Kategoriler
Edebiyat

Şiirsizlik Kötü Olacak!

Yaşar Bedri Özdemir yönetiminde e-dergi formatında yayımlanan “şiir, kent kültürü, sinema” dergisi MorTaka‘nın 22. sayısında (Ocak-Şubat 2021) soruşturma dosyasının konusu “Organik Şiire Dahil Olmanın Sancısı” idi. Dergi sordu:

1. Şiir neyi anlatır? Şairin sezgisi ve dilin gücü bu anlatıyı nasıl besler? 2. Şiirimizin güncel sorunları nelerdir? 3. Değişimin şiiri; şiirin değişimi tanımı neyi çağrıştırıyor? Genç kuşağın ayak seslerine zarınızı atıyor musunuz? 4. Bir şairimiz şiiri: “çağdaş hurafe” olarak tanımlıyordu. Sonradanlığı, aklı zorlayan aykırılığı, garip şeyleri, protest ve rasyonel olanı hatta GDO’lu kurguları, deneysel şiiri nasıl değerlendiriyorsunuz? 5. Bir zihinsel maluliyet örneği: Kavram kargaşası mı, imge kargaşası mı? 

Yanıtladık:

Topluca söyleyecek olursak…

Şiirin varlık nedeni aynı zamanda neyi anlattığının da yanıtıdır. Hayat, şiir olmaksızın da anlatılabilecek ve anlamlandırılabilecek hâllerle sınırlı ve yeterli olsaydı şiir de olmayacaktı. Ama şiir var olduğuna göre hayat, başka anlatım araçlarının anlamlandıramayacağı denli yoğun hâller ve anlamlarla dolu. O halde ilk sorunun yanıtı oldukça kolay yazılabilir: Şiir, başka hiçbir anlatım olanağının anlatamadığını anlatır!

Sözün bir uzlaşmaya dayalı anlam çerçevesinin sınırları bellidir. Şair her şeyden önce bu anlam çerçevesinin dışına sızanı görebilme sezgisine sahiptir, sonra da sözün bunu anlamlandırma gücünün farkındadır. Dil gerçekten çok güçlü bir anlamlandırma imkânı, idam mahkûmunun başını da keser, ipini de; şair bunun farkında!

Öte yandan bugünün şiiri, genellemelere çok fazla yaslanıyor. Hem fazla yaslanıyor hem de o genellemenin ardındaki özel hâlleri görmüyor ve dolayısıyla adlandıramıyor. Sıkıntı sanırım bu. Şair rahat değil sanki, kendini sürekli birtakım ölçütlerle sınırlıyor. Bu ölçütlerin önemli bir kısmını şiire öteden beri atfedilen şiirsellikler oluşturuyor.

Bunu kötüdür diye yazmıyorum; derdim, bir konum ve durum saptamak. Şair burada kendini çok fazla sıkışmış hissediyor, rahat değil. Bin yıl sonraya da kalabilecek değerlerin peşinde koşup dururken yorgunluktan düşüp yara bere içinde kalıyor! Ad koymaktan kaçıyor; hele özel adlardan, bir öcüden kaçar gibi kaçıyor! İşte o zaman kopukluk, bağlamsızlık, soyutluk, imgesizlik, hayatla bağlarını kesiyor şiirin. Bakın, hayatımızın bu denli içine girmiş son yirmi yirmi beş yıla dair kaç ad ve özel ad var şiirimizde?

Değişimin şiirini siz görebiliyor musunuz? Şiir çok ağır hareket ediyor, hayata ayak uydurmada. İletişim teknolojisinin bunca geliştiği günümüzde zamanın nasıl daha hızlı aktığını hissediyoruz, yaşıyoruz. Bu akıştan şiire katılan çok az şey var ne yazık ki.

Şiirin anlamında bir değişiklik beklemiyoruz. Değiştirsek değiştirsek biçimi, biçemi değiştirebiliriz. Bu değiştirmek de bir şiiri değiştirmekten çok, şiiri kişisel, öznel kılmaktır. “Değişimin” derken toplumsal, “değişimi” derken şiirsel bir duyarlığa işaret ettiğiniz belli. Değişimin kaçınılmazlığı orta yerde dururken, şiirin değişiminin bunca ağır olması bir paradoks, giderek bir sorunsaldır.

Genç şaire gelince, şiirinin bunca yaşlı olması, sözünü ettiğim sorunsal nedeniyledir. Sanatsal ifadelendirmede görsel anlatımın, sözsel anlatımın alanını daraltması, anlamlandırma olanaklarını geri dönülmez biçimde etkilemesi on yıllar almıştı. Artık zamanın, akış ivmesinin de artarak aktığı çağımızda, primitive sanat türü olan şiir, nesnelerin interneti, yapay zekâ, sosyal medya ve giderek değişen okuma alışkanlıkları, algı biçimleri karşısında daha ne kadar direnebilecek bilmiyorum. Direnirken daha bir içine kapanıp geri çekilme eğilimi gösterirse bu tam bir paradoks olur sanıyorum. Zar atmaya gelince, kumarı hiç sevmiyorum!

Bakma, ben de sıkı bir ilkelimdir, hadi hafifletelim, muhafazakârımdır şiir konusunda. “Hurafe”ye gelince, çağdaş sıfatıyla da olsa “hurafe”ye pirim vermeyi de doğru bulmam. Burada yaptığınız mecazın farkındayım, ama şiire belli bir kutsallık atfettiğimden olsa gerek, “çağdaş” da olsa hurafe şiirden uzak dursun!

Şiir hurafelerle yazılmaz, usla yazılır. Usu usla zorlasın, ama şiir asla garip şeylerin peşinde olmasın. Şiir kesinlikle protest, kural tanımaz, boyun eğmezdir, ama bu sıfatları Postmodernizmin kirinden yıkayarak kabul edebilirim ancak. Şiirin eğmediği boyun da şiir deyince bükülekalır! Yok, şiir GDO’lu değil, organiktir! Bir kere daha yazayım: Postmodernizmin kavramları şiire göre değildir.

Bu nedenle deneysele, hele şiirin deneyseline hiç aklım yatmaz. Şiirin kendisi doğal ve organik bir deneyselliktir zaten. Deneyselin deneyseli olmaz! Postmodernizm bunu yapmak istedi, birçok türde yaptı da ama şiire diş geçiremedi. Deneysel denip ortaya çıkarılan şeye şiir demek gelmiyor içimden. Bu şiirin biçimini bile değil, biçiminin biçimini yapmaya çalışmak gibi bir iş. Neye benziyor biliyor musunuz, tıpkı Divan şairinin bulmaca çözmesine: Şu kalıba şu özelliklerde ve anlamlı sözcükler yerleştirmeye. Ne olacak, evet hüner bu; ama şiir mi, tartışılır! Bunu en iyi yapan en iyi şair mi yani? Bulamadığın sözcük yerine de yaz ölçü kalıbının eksik kısmını olsun bitsin: “Fe i lâ tün / Fe’lün”.

Şiiri kim okuyacak, tabi ki şairler okuyor. Yani şair yazıyor, şair okuyor; başkaca da şiir okuyana rastlamadım. Eskiden tek tük rastlardık, şimdi temelli kesildi! Daha doğrusu şiir okuru diye şairler dışında başkaca bir okur kitlesi kalmadı. Zaten çağımızda, biraz önce sözünü ettiğimiz zamanın akış ve şiirin hareket ivmeleri ters yönlü. Böyle olunca günün ilgi dağıtan, odaklanma sorunu yaratan ritminde yaşayan birey, şiire dönüp bakıncaya kadar araya çok fazla “parlayan nesne” giriyor, onların “sendromu”ndan kurtulamadan şiirin yanından sessizce geçip gidiyor!

Günümüz tek kullanımlık nesneler çağı, kullan at! Hızlı ve yoğun tüketiyoruz, haklısınız! Şiir de böyle bir zamanda bilinçli ya da bilinçsiz, sonunda “tüketilen” bir şey! Şiirin bilinçli tüketilmesi hafifletir mi bu ağır yargıyı? Bence şiir, bilinçle de olsa tüketilen bir şey değil, tersine okundukça yeniden bir daha üretilen bir edebiyat etkinliği. Bir üst bilinçle yazıldığından, belli bir bilinç üstündekilerce “tüketilebilir” ancak. Bilinçle “tüketilen” olsa olsa düz metindir.

Olacaksa, şiirsizlik kötü olacak!

https://www.mortakasanat.com/index.php/2020/12/27/mortaka-22-sayi-yayinda/#dearflip-df_3362/31/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir