Soma’dan Amasra’ya…

Madenciden öğrenmek

Aşağıda 2014’te Soma okulu öğretmeni madencilerin ölürken, bizi çıkardıkları “nefeslik”te verdikleri derslerden birkaçını alt alta yazdım. Toplarsak ne çıkar? ‘Fıtrat, kader, yüce adalet’ gibi kavramların arkasına saklananlar için Amasra felaketi çıktı. Bize ise buradan, yaşarken emekleriyle hayatı yaratanların, ölürken büyük insanlığın kaçınılmaz geleceğinin yaşam kültürünü ürettikleri çıkar. Bir de…

NEFESE ÇIKMAK

“Nefes” ve “teneffüs”, “soluk” anlamındaki Arapça aynı kökten (nfs, نفس) iki sözcük. Öğretmenlerin okulda ders aralarında verdiği kısa dinlenmelere teneffüs diyoruz. Nefes, kapalı bir maden işletmesinde havanın ocaktan çıkışını veya emilmesini sağlayan yol demek. Nefese çıkmak ise bir madencilik deyimi, madende havasız ve zor durumda kalan işçiyi, temiz hava, oksijen alması için nefese göndermek anlamına geliyor. Nefese çıkmak bir zorunluluk, değilse yaşamsal tehlike başlıyor.

Cumhuriyet devrimi ile karşı devrimin 2023 finali yaklaşırken halk, yoğun bir karbon monoksit zehirlenmesi tehlikesiyle karşı karşıya. Cümlenin hem gerçek hem mecaz anlamıyla bir karbon monoksit tehlikesidir bu. Son olarak Gezi ve ardından gelen öğretmen eylemlerinde Cumhuriyet güçlerinin gaz fişeklerine bu kadar yaklaşabildiklerine bakılırsa, cümlenin gerçek anlamını kimsenin dert ettiği yoktu; ama mecazı dayanılır gibi değildi.

13 Mayıs 2014’te Soma okulunun fedakâr öğretmenleri olan maden işçileri, Türkiye halkını işte bu zor durumda, kolundan tutup sürüye sürüye zorunlu “nefese çıkardılar”. Özelleştirilerek çağımız teknolojisinin sunduğu olanaklardan, her türlü güvenlikten ve geleceklerinden uzaklaştırılan, üretimden koparılan maden ocaklarında hepimize oksijen dolu insanlık dersleri verdiler.   

BEN DUYGUSUNUN DUVARLARINI YIKMAK 

Birinci ders buydu işte, “ben” duygusunu aşmaktı: Kömür ocağının o cehenneminden canlı kurtarılabilmiş bir işçi, arkadaşının da kurtarıldığından emin olmak istiyor: İşçinin madendeki kurtarılması anında endişeli bakışlarla “Mahmut’u gördünüz mü? Mahmut çıktı mı?” diye soruyor ve onu da kurtarmaları için yalvarıyordu.

HAYATA TUTUNMAk

İkinci ders, hayatta kalmaktan vazgeçmemekti. Fatih Olcay, oksijen borularını dele dele zehirli gazın arasından yaşama uzanarak vermişti bu dersi: “Zehirli duman ilerliyordu, maskelerimiz bitmişti. Herkes sağa sola kaçmaya başladı. Dua edenler; eşlerinin, çocuklarının ismini sayıklayanlar… Bense ölümü bekliyordum. Birden aklıma istim boruları geldi. İstim borularında temiz hava vardır. Bu boruları dele dele ilerleyebileceğimi düşündüm. İlk boruyu delerek ve temiz havayı soluyarak ilerlemeye başladım. Arkamda beni izleyen dört arkadaşım vardı. Ben oksijen ihtiyacımı karşıladıktan sonra onları çağırıyordum. Onlar da oksijeni soluyup beni takip ettiler. Bir arkadaşım bana doğru gelirken önüme düştü. Ölmüştü…”                                                                             

CANINDAN VAZGEÇEBİLMEK

Madende sağlık görevlisiydi 29 yaşındaki Serkan Güneş; üçüncü dersimizi üç arkadaşı için kendi canını ortaya koyarak vermişti Soma madeninde. Aşağıda mahsur kalan üç madenciyi kurtarmak için ocağa gözünü kırpmadan girmişti. Üç adet gaz maskesi vardı. Üçünü de madencilere verdi. Kendisine gaz maskesi kalmadı. Bir masanın üzerine yığılıverdi ve orada hayatını kaybetti. Hayatını kaybetti; ama mücadeleyi 3-1 kazandı! Ocakta kalan bir başka madencinin eşi şöyle demişti: “Sinan mesaiden sonra yerüstüne çıktı. Olayı duyduktan sonra arkadaşlarını kurtarmak için tekrar yeraltına indi. Bir kişi daha kurtarayım, bir çocuk daha babasız kalmasın diye. Tanımadığım insanlar bana Sinan sayesinde kurtulduk, dediler. Ama Sinan Yılmaz ocakta kaldı.”

ONURLU YAŞAMAK, ONURLU ÖLMEK        

Bu dördüncü dersi, ocaktan cenazesi çıkarılan orta yaşlı bir baba vermişti. Aşağıda çaresiz bir biçimde ölümü bekliyordu. Yapacak bir şey kalmamıştı. Cenazesinde hocanın cemaate soracağı “Merhumu nasıl bilirdiniz? Hakkınızı helal ediyor musunuz?” sorusunu bile bekleyemedi ve bir parça kâğıda “Oğlum, hakkını helal et!” diye yazdı.

SORUMLULUK DUYMAK

Beşinci dersi, emekli olduktan sonra aldığı evin kredi borcunu ödemek ve iki çocuğunun eğitim giderlerini karşılamak için indiği ocakta ölen madencinin kardeşi vermişti: Hastane bahçesinde beklerken üşümemesi için Türk Kızılay’ının verdiği battaniyeyi abisinin cansız bedenine sardı. Sonra bu battaniyeyi yıkatıp kuruttu ve başkalarının da kullanabilmesi için Türk Kızılayı’na geri verdi. Ve bu dersi, madenden yaralı kurtarılan bir başka işçi ambulansa bindirilirken, “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin!” diyerek pekiştirdi.

YABAN ÖRDEKLERİNİN NÖBETİ                     

Madencinin altıncı dersi ‘birey–toplum’ ilişkisine dairdi. Tuğla olamazsak duvar da olamayız, duvar olamazsak tuğla olmamızın bir anlamı yok. Cemal Süreya’nın “yaban ördekleri, donmasın diye/ suya nöbetleşe kanat vururlar” dizeleri var ya, işte öyle direndiler maden işçileri de… Ocakta çıkan yangının hemen ardından yoğun karbon monoksit gazına maruz kalan 14 madenci, yanlarındaki maskelerini takıp ölüme direnmeye çalıştı. Maskelerindeki oksijen ancak 45 dakika yetebilirdi. O süre içinde dışarı çıkamazlardı. ‘Revir’ dedikleri 5 metrekarelik bir odaya sığınıp kapıları üstlerine kapadılar. Bu odada oksijen tüpünden sağladıkları temiz havayı sırayla solumaya başladılar. Yardım ekiplerinin gecikmesiyle, ölüme saatlerce direndikleri odada hayatlarını kaybettiler. Ama cesetleri üst üste ve birbirlerine sarılmış durumda bulundu!

 “BÜYÜK İNSANLIK”                                               

Dün Amasra madenindeki felaketten yaralı kurtulan bir işçimizin, yeraltındaki arkadaşlarını yalnız bırakmak istemediğinden hastaneye götürülmeyi reddetmesine bakılırsa, işçilerin, emekçilerin Soma okulunun en çalışkan öğrencileri oldukları; ama felakette an itibarıyla en az 40 canımızı kaybettiğimiz düşünülürse, devleti yönetenlerin, madenleri işletenlerin tembel öğrenciler gibi davrandıklarını söyleyebiliriz.  

Yukarıda 2014’te Soma okulu öğretmeni madencilerin ölürken, bizi çıkardıkları “nefeslik”te verdikleri derslerden birkaçını alt alta yazdım. Toplarsak ne çıkar? ‘Fıtrat, kader, yüce adalet’ gibi kavramların arkasına saklananlar için Amasra felaketi çıktı. Bize ise buradan, yaşarken emekleriyle hayatı yaratanların, ölürken büyük insanlığın kaçınılmaz geleceğinin yaşam kültürünü ürettikleri çıkar.

Bir de üzgün ve güzel ülkemizin mutlu geleceğini kimlerin kurabileceği…

“Soma’dan Amasra’ya…” için bir yorum

  1. Çok guzel bir yazı elinize zihninize saglik. Evet madencilerimiz bize insanlik dersi verdiler ve veriyorlar. Ama biz dersimize iyi çalışmıyor hala tedbir almadan (sinyalizasyon-teknolojiyi tam kullanılması gereken yerde kullanmamak gibi gibi ) kaza oldu kader diyerek kabul ediyoruz. Bu da
    güzel insanlarımızın ölmesine seyirci olmaya devam anlamina geliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir