Okulların Özel Sektöre Devri

Çağımızın küresel sorunlarıyla mücadele, uluslararası bir işbirliği ve uyumu zorunlu kılıyor. Bu tür bir mücadelenin şirketler marifetiyle zafere ulaşması mümkün görünmüyor, zira tamamen kâr dürtüsüyle hareket eden özel sektörden kamu yararına bir müdahale beklemek, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu nedenle mücadele kamusal bir müdahaleyi gerektiriyor.

Korona virüsü saldırmaya devam ediyor, küresel salgın sürüyor. Devletler, pandemiyle mücadelede halkının sağlığını öne koyarak tüm kurumlarını seferber etmiş görünüyor ve önemli mesafeler katediyorlar. Bunlar sorumluluk düzeyinde aileleri de sürece katarak türlü programlar uygulayarak okullarını açıyor, çalışma alanını yeniden dizayn ederek işlerinin başına dönüyorlar. Devleti şirket dürtüsüyle yönetmeye çalışan ülkeler, ne yazık ki COVID-19’u bir türlü geriletemiyorlar. Gene ne yazık ki ülkemizde yürütülen mücadele de bir kısır döngüye girmiş bulunuyor.

Mart ayında devletin bütün gücüyle sürece el koyduğunu gördük, virüs de gördü ve çok rahat ilerleyemedi. O dönemde belli bir noktadan sonra yeni hasta sayılarında ve ölümlerde bir düşüş ivmesi yakalandı. Mücadeleyi Cumhurbaşkanı yönetiyor izlenimi yaratmak ön plandaydı. Tedbirleri bir sağlık bakanı gibi o açıklıyor, okulları bir eğitim bakanı gibi o takvimlendiriyor, sınavları tarihlendiriyor, bir turizm bakanı gibi otellerin yeni sezon kriterlerine o karar veriyordu…

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca

Bir başarı hikâyesi yazılmaya başlanmıştı. Ne var ki öteden beri zaten ekonomik dürtülerle alınan tedbirler gevşetilip 1 Haziran’da “yeni” derken eski normale dönülüverdi. AVM’ler açıldı, seyahat yasakları kaldırıldı, tatil kredilerinin faizleri düşürüldü… ama okullar açılmadı! Lanet virüs tekrar saldırdı; ölümleri ve çekilen acıları anlatan grafik çizgileri tekrar yukarı yöneldi, bir daha da düşmedi. İşte o zaman başarı hikâyesinin “kahramanı” da sahneden çekildi.

Böylece o sahneden devlet de çekilmiş oldu. Kim kaldı sahnede? Salgının çok yakından etkilediği üç alanın üç özel sektöründen devlete transfer edilen üç aktör: Biri, eğitim sektörünün “ünlü yıldızı” ve Maya Okulları’nın sahibi Ziya Selçuk; diğeri, sağlık sektörünün sakin aktörü ve Medipol Hastanesi’nin kurucusu Fahrettin Koca; öteki, turizm sektörünün genç starı ve ETS Tur ile Maxxroyal otellerinin sahibi Mehmet Ersoy.

Turizm Bakanı Mehmet Ersoy

Böylelikle devlet Korona’yla mücadelede yerini şirket sahiplerine, yani özel sektöre bıraktı. Kapitalizmin kuralları işliyor ve şimdi bu üç özel sektör arasında Korona virüsü üzerinden büyük bir rekabet yaşanıyor. Eğitim sektörünün bakanı, okulların bir an evvel açılması için yanıp tutuşuyor; turizm sektörününki ise tatilden okula dönüşü engellemek için Bilim Kurulu‘na dua ediyor; sağlık sektörüne gelince, onun özel olarak bir şey yapması gerekmiyor, gerekeni virüs yapıyor!

Bizim mahalleye biraz daha yakından bakalım: “Ziya Selçuk’u Anlama Kılavuzu”na gelen yorumlardan en çarpıcı olanı şuydu: “Kılavuzu son derece açık, net, anlaşılır yazmışsınız, sağ olun; ama ben gene de anlayamadım Ziya Hoca’yı!”

Bakan olarak atandığı günden beri eğitim bakanımız Ziya Selçuk üzerine ihtisas yapıyorum. Bu konuda rahatlıkla bir yüksek lisans tezi hazırlayabilirim, hiç zamanımı almaz! Gel gelelim onu anlamakta artık ben de zorluk çekiyorum. Eğitim bakanlığına atandığı ay yazdığım yazıyı, birçoğumuza telkin ettiği umudu kırmak istemeden, gittikçe çöken eğitim sistemini kastederek şöyle bitirmiştim: “Göreceğiz bakalım, o mu sistemi değiştirecek, sistem mi onu?”

Bu sorunun yanıtı çok gecikmedi. 2023 Eğitim Vizyonu sunumunda bütün inisiyatifini “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğine” terk edince ben yanıtımı bulmuş oldum. Sonra yerel seçimlerde AKP’ye oy istemesi ve son LGS yerleştirmeleri sonrasında imam hatip liseleri lehine yaptığı “ayrıcalıklı ayrımcılıkla” sistemin artık onu yeterince asimile ettiğine kani oldum!

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk

Şimdi pandemi sürecini yönetememesine bakıyorum, onu “anlayamamaya” devam ediyorum! Görüyorum, okulları açamamaktan muzdarip, güzel. Halka yalvar yakar oluyor, “Aman, dikkat! Okulları birlikte açacağız.” diyor, tamam. Ama nasıl oluyor da eğitimde eşitsizliğin bunca derinleştiği bir süreçte, bu derinliği uçurum haline getirecek kazıya devam ediyor?

21 Eylül’de okulları yüz yüze eğitime açıyoruz, iyi! Peki bu virüs, okul derslerinde çocuklarımıza bulaşıyor da kurslarda bulaşma özelliğini kaybediyor mu? Değilse Destekleme ve Yetiştirme Kursları 31 Ağustos’ta nasıl yüz yüze eğitimle açılabiliyor? Hadi açılıyor, tamam; ama ne değişti de 15 Ağustos tarihli yazıda “Resmî ve özel eğitim kurumlarımız, 8’inci ve 12’nci sınıf öğrencileri ile mezunlara yönelik olarak, 31 Ağustos 2020 – 06 Haziran 2021 tarihleri arasında destekleme ve yetiştirme kursları açabilecektir.” denerek özel okullara ve özel öğretim kurslarına Destekleme ve Yetiştirme Kursu açma yetkisi veriliyor? Bu okulların özel sektöre devredilmesi değil midir?

Bu nasıl bir eğitim yönetimidir, anlaşılır gibi değil! Böylece devletin kamu görevi olan eğitimin, bir süredir uygulanan eğitim politikalarıyla özel sektöre devri, pandemiyi fırsata dönüştürerek tamamlanmış oluyor. Özel öğretim sektörünün yıllardır dört gözle beklediği gelişme tam da budur. Ama sadece özel okullar ve kurslar değil, kamu okulları da kurs açabilirmiş! Eğitimde eşitlik ve adalet bu mu? Devlet okullarının yıllardır açtığı kurslara herkes tanık; okul yöneticilerine ve birkaç öğretmene ders ücreti aktarmaktan başka ne işe yaradı ve kaç öğrenci fiilen katıldı?

Yıllar önce dershanelerin kapatılmasıyla ilgili yazımın başlığı biraz erken atılmış bir başlıkmış meğer: “Okullar dershaneleşiyor!”

15 Ağustos 2020 tarihli Bakanlık yazısını yanlış anlamış olmayı umuyorum!

“Okulların Özel Sektöre Devri” için 3 yorum

  1. Abi yazılarını bir solukta okuyorum ve dostlarımla paylaşıyorum. Şu an Soner Yalçı’nın kara kutu kitabını okuyorum, senden de eğitim üzerindeki karanlık elleri ifşa edecek bir kitap bekliyorum. Kalemine sağlık sevgiler…

  2. Eğitim ve öğretim işleri bir devletin en az güvenlik, adalet, sanayileşme kalkınma ve üretim kadar aslî görevlerinden birisidir. Asla ve asla topyekün özelleştirilemez.

  3. AKP’nin eğitim politikası çok açık. Eğitimi özel sektöre devrederek özel sektörün para kazanmasını sağlarken devlet eliyle yapılamayan emperyalizmin istediği insan tipini özel sektör eliyle yaratmak. Bu yolda her şey mübahtır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.