar ve kaynaklar üzerine kurdu. 1998’de yazdığı Divanü lügat-it-Türk isimli kitabı Fransız bir Türkolog tarafından Fransızca’ya çevrildi. Lale Müldür, 15 şiir, 2 deneme ve 1 roman yayımladı.

Lale Müldür
 Dün gece sen uyurken
 İsmini fısıldadım
 Ve hayvanların korkunç
 Öykülerini anlattım
  
 Dün gece sen uyurken
 Çiçeklere su verdim
 Ve insanların korkunç
 Öykülerini anlattım onlara
  
 Dün gece sen uyurken
 Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
 İşte bu yüzden sırf bu yüzden
 Yeni bir isim verdim sana
 Destina (…)
                    (Destina) 

Berrin Taş (1957-) Cengiz Gündoğdu ile birlikte İnsancıl dergisini çıkaran şair ilk kitabını 1992 yılında yayımladı. Şiirin işlevi, güzellik kavramı, şiir-insan ilişkisi konularında denemelerini “Şiir Nedir, Şair Kimdir?” adlı kitapta topladı. Şair Taş, 14 kitabın sahibi.

Berrin taş
 Bir Pazar Akşamı Şiiri
 Sevmiyorum insanlığını yitirmişleri
 hoyrat sevinçlerin kucağında ihaneti besleyenleri
 değersizlik incitir beni
 yaralanıyorum insansız bozkırlarda
 tutuşuyor içimde amansız bir kavga
 kavruluyorum hiçliğin kuytusunda
 anlat bana yaban çiçeği
 yağmurun söylediği nedir
 susuzluktan bitkin düşmüş yolcuya 

Neşe Yaşın (1959- ) Lisans eğitimini ODTÜ Sosyoloji bölümü ve yüksek lisan eğitimini Kıbrıs Üniversitesi Türk ve Orta Doğu Bilimleri Bölümü’nde tamamladı. Barış etkinliklerinde aktif yer alan Yaşın, çeşitli radyolarda edebiyat programları yönetmenliği ve sunuculuğu yaptı, gazetelerde köşe yazdı. Yayımlanmış 8 kitabı bulunan Yaşın’ın 5 de ödülü var.

Neşe Yaşın
 Düş
 Üşümüş bir ruh
 peşinde ateşin
 kendi kulesinde
 hapsedilmiş kadın
 sorular ve bilmeceler içinde
 yüzüne bakar bütün yolcuların
  
 Kendindir kendinin görünmediği tek yer
 yanılgısında yalancı aynaların
  
 Başka bir şehre değil
 başka bir insana gitmek
 belki böylece yaşanacak bu düş
 ve böylece ölecek

Birhan Keskin (1963-) Yayımlanmış 9 şiir kitabı var. Sema Kaygusuz’un Karaduygun öyküsünün kahramanı da olan Keskin, 2006’da Altın Portakal, 2011’de Metin Altıok Şiir ödüllerini aldı.

Birhan Keskin
 Ey ölümden ve hayattan olma çocuk
 Suna'yı ve denizi bildin
 Şimdi bir başka soru bul kendine
 bir yakamoz neden durup durup bir dubayı kovalar
 gibi örneğin,
 (…)
 Ey ölümden ve hayattan olma çocuk
 hüt hüt kuşunu ve gözyaşını bildin
 peki, niçin bir new york bulur kendine
 tatar çağrışımlı ve balkonlu kızlar
 saçlarını taşırken çınaraltının serin sabahlarına
 ve bir şairin yüzüne niçin kurtlar iner her akşam
 durup dururken bir koridor ıssızlığına...
        (Kaybolanlar İçin Yanıp Durma Ayini) 

Didem Madak (1970- 2011) İlk kitabı olan Grapon Kâğıtları İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü kazandı. Kanser nedeniyle 41 yaşında yaşamını yitiren şair Didem Madak’ın yayımlanmış 3 kitabı var.

Didem madak
 Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
 Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
 Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
 Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
 Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
 Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
 Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
 Yıllardır kendini bulutlarda saklayan 
                    illegal bir yağmurum.
 Bir yağsam pahalıya malolacağım.
 Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
 Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
 Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
 Fakat korkuyorum. Birazdan da
 Kırküç numara ayakkabılarınızla
 Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
 Bu iyi olmaz bayım!
 (…)
 Büyük gemiler de yok artık bayım
 Büyük yelkenler de
 Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
 İşte az önce bir karabatak daldı suya
 Bir süredir de kayıp
 Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
 Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
 Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
 Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
 Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
 Bir gül, bir güle derdi ki görse
 Yalan söylüyorum
 Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.
   (Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!) 

Müesser Yeniay (1984-) II. Yunus Emre (2006), Homeros Attila İlhan (2007), Ali Rıza Ertan (2009), Enver Gökçe (2013) şiir ödülleri sahibi. İlk kitabı Dibine Düşüyor Karanlık 2009’da çıktı. Son şiir kitabı Yeniden Çizdim Göğü ise 2011’de yayımlandı. Öteki Bilinç: Gerçeküstücülük ve İkinci Yeni, inceleme/araştırma kitabıdır.

Müesser Yeniay
 
 Üvey Dünya
 Gecede kimse yok
 sesimle dokunduğum beyaz duvar…
                   karanlık bir yumak gibi
                     hep içime doluyor
  
 gecede kimse yok
 dirilmek isteyen bir ölü beden
 ışığım parçaladı karanlığı
              durmadan bana yönelen
 şeyler yığınına
                  dünya diyorlar
  
 sessizliğin arılarını besledim
 durmadan
        kulaklarım dünyayı içeri
 sokmayan duvar
          kalbimin camını sildim
               bedende leke tutan tek o
  
 kalpti neyi gösteriyorsa zaman o!
 ışığın durmadan kabuğumu
           soyduğu bu yerde
                      çıplaktım
  
 doğurmamış bir kadına
            çocuk olmak ister gibi
                        geldiğim bu dünya
                                    -üvey 

“8 Mart Dünya Kadınlar Günü” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.