Yapay Zekâ ve Dil

İnsanın duygu ve algı dünyasındaki gelişmeyi ve değişmeleri eş zamanlı yakalayabilen algoritmaların yazılmasına kadar yapay zekâ, kendi dilinin kusurlarını azaltarak gelişmeye devam edecek. Gün gelip de bu gelişme insanınkiyle eşitlenebilecek mi, işte bu sorunun yanıtı henüz belli değil. İnsanın öğrenme sürecini birebir taklit edebilecek yapay zekânın icadına kadar da belli olmayacak!

İktidarın siyasi gücüne ticari ve kültürel bakımdan bağlı bir gazetede, dünyaca tanınan bir düşünür ve dilbilimciyle yapılmış, Ortadoğu’da meydana gelen gelişmelerle ilgili bir mülakat yayımlanır. Bu düşünürün sorulara verdiği yanıtları pek sığ ve anlamsız bulan bir takipçisi, onu durumdan haberdar edince düşünür, Facebook sayfasında bir açıklama yaparak yanıtlarının aslına sadık kalınmadan çevrildiğini, savunmadığı fikirlerin röportajda yer aldığını duyurur. Gazetenin kendisine sorduğu soruları ve kendisinin verdiği yanıtları da takipçileriyle paylaşır.

Komedi bundan sonra başlar. Gazetenin inatçı muhabiri yaptığı mülakatı savunur; bu ünlü düşünür, dilbilimci ve aktivistin kabul etmediği yanıtlarının gerçek olduğu konusunda ısrar eder. İddiasını kanıtlamak ve tartışmayı bitirmek için düşünürün reddettiği Türkçe metinleri Google Çeviri uygulamasıyla İngilizceye çevirir, “İşte verdiği yanıtın orijinali!” diye yayımlar ve rezaletin ucu görünür. Acar gazeteci, “Ortadoğu’daki bu kaos ortamının Batılı devletleri telaşlandırdığını mı sanıyorsunuz? Aksine ne zaman ki her şey süt liman olur, işte o zaman Batı’da telaş başlar.” cümlesindeki “sütliman” deyiminin sözcüklerini ayrı yazınca ve Google Çeviri de bunu İngilizceye “milk port” diye aktarınca rezalet ayyuka çıkar…

İnsanların uluslararası ilişkileri pratik bir biçimde sürdürebilmek için ortak dil arayışı sürerken, ama önerilen mevcut doğal/tarihsel ya da yapma diller henüz sorunu çözememişken, üstel bir hızla gelişen bilişim teknolojilerinin bu ihtiyaca bir çare olup olmayacağı tartışılmaya başlandı. Tartışma ve arayışlar, son yıllarda hayatımızın hemen her anına ve alanına girmiş bulunan yapay zekâ üzerinde yoğunlaştı. Bilgisayarlarımızda, tabletlerimizde, akıllı telefonlarımızda yaygın olarak kullanılan yapay zekâ sorunu çözebilir miydi? Soru, yapay zekâ araştırmacılarını ilgilendiriyordu ve insanlarla doğal dilde iletişim kurabilecek programlar geliştirmek, onlar için önemli bir çalışma alanı oldu.

Yukarıda anlattığımız olay, yapay zekânın bugüne göre çok daha zayıf bir birikimle çalıştığı sekiz buçuk yıl önce yaşandı. Buna karşın, kullanıcı gazeteci Google Çeviri’ye Türkçe “sütliman” deyimini oluşturan sözcükleri bitişik girseydi, belki de okurlarını dünyaca ünlü bu düşünürün yalan söylediğine inandırabilirdi!  O zamanlar çeviri programlarında sözcük tabanlı yazılımlar kullanılıyordu ve bu yazılımlar sözcükleri birer birer değerlendirip hedef dile aktaran bir algoritmaya dayanıyordu. Bu ise yukarıdaki örnekte olduğu gibi özellikle değişmece anlamlı sözcük ve sözcük gruplarının çevirisinde sorunlar yaratıyordu.

Sonra cümle kuruluşlarını temel alan programlar geliştirildi. Kısaca, dillerin gramerlerinin yazıldığı bu programlar, A dilinde verilen cümleyi çözümleyip B dilinin sözdizimsel gramerine çevirebiliyorlardı. Söz gelimi Türkçe “Çocuk kitap okur.” cümlesinin eylem, özne ve tümlecini çözümleyip cümleyi Fransızca olarak “Le garçon lit un livre.” biçiminde yeniden kurabiliyorlardı. Program, örnekteki kısa cümlede olduğu gibi sağlıklı çalışıyor olsa da cümle uzadıkça verim düşüyor, sözdizimi anlaşılmaz bir hale dönüşüyordu.  

Öte yandan Google’nin Asistan, Apple’nin Siri, Amazon’un Alexa gibi dijital konuşma sistemleri de aynı algoritmayla çalışıyor; ama sık sık tökezliyorlardı. Çünkü insanlar arasında doğal dille kurulan iletişime dil dışında beden dili, jest ve mimikler, vurgu ve tonlamalar, sesin şiddetindeki dalgalanma gibi daha birçok öge de katılıyor; bu nedenle kuruluşu bozuk cümleler, gramere uymayan sözcük dizileri ve söylenmeyen sözler iletişime engel olmuyor; ama bunu makineleri yöneten algoritmalar henüz anlayamıyordu.

Bir başka sorunsa, makinenin bir sözcüğün karşı dilde birden çok anlamından hangisini seçmesi gerektiğiydi? Bu sorunları ancak insan dillerindeki metinleri sırasıyla sözcüksel, sözdizimsel ve anlambilimsel çözümlemeye tabi kılabilen, istatiksel verileri tarayıp değerlendirebilen, nesnelerin interneti ya da derin öğrenmeyi (makine öğrenmesi) temel alan yazılımlar çözebilirdi.

Şimdi bu aşamadayız işte ve artık yapay zekâ sayesinde makineler giderek daha az kusurlu bir iletişim kurabiliyor insanlarla. Peki, bu nasıl başarıldı? Kesinlikle derin öğrenmeyle! Yapay öğrenme yöntemi olarak yola çıkan yapay sinir ağları, yapay zekâ ile birleşince, yukarıda sözünü ettiğimiz ses verilerini metne, metni sese dönüştüren dijital konuşma programları ve metinleri dilden dile çeviren sistemler, artık hayatımızda birçok şeyi geri dönülmez biçimde değiştirmeye başladı.

Burada en büyük ihtiyaç kuşkusuz internet veri tabanının büyüklüğüydü. O hazine ne kadar fazla dilsel veriye sahip olursa yapay sinir ağları bu verilerle o kadar daha iyi eğitilebilir, konuşma ve çeviri programları da o kadar kusursuz çalışabilirdi. Kısacası temel ihtiyaç, veri daha çok veri idi! İnternet tabanlı tüm programların daha çok yazmayı, daha çok yüklemeyi, daha çok paylaşmayı, daha çok aramayı… önermelerinin nedeni de bu değil mi? Ne kadar çok girdi o kadar çok veri, ne kadar çok veri o kadar az hata! Elektronik postamıza, internet platformlarımıza giderek ilgi alanlarımıza daha uygun reklamlar, iletiler düşmesi bundan!

Ancak sorun yine de bugünden yarına çözülecek gibi görünmüyor. Nedeni insan doğasının ve dolayısıyla doğal dilin belli bir mükemmellikte donmuş, kalıplaşmış bir son yapısının olmaması. İnsanın süreklilik gösteren bilgi ve duygu dünyası, dilini de o süreklilik içinde yeniden yeniden üretiyor.

Deneyim, duygu ve algılarımızla durmadan geliştirdiğimiz doğal dil verimlerinin eş zamanlı olarak veri tabanına aktarılması mümkün olana kadar makine öğrenmesi, insan dilinin arkasından gelmek zorunda kalacak. İnsanın duygu ve algı dünyasındaki gelişmeyi ve değişmeleri eş zamanlı yakalayabilen algoritmaların yazılmasına kadar yapay zekâ, kendi dilinin kusurlarını azaltarak gelişmeye devam edecek. Gün gelip de bu gelişme insanınkiyle eşitlenebilecek mi, işte bu sorunun yanıtı henüz belli değil. İnsanın öğrenme sürecini birebir taklit edebilecek yapay zekânın icadına kadar da belli olmayacak!

Bu arada “milk port” olayının kahramanlarını söylemeyi unuttuk! Gazete Yeni Şafak, gaceteci Burcu Bulut, dilbilimci ve düşünür Amerikalı aktivist Noam Chomsky’di.

“Yapay Zekâ ve Dil” için bir yorum

  1. Aydinlattigin için teşekkür ederim dilinize sağlık kal sağlıcakla öptüm iyi akşamlar kal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir