Ziya Selçuk’u Anlama Kılavuzu

Korona saldırmaya devam ediyor ve küresel salgının ulusal yıkımları farklı oluyor. Devlet gibi devleti olan uluslar, virüsle mücadelede kıl kadar yalpalamıyorlar. Bize medyada genellikle yalpalayanlar gösterilip onların haberleri verildiğinden, devletimizin salgınla mücadeledeki başarısını nesnel olarak ölçemiyoruz maalesef.

Salgın, esas olarak iki alanda etkili oldu, oluyor: Ekonomi ve eğitim. Pandemiyle mücadeleyi yürüten devlet erkânımızın hassasiyeti daha çok ekonomide yoğunlaşıyor: “Yeni normal”in, insanlara açık alanları yasaklayıp AVM’leri açmakla, emeklileri ve çocukları evlere kapatıp çalışanlara işbaşı yaptırmakla başlanmasının başka bir anlamı olabilir mi? Hatta virüsle mücadelenin gerekçeleri, çoğu kez üretimin özneleri olan emekçilerin hak kayıpları için masumiyet örtüsü olarak kullanıldı, kullanılıyor!

Eğitime gelince, kayıp bir dönem yaşandıktan sonra bile hâlâ gelecek eğitim öğretim yılının ne zaman başlayacağı ve nasıl olacağı belirsiz. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde” eğitimi sorunsuz yönetiyor! Sorunsuz, çünkü okullar olmayınca sorun da olmuyor! Durmadan konuşuyor, televizyon kanalları ağzından laf alabilmek için peşinden koşuyor, laf alıyorlar, ama düşünce, plan ve program alamıyorlar!

Ahmet Hakan, “Sayın Bakan, yani siz diyorsunuz ki…” cümlesini tamamlayamadan, Bakan tatlı bir tebessümle “Hazırız…” diyor; “Sorun yok!” Her tür senaryoya çalıştıklarını öyle detaylı anlatıyor ki insanın bu senaryolardan film yapası geliyor. Hakan “Pandemi…” diyecek oluyor; Bakan uyarıyor: “Biz öğretmenler, Türkçe ‘salgın’ diyoruz!” Sonra da “parametre”li, “simülasyon”lu, “paradigma”lı cümlelerini bir makaleden okuyormuşçasına sıralıyor!

Okulların açılmasına bir ay kala, bu yıl kademeli uygulamaya konacak olan, iki yıl önce programlanan, takvime bağlanan ve büyük bir şatafatla sunulan “2023 Eğitim Vizyonu”nu kimse sormuyor; o da bunu anımsamıyor zaten, tıpkı artık MATİH olan FATİH’i anımsamadığı gibi!

Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk, ne yazık ki 2 yıldır bakanlığının konuşma evresini henüz tamamlayamadı. Konuşup duruyor ve durmadan konuşuyor! Daha ne kadar sürer bilmiyoruz; ama bundan sonraki icraat dönemini dört gözle bekliyor, bir an önce o “level”e geçmesini diliyoruz!  

Bakanımızın konuşma performansı, maşallah, TED konferanslarının  “Talk Show”cularını aratmıyor! Çoğu kez suratımızda boş, donuk ve anlamsız bir tebessümle (Tebessüm, anlamadığımızı gizlemek için!) dinliyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse, zaman zaman seçim propagandasında konuşan politikacıyı dinledikten sonra kararını veren köylü gibi hissettiriyor: “Ne büyük adam yahu, söylediklerinden hiçbir şey anlamadım!” Bize göre sözcüklerde sorun yok da cümleleri bir türlü anlamlandıramıyoruz!

Çok acil bir Ziya Selçuk’u Anlama Kılavuzu’na ihtiyaç var; çünkü çoğunlukla “metaforlar”la konuşuyor. Biraz geriye sararak anımsarsak PowerPoint’te görüntülediği çizim eşliğinde şöyle diyor mesela: “Bir cisim var, bunu hareket ettireceksin. Yukarıdan kuvvet uygularsan cisim hareket etmez. Türkiye’de eğitim sisteminin kuvveti Cumhuriyet’in başından beri yukarıdan uygulanıyor. Bunu sorgulamamız lazım. Kuvvetin tabandan gelmesi lazım!”

Bakanımızın yukarıdaki paragrafta savunduğunu aşağıdaki gibi anlamıyoruz elbette: “İktidar ağzıyla Cumhuriyet’in aydınlanmacı eğitim felsefesine saldırıyor.” Bu düz anlamın ötesinde kim bilir ne derinlikleri var o sözlerin, bizim vâkıf olamadığımız!

Söylediği “Sokak çocuklarının en büyük şansı okuldan uzak olmalarıdır!” cümlesinin anlamca en yakın olduğu özdeyiş, Mark Twain’in “Hiçbir zaman okulumun eğitimimi engellemesine izin vermedim.” midir, emin değiliz; çünkü salgındayız! Sonra “Sınıf kapılarının koridora bakan dış tarafları sapasağlamken iç tarafları kırık döküktür!” cümlesiyle Bakanımızın asıl anlatmak istediği, sıkı bir üniversite giriş sınavı Türkçe sorusu olur ki, çocuklara yazık! Daha küçükleri kastederek “Onlara küçük çukurlar değil; kuyu kazmalıyız!” cümlesindeki “kuyu kazmak” sözünün anlamını “ustalaşmalarını sağlamak” dışında, onları “atıp kurtulacağımız mekânlar” sözüyle eşleyenimiz az mıdır sanki?

Hele kelimeleri kavramlaştırmaya bayılıyor Bakanımız: “Oyun ‘gameleştiriliyor’, ‘müfredatlaştırılıyor’, eğitim ‘McDonald’slaştırılıyor!”… gibi kavramlarını nasıl kavrıyorsunuz, çok merak ediyorum! “Çocuk, okumam geldi, diyor; çişim geldi, der gibi. Mevzuata bakıyoruz, ‘Dur beş yaşında okuma olmaz!’ diyoruz. Hayır, mevzuatsal değil, gelişimsel bakmalıyız!” Bu parçadaki vurgulu sözcükleri, eminim Google’a yazıp anlam aramaya başladınız bile. Sabredip “Her çocuğun müfredatı kendi içinde saklıdır!” cümlesini bekleseydiniz, Bakanımızın pedagojide bireyselleşme devrimi önerdiğini anlayabilirdiniz belki; ama emin olabilir miydiniz?

Eğitim sistemimizin sorunlarına çareler aradığı “Bulma Konferansı”nda henüz bir şey bulmadan önce, “Bir Şey Yapmak Lazım Grubu”nun düşüncelerine tercüman olurken söylediği “Bizim kıyameti koparmamız lazım!” cümlesiyle vurguladığı ana düşünce karşısında mütedeyyin “Tövbe tövbe!” diyerek cihatçı fikriyat ve hissiyatını bastırmaya çalışırken; hiç kuşkum yok, radikal solcu “İşte bu, bravo!” nidalarıyla havaya fırlamıştır!

Hele “Bizim ortak akıldan uzaklaşmamız lazım, ortak akıllara değil, sivri akıllara ihtiyacımız var!” cümlesindeki vurgulu sözün cümleye kattığı anlamı kestirebilen sosyal demokratların sinirden yumruklarını ısırdıklarına; neoliberallerinse alkıştan avuçlarının patladığına adım gibi eminim. Emin olamadığım, “Beceri temelli eğitim piyasaya çalışır.” dediğinde verecekleri tepkinin mahiyetidir!

“Kapitalizm nedeniyle çok insani bir yaşamımız yok, okullarda da öyle!” cümlesinde vurgulanan düşünce ise sosyalistleri mest etmeye yetmiş de artmıştır bile! Şu sözler de tüm idealistlere gelsin: “Biz nitelikli ürün için nitelikli eğitim istemiyoruz, nitelikli insan için istiyoruz!”

Biz halkçı, aydınlanmacı devrimciler; “Okul önemini giderek yitiriyor.” önermesiyle Ivan Illich’in “Okulsuz Toplum” iddiası ve John Taylor Gatto’nun, “Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı” adlı kitabındaki tezleri arasında bir paralellik kuracak ve Bakanımızı anarşistlerin kucağına atacak değiliz!

Bakanımızın “Diploma ve üniversite değil, ‘yetkinlik’ önemli. Sertifikalarla donanımını sağla, yeter!” yaklaşımını eğitimsel değil, yönetimsel bulan ve bunun bir devlet görevlisinden çok şirket yetkilisinin söyleyebileceğini; çünkü yetkinliğin emeklilik, kıdem tazminatı, düzenli gelir gibi işçi sınıfı kazanımlarının bir engeli olduğunu savlayan Marksist’i tırnak içine almak lazım! Mı acaba?

18 yıldır hükümet ettiği halde herkesi muhalefette olduğuna inandıran siyasi iktidar misali, eğitim sistemini eleştire eleştire eğitim bakanlığı yapmaya devam eden Ziya Selçuk da Türkiye’nin gerçekleri gibi çok parçalı! Herkes gerçeğe, doğal olarak, durduğu yerden bakıyor; görüyor mu, kuşkuluyum! Hâsılı körler fili vücudunda dokundukları organına göre tanımlıyorlar.

İki yıl sonra hâlâ olduğu yerde duran; ama durmadan konuşan file “Yelpazedir!” diyorsak, kulağını tuttuğumuzdandır!

“Ziya Selçuk’u Anlama Kılavuzu” için 5 yorum

  1. Çok iyi olmuş Mustafa, kalemine sağlık. Bu arada ben TYT için soru hazırlamaya başladım. Selamlar.

  2. Sevgili Mustafa Pala,
    Aklına ve kalemine sağlık. Yine çok güzel yazmışsın.
    Z.S. yeni bakan olduğunda bir “Anlama Kılavuzu” daha yazmış, Öğretmen Dünyası Dergisinde yayınlamıştın. O yazı da harikaydı. Ulasamayanlar için yeniden paylaşmayı düşünür müsün? Selâmlar

  3. Turkiyede ki egitim sistemini ya da sistemsiz liğini çok güzel anlatmissiniz. Gerçekler bundan ibaret.Teşekkürler.

  4. ZİYA SELÇUK’U ANLAMAK
    Sevgili Mustafa, yazın çok güzel, seni kutluyorum ve birkaç ekleme yapmak istiyorum. Ziya Selçuk’un iki yıldır sadece konuştuğunu söylüyorsun. O televizyonlarda bize, senin de dediğin gibi, anlamadığımız bir biçimde konuşurken arka planda Kur’an Kursu sayısını üçe katladı. Ziya Selçuk’un konuşmalarında bahsetmediği açık lise gibi okul dışı eğitimle, okullarda tarikatların etkinlik düzenlemesinin önünü açmasıyla, tarikatların mürit sayısı beş kat arttı. Artık Ayasofya açılışı bahanesi ile, Hilafette Toparlanın sloganına tepki gelmiyor. Hızla, hesap sorulamayan temelinde adalet değil inanç olan bir sisteme evrildiğimiz bu yıllarda Ziya Selçuk, kendinden bekleneni fazlasıyla yerine getirmiş ve şimdiden tarihteki yerini almıştır.
    Tekrar tebrik ediyorum, Türkiye’nin kanayan yarasına parmak basan bir yazyı olmuş, ellerine sağlık.

  5. Amacımız nedir ona bakmak gerek. Devletin, daha doğrusu iktidarda olan egemen sınıfın amacı kendi egemenliğinin devamını sağlayacak kuşaklar yetiştirmek. Bu sınıfın bakanı da buna hizmet etmekle yükümlü, başka ne beklersiniz ki?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.