Yalan ve Dil 3

“Evrensel Dilbilim”

Yusuf Aksu, arayıp bulamadığının tesellisini, dilini şivesiyle konuşan apartman hizmetlisi Cemile’de, onun dinlediği türkülerde, söylediği deyimlerde, ettiği küfürlerdeki doğal ve arı dilinde bulur. Onun ve Dostoyevski’nin “Budala”sındaki gibi edebiyat aracılığıyla dilin doğal olabileceğini kavrar. Cemile, insanın yitirdiği dili bulma olanağını içinde taşırken Budala’nın saflığı ve doğallığı, yalanın ve yapayın karşısına bir kale gibi dikilir!

Tahsin Yücel’in, ağırlıklı olarak göstergebilim dil kuramını kahramanları aracılığıyla alaysı bir tarzda tartışmaya açtığı Yalan adlı romanı, toplumsal bir panorama içinde “olmak-görünmek” temel çatışması üzerinde “gerçek-yalan”, “doğal-yapay”, “doğal dil-evrensel dil” gibi alt çatışmalarla ilerler ve ilerlerken de romanda komik olan ile trajik olan iç içe geçer. Yazar, Yusuf Aksu kişiliğinde, kendi tekilliği içine sıkışıp kalmış, toplumdan ve bilimden kopuk bir “entelektüel” eleştirisi olarak da okunabilen Yalan’ı, türlü dilbilim yaklaşımları arasında dolaştırarak, çok da karşılığı olmayan evrensel ve doğal bir dil tezi/arayışı izleğine götürür. 

Yusuf Aksu, genç yaşta intihar eden kolej arkadaşı Yunus Aksu’nun, yerleşik dil kuramlarına ilişkin eleştirel tutumunu çevresinin, medyanın, giderek toplumun gösterdiği ilgi ve verdiği destekle hiçbir bilimsel altyapısı olmadan sürdürmek durumunda kalır. Yunus Aksu’nun, dilin bugünkü haliyle insanların birbirlerini anlamalarının önünde bir engel olarak durduğu, insanlar arasındaki iletişimsizliğin dilin suçu olduğu iddiası; çevresiyle hatta annesiyle bile tam olarak anlaşamayan, kendini doğru dürüst ifade edemeyen Yusuf Aksu’yu kolayca etkilemiştir. Ancak ansiklopedilerden edindiği, aklında fragmanlar halinde kalmış bilgilerle bu eleştirel tavrı sürdürmesi ve yine Yunus Aksu’dan devraldığı evrensel, doğal bir dil kuramı geliştirmesi hiç olası değilken “olmak” yerine “görünme”yi kabullenir. Öte yandan çevresi ve medya aracılığıyla da bu “görünme” topluma “olmak” biçiminde aktarılıp benimsetilir.

Bilim çevrelerinde büyük bir dilbilimci olarak kabul gören Yusuf Aksu, tarihsel olarak yazının dilden önce olduğu tezinde diretirken, Ferdinand de Saussure’nin Genel Dilbilim Dersleri’nde geliştirdiği göstergebilim dil kuramını da yerden yere vurur. Göstergebilimin ortaya koyduğu dil göstergelerinin nedensizlik gibi birçok özelliğine karşı çıkar ve yazacağı ama bir türlü yazamadığı Evrensel Dilbilim kitabında bunların yeri olmadığını ileri sürer. Ona göre dilbilimcilerin kafası karışıktır ve onlar her şeyi birbirine karıştırmakta, insan dilini gerçek bir iletişim aracı sanmakla yanılmaktadırlar. Oysa hayvanların her türünün kendine özgü doğal ve evrensel dilleri vardır, dünyanın her yerinde bu dille anlaşabilirler; ama insan dili yapay bir sistem olan yazıdan doğduğu için kendisi de yapaydır ve evrensel değildir. Yunus Aksu’nun kekemeliği de bundandır; çünkü ona göre yazıdan doğan bu ikincil dili benimsemeyenler kekeler. Yine ona göre dillerin ayrı ayrı olması, toplumları, hatta kendi içinde bireyleri bile geri dönülmez biçimde bölmektedir.

Yusuf Aksu dilbilimcileri, bu “yapay” insan dillerinin açmazlarını göstermemekle de eleştirir; çünkü sesleri doğal bir bağ ile bağlanamayan dil, “yalan”ı olanaklı kılmakta, gerçek bir bildirişimi engellemektedir. Bu nedenle dilin ilksel biçimini, ilk seslere yakın görünen sözcüklerin farklı dillerdeki karşılıklarını aramaya koyulur; radyonun ibresini yabancı istasyonlara çevirip oradaki konuşmaları etkili bir müzik dinler gibi dinlemesi bundandır!

Yusuf Aksu, dilin bir dizge olması nedeniyle ve dizgenin doğası gereği kapalı bir ‘yapı’sının bulunduğunu savunan “yapısalcı” betimlemeyi reddeder. Dilbilimcilerin, dilin bu kapalı yapısını savunabilmek için sınırlı sayıdaki adılları önemsediklerini, bu yüzden adılların adların yerini tuttuğunu ileri sürerek yanıldıklarını düşünür. Ona göre, “açık ve doğal” bir dilde adların adılların yerine kullanılması gerekir. Yusuf Aksu, yazacağı Evrensel Dilbilim kitabında insanlardan kuşlara, balıklara, böceklere, hatta otlara değin tüm canlı varlıkların dillerinin ortak özelliklerini saptamak iddiasındadır. Hareket noktası doğal bir dilin “eklemli” olamayacağı, tıpkı bir köpeğin havlaması, kuzunun melemesi gibi eklemsiz olabileceği tezidir.

André Martinet

İşte bu noktada Yusuf Aksu eleştiri oklarını, Fransız Dilbilimci André Martinet’in İşlevsel Dilbilim ve Dilin Çift Eklemliliği kuramına yöneltir. Zira ona göre doğal ve yalansız dil, bir kuşun ötüşü gibi eklemsiz olmalıdır. Martinet ise, bir bildirişim aracı olan ve insan deneyimlerinin verilerini düzenleyen dillerin çift eklemli dizgeler olduğunu ileri sürer: Çift eklemlilik, dilin anlam ve ses düzlemlerinde farklı birimlere ayrılabilme özelliğidir. Yalın düzey dediği birinci eklemlilikte en küçük anlamlı birimler (ekler, sözcükler); karmaşık düzey dediği ikinci eklemlilikte ise bu anlamlı birimleri oluşturan, anlamlı olmayan birimler vardır (ses/harf). Her iki düzlemdeki birimlerin farklı kombinasyonlarda bir araya gelişi, insan diline, 20-30 kadar sesbirim ve birkaç bin kadar anlambirimle sınırsız durum, düşünce ve deneyim olgusunu anlatabilme olanağı verir.

Eklemliliğin olmadığı, sadece seslerden oluşan, örneğin çığlık, Martinet’e göre bir acıyı ya da bir ağrıyı anlatabilir, ama bu dilsel bildirişim değildir; çünkü çığlık alt birimlere ayrıştırılamaz ve acı duyumunun bütününü kapsar. Yusuf Aksu’nun yalan için elverişli bulduğu eklemliliğe itirazı buradadır; çünkü istençle ya da istençsiz atılan bir çığlık eklemsiz, doğal ve dolayısıyla yalansızdır! Halbuki “Başım ağrıyor.” dediğimde durum başkadır. Burada birbirini izleyen dört birim (Baş-ım ağrı-yor), duyumsadığım ağrının bir özelliğini belirtmez, bu nedenle yalan üretmeye açıktır. Öte yandan buradaki her birim, başka deneyim olgularını bildirmek için farklı bağlamlarda yer alabilir: “Başım üşüyor.”, “Yaşım geçiyor.”, “Dişim sızlıyor.”, “İşim bitiyor.”… İşte insanın, sınırlı dil birimleriyle sınırsız düş ve düşüncesini anlatma, bu arada Yusuf Aksu’ya göre, yalan söyleme olanağı da dilin bu eklemli yapısından kaynaklanır.

İşlevsel Dilbilim

Buna karşın, dilin düşünceyi gizlemek, daha kötüsü karıştırmak, bayağılaştırıp öldürmek, insanları ve toplumları bölüp parçalamak için bulunmuş bir araç olduğunu düşünen Yusuf Aksu’nun Evrensel Dilbilim Kuramı, insanların ilksel ama evrensel ve doğal bir dili olduğu inancına dayanmaktadır. Bu dil yılanın tıslaması, kuzunun melemesi, köpeğin havlaması, kuşların ötmesi (Yunus, arkadaşlarına göre “kuşların oğlu”dur!)… ardışık seslerden oluşur, bu nedenle eklemsizdir; dolayısıyla yalansızdır! Bu dil insanın sonradan yitirdiği bir dildir; şimdi insanlar, müziklerinde, şarkılarında o dili aramaktadırlar.

Yusuf Aksu, aradığının tesellisini, yerinden yurdundan kopmuş, anılarının taşıyıcısı, varlık temeli olan dilini şivesiyle konuşan apartman hizmetçisi Cemile’de, onun dinlediği türkülerde, söylediği deyimlerde, ettiği küfürlerdeki doğal ve arı dilinde bulur. Onun ve Dostoyevski’nin “Budala“sındaki gibi, paradoksa bakın ki bir başka yalan biçimi olan kurmaca, yani edebiyat aracılığıyla dilin doğal olabileceğini kavrar. Cemile karakteri, insanın yitirdiği o doğal dili bulma olanağını içinde taşırken Budala’nın saflığı ve doğallığı yalanın ve yapayın karşısına bir kale gibi dikilir!

Romanın sonunda Yusuf Aksu, öteki beni Yunus Aksu saplantısından kurtulabilmek için Claude Lévi-Strauss’un Yaban Düşünce adlı kitabının çevirmeni (Gerçekte Tahsin Yücel’dir.) Beşinci Murat’a şunları söyler: “Benim dil kuramım baştan sona yanlış… Benimki bir çocukluk düşüydü, yani bir saçmalıktı.” Artık romanın yazarı konuşmaktadır “Adını büyük dilciye çıkarmışlardı, direnmeye çalışmış ama sonunda boyun eğmek zorunda kalmıştı; insanlar, kendilerini aldatmak pahasına, yükselttikçe yükseltmişlerdi onu.”

Tahsin Yücel, Cemile’nin konuşmalarını, Türkçenin doğallığının ve bir anlamda da kendi dil kavrayışının bir temsili olarak kurgular:

“…iki şey gitti mi ara ki bulasın Cemile’yi.”

“O iki şey ne peki?”

“Biri kır dediğin dilim, biri de anamın evinin hep burnumda tüten kokusu.”

“Dilciler daha az çaba yasası deyip geçiyorlar, ama insanlar, dünyanın her yanında, hem de ayrımında bile olmadan, yitik dili arıyorlar, evet yitik dili.”

O halde dil yalan üretiyorsa, gerçeği susarak haykıracağız!

“Yalan ve Dil 3” için 2 yorum

  1. “Dilciler daha az çaba yasası deyip geçiyorlar, ama insanlar, dünyanın her yanında, hem de ayrımında bile olmadan, yitik dili arıyorlar, evet yitik dili.”
    Evet Mustafa Bey , yukarıdaki sözden de anlaşılacağı gibi insanlar yitik dli arıyorlar.

  2. Evet güzel dostum Tahsin Yücel Andre Martin ve Yusuf Aksunun dil hakkındaki düşüncelerini okuyunca ilk aklıma Tansın Yücel’in yalan romanı geldi bana bunları anımsattığın için teşekkür edrim kalın sağlıcakla Iyi günler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir