(A)norm(al)

Ben etimolojinin yalancısıyım, Latince “norma” gönye demekmiş, marangoz gönyesi; tabi “normalis” de gönyeli, ölçüye uygun oluyormuş. Buradan gelen Fransızca “norm” kural, “normale” yani “normal” de kurala uygun demek oluyormuş. Madem öyle Yunanca olumsuzluk önekiyle kuraldışı anlamına gelen “anormal”i ve İngilizce dışı, harici, ötesi anlamına gelen “para” ile birleşince doğa yasalarına uymayan anlamındaki “paranormal”i de ekleyelim.

Bu gün 1 Haziran 2020 Pazartesi. Bu gün itibarıyla ülkemizde “yeni normal” biçiminde tanımlanan Corona virüsü sonrası (CS) hayat başlıyor. CÖ’de Covid-19’la mücadele kapsamında getirilen ve ekonominin çarkını önemli ölçüde yavaşlatan tedbirler kaldırılıyor. Sosyal mesafe, maske ve hijyene dikkat etmek kaydıyla şehirlerarası seyahatler, restoranlar, kafeler, çay bahçeleri, spor salonları, plajlar açılıyor; kamu çalışanları normal mesaiye dönüyor.

Ülkemizin etkisi altında kaldığı üç aya yakın pandemi sonrasını dört gözle bekleyen herkes, “yeni normal”i konuşmaya başlayınca “normal” sözcüğü merakımızı çekti. Malumunuz, Covid-19 sonrasının adı bu, “yeni normal” ve büyük küçük, etkili etkisiz her sarsıntı için yinelediğimiz bir tekerlememiz var: “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” Nasıl olacağını pek kestiremesek de eskisi gibi olmayacağından eminizdir! Eskisi kötüydü de mi tekrar etmeyeceğini biraz da talepkâr bir tonda ifade ediyoruz, yoksa iyiydi de mi? Burası çok net değilse de her doğal ya da toplumsal kıpırdanmada inandığımız bir şey var: “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!”

Peki, çok değil birkaç ay öncesinin, eski normali neydi ki? Metroda, otobüslerde, servislerde işe gidiyor, işten geliyorduk. Taksitlerimizi yatırıyor, kiramızı ödüyorduk. Cüzdanımızdaki miktarın neyi ne kadar alabileceğinin hesabını yapıyor, çoğumuz karın tokluğuna çalışıyor, bugün de işsiz kalmadım diye şükrediyorduk. Gelirimize göre çocuklarımızı devlet okullarına ya da özel okullara gönderiyorduk. İtilmiş kakılmışları, tinerci çocukları, sağda solda dilenen Suriyelileri görmemek için arkamızı dönüyorduk. Akşam gelip evlerimize, televizyonda dünyanın dört bir yanındaki çatışmaları umursamadan izliyor, dizilerde haksızlığa uğrayan karakterlere üzülüyorduk. Kimimiz ülkemizi yönetenleri kimimiz buna muhalefet edenleri beğeniyor, onlara oy veriyorduk. Onlar o takımın attığı gole seviniyordu, biz bu takımın attığı gole…

“Yeni”, oluşundan beri üstünden çok zaman geçmemiş, o zamana kadar görülmemiş, düşünülmemiş demek olduğuna ve “normal” de kurala uygun, alışılagelen, olağan anlamına geldiğine göre, bu iki kavram nasıl oluyor da çelişmeden bir arada kullanılıyor, şaşıyorum! Yani “yeni normal”de bütün bunları yapmayacak mıyız da “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!”? Yoksa “yeni” dedikleri sosyal mesafe, maske ve hijyenden mi ibaret? Öyleyse evet, yeni var; ama “yeni bir normal” yok demektir. Bizce durum tam da budur.

Toplumumuz için bu üç “yeni” gerçekten önemlidir. Biz öyle birbirimize “mesafeli” duramayız, birbirimizin limanına sığınmadan yapamayız. Sarılmasız, kucaklaşmasız, öpüşmesiz bir hayat bize haramdır. Bu nedenle “sosyal” değilse de “fiziksel” mesafe, yaşamımızın bir ilkidir ve o nedenle “yeni”dir. Maske de öyle. Evet, toplum olarak sosyal dayanışma önemli bir “norm”umuzdur; bu norm(al) içinde maskeyi de çoğumuz başkasını enfekte etmemek için kullanıyoruz. Ama CÖ’de sosyal maskeyi de psişik maskeyi de sevmediğimiz; hatta maskeli balodan nefret ettiğimiz, maske takmaya değil, indirmeye bayıldığımız sosyolojik bir gerçekliğimizdir. Üçüncü “yeni”miz ise hijyendir ki hele alkole varan biçimi CÖ’de hiç olmamıştı.

Söz “normal”lere gelince, yazıp çizip konuşanlar belli bir ülkeye sabitlenmeden daha evrensel bir tavır takınıyor. Mesela, insanlık sürdürülebilir bir yaşam kurmak; devletler sosyal politikalara yönelmek; aklın, bilimin ve uzmanlığın önemi anlaşılmak zorunda, deniyor. Ne var ki bütün bunlar, dile getirilmiş iyi niyetli beklentiler olmaktan öte gidemiyor.

Gidemez, çünkü etkili toplumsal dönüşümleri, hakim üretim-bölüşüm ilişkileri belirliyor. Bu, CÖ’de de öyleydi CS’de de öyle olacak. Kapitalizm, emperyalizm aşamasıyla birlikte devrimci, kurucu niteliklerini yitirdi. İşte Corona krizinde de gördük, hiçbir sosyal “norm”u kalmadığından vatandaşlarını koruyamadı. Esasen insanlığı bundan sonraki felaketlerden de koruyabilecek bir kamusallığı kalmamacasına çökmüştür. Ama sürdürülebilirliğinin teminatı olan üretim-bölüşüm ilişkileri toplumsal bir “(a)norm(al)” olarak devam ediyor.

Bu “norm”a güçlü bir toplumsal müdahale örgütlenemezse, “yeni normal” iyimser bir özlem olarak kalmaya devam edecek.

“(A)norm(al)” için 2 yorum

  1. Bu norma toplumsal müdahale olmaması için kontrollü sosyal yaşam kavramını getiriyorlar. Kim, kim(ler)in sosyal yaşamını kontrol edecek, normlar ve yaptırımlar ne olacak, henüz açıklanmadı ama sevemeyeceğimiz normlar ve yaptırımlar olacağını düşünüyorum. Fazla ses çıkmaması için devlet bankaları da düşük faizli kredilerle halkı borçlandırıyor.

  2. Güzel bir yazı olmuş, eline sağlık. Güçlü bir toplumsal müdahale çok uzak bir hayal. Hele günümüzün, her türlü yakınlaşmayı öteleyen bu koşullarında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.