Reşat Nuri Güntekin’in Beş Öğretmeni

24 Kasım Öğretmenler Günü

Küresel salgın sürecinde iki şeyin değerini çok iyi anladık: Sağlık ve eğitim. Yine bu dönemde iki meslek çalışanlarının olmazsa olmazlığını, çektiğimiz acılarla bir kere daha teslim ettik: Sağlıkçılar ve öğretmenler! 2021 Sağlık çalışanlarının yılı olacak, 24 Kasım ise Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gün. 1981’den beri Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor. 25 Kasım 1889’da doğan ve 7 Aralık 1956’da aramızdan ayrılan, Türk edebiyatının usta kalemi, Cumhuriyet aydınlanmacısı Reşat Nuri Güntekin’i bir kez daha özlemle anarken; onun oyun ve romanlarına konu olan beş örnek öğretmen karakteriyle de salgın sürecinde öğrencilerini yalnız bırakmayan, onların yaşamlarına uzaktan yakından her fırsatta dokunan öğretmenlerimizin bu özel gününü kutlayalım.

Reşat Nuri’nin Büyükada’daki Evi

Adanmış 67 Yıl

7 Aralık; dostlarının, dudaklarının bir uzantısı gibi hiç sönmeksizin sürekli orada duran sigarasıyla, gülümserken gözlerinin kenarları kırışan yüzüyle, sevimli, nazik, duyarlı bir insan olarak anımsadıkları Reşat Nuri Güntekin’in 1956’da, 67 yaşında akciğer kanseri nedeniyle yaşama veda edişinin 64. yıldönümü.

25 Kasım 1889’da İstanbul’da doğan Reşat Nuri’nin, öyküleri, tiyatro oyunları ve romanlarıyla sadece Cumhuriyet dönemi edebiyatımızda değil, Cumhuriyet kültürünün inşasında da önemli bir yeri var. Askerî doktor olan babasının mesleği nedeniyle İstanbul dışına çıkan ve Anadolu’da birçok ili yakından tanıma fırsatı bulan Güntekin, böylelikle Cumhuriyet romanının mekânını ülke coğrafyasına doğru yaydı ve kişi kadrosunu da merkezî bir iki şehrin kurgu sakinlerinden Anadolu kırsalında yaşayan kanlı canlı insanlara doğru genişletti.

Reşat Nuri, 1927’ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca ve Türkçe öğretmenliği, okul yöneticiliği yaptı. 1931’de Maarif Müfettişi oldu, Anadolu gözlemlerini zenginleştirdi. Dil Heyeti’nde çalıştı, Çanakkale Milletvekili olarak TBMM’de bulundu. Birleşmiş Miletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye temsilciliği ve Öğrenci Müfettişliği göreviyle Paris’e gitti. Paris Kültür Ataşeliği yaptı. Emekliye ayrılınca İstanbul Şehir Tiyatrosu Edebi Heyeti Üyesi oldu.

Yazı hayatına 1918’de Zaman gazetesinde tiyatro değerlendirmeleriyle başladı. Darülbedayi’de sahnelenen birkaç oyun, çeşitli dergilerde hikâyeler yazdı, gazetelerde romanları tefrika edildi. Magazin, mizah dergilerinde takma adlarla yazılar yayımladı. Mahmut Yesari ile Kelebek mizah dergisini ve Ankara Ulus gazetesinin İstanbullu eşi Memleket gazetesini çıkardı.

Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Halide Edip, Refik Halit ile genişlemeye başlayan Milli Edebiyat’ın konu havuzu,  Reşat Nuri’nin eğitim, öğretmen, memur yaşamı ve sorunlarıyla daha da çeşitlendi. Güntekin bu havuza daha çok kendi mesleği olan eğitim temasını ve öğretmeni hem bir roman kişisi hem de bir roman konusu olarak koydu.

Cumhuriyet Aydını Reşat Nuri

Öğretmen, okul yöneticisi, eğitim müfettişi olarak eğitimin hemen her kademesinde görev yapan Reşat Nuri Güntekin, Cumhuriyet kurumlarına sadece çalışan bir memur olarak değil, ortaya koyduğu eserlerinde yarattığı kültür iklimi ve düşünsel destekle de hizmet etti, yön gösterdi. Asıl bu yanıyla Cumhuriyet aydınlanmasının bir feneri oldu. Türk toplumunun Meşrutiyet’le başlayan modernleşme sürecinde onun Anadolu gözlemleri ve çağdaşlaşma düşüncesi,  Cumhuriyet devrimlerine esin kaynağı oldu.

Çağdaşlaşma, geleneksel toplumdan modern topluma geçişi ifade eden ileri bir aşamanın adıdır. Her devrimci toplumsal dönüşümün beraberinde getirdiği hukuk sisteminin ve bürokratik kontrolcülüğün; geleneksel kültür, yaşam tarzı ve yerleşik ilişkilerle çatışması kaçınılmazdır. Söz konusu bu sosyal çatışma Reşat Nuri’nin ilk dönem duygusal romanları dâhil tüm kurgusal metinlerinde başat bir özellik gösterir. Reşat Nuri Güntekin bu çatışmayı Meşruiyet dönemi eserlerinde reformist atılımlardan, Cumhuriyet sonrasında ise devrimci dönüşümlerden yana çözer.

Bir İdeal, Beş Öğretmen

Tanzimat romancılarının Romantizm akımına bağlı toplumcu yeğlemelerinin karakteristik özelliklerini, bir başka ve son derece radikal bir geçiş süreci olan Cumhuriyet devri edebiyatının özellikle ilk dönem romancılarında da görmek, mümkün ve anlaşılabilir bir durumdur. İdeal özelliklerle donatılmış ve tipleştirilmiş roman kişilerine yoğun bir duygusallıkla birlikte tarafgirlik ve yer yer roman kurgusunda oturmamışlıklar eşlik eder. Bunu en azından Cumhuriyet davasına bağlanmış aydın edebiyatçılarımızda görmek mümkündür.     

Reşat Nuri Güntekin işte bu davaya gönül vermiş aydınlarımızdandır. O, yeni toplumun önder aydını olarak öğretmene odaklanmış ve eserlerinde savunduğu ideallerini ona yüklemiştir. Yarattığı beş öğretmen karakteriyle Cumhuriyet idealinin gerçekleşmesine hizmet etmiştir.

Feride 

Çağından sorumlu bir edebiyatçı olarak, yabancı okullarda okumuş, sosyal bakımdan görece rahat yetişmiş, serbest tavırlar sergileyen genç kızlara yönelik toplumdaki olumsuz yaklaşıma bir itiraz temelinde dört perdelik tiyatro oyunu olan İstanbul Kızı’nı yazar. İlk iki perdesi Anadolu’da bir köy okulunda geçtiği gerekçesiyle zamanın lüks salon dekorlarından vazgeçemeyen Darülbedayi, oyunu oynamak istemez; yazar eseri anlatıya dayalı edebi bir metin olarak kurgular ve roman Çalıkuşu adıyla 1922’de Vakit gazetesinde tefrika edilir. Adı yazarın adının önüne geçen roman, başkişisi Feride üzerinden Cumhuriyet’in amaçladığı yeni insan tipinin ilk örneğini verir.

Attila İlhan’ın, “Evet. İster inanın ister inanmayın, ‘Gazi’ Mustafa Kemal Paşa ‘Sakarya Melhame-i Kübrâ’sının (Büyük Kanlı Savaş) arifesinde, odasına kapanmış; Reşat Nuri Bey’i okuyordu.” (Hangi Edebiyat, Bilgi, 1993) dediği işte bu Çalıkuşu’dur. Mustafa Kemal’in bu romanda bulduğu nedir? Romanda Feride’nin karşılaştığı milli eğitim işlerinde keyfi uygulamalar, adam kayırma, düzensizlik ve aymazlıklar, bütün eğitim kurumlarının Maarif Vekâlet’inde merkezileşmesi demek olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na ilham vermiş olabilir mi? Yine romandaki kadın karakterlerin sosyal hayat içinde ikinci planda kalması, Medeni Kanun’un kabulünde, kadınların seçme seçilme hakkının tanınmasında ikna edici olmuş olamaz mı? “Melahat pederi Ali Hoca diye yazacağınıza, Melahat Ali deyiverirsiniz, olur biter! Efendim size ‘Feride Nizamettin’ diyeceğiz.” diyalogları Soyadı Kanunu’nu esinlemiş olamaz mı? Romana “Seni böyle simsiyah bir alaturka çarşafla ve gözlerinde yaşlarla burada bulacağımı ümit etmezdim.” biçiminde yansıyan giyim kuşam konusundaki olumsuzluklar, Cumhuriyet kadrolarının aklına kılık kıyafetle ilgili düzenlemelerin gerekli olduğu düşüncesini getirmemiş midir? (Çalıkuşu, İnkılâp, 1939 baskısından 2015)

Çalıkuşu, Cumhuriyet’in ilk yıllarında idealist bir öğretmenin geleneksel eğitim ve yaşam tarzıyla amansız mücadelesini anlatan bir dönem romanı olarak algılandı. Oysa roman, kırık bir aşk hikâyesinin alt başlıklarındaki betimlemelerinde, Dame de Sion’lu Feride’nin, öğretmen olma niyeti bile bulunmayan, yeterince ürkek, mücadelesiz ve bir “fikir” taşımayan, bir ülküsü olmayan; buna karşılık geleneksel yaşam tarzından rahatsız, Meşruiyet yeniliklerinin getirdiği kadının görece sosyalleşmesini içselleştirmiş, Cumhuriyet’e hazır bir köy öğretmenin macerasından ibaretti. 

Nihal

Cumhuriyet’in ilk yıllarının beklentileriyle örtüşen Çalıkuşu romanına ve Feride karakterine ilişkin, daha çok metin dışı, sosyal nedenlerden kaynaklanan bu algının gerçek bir karşılığını yaratmak için Reşat Nuri, Cumhuriyet’in ilanından sonra bu kez de Feride’yi tam bir Cumhuriyet idealisti köy öğretmeni olarak yeniden kurguladı: Bir Köy Muallimi (İki Perdelik Mektep Temsili, Fikirler dergisi tefrika, 1927). Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu’nun Feride’sini Bir Köy Muallimi’nde Nihal olarak yeniden üretip piyesin ana eksenine eğitim alanındaki yeniliklerin kabulü için mücadele etme izleğini yerleştirerek Feride’de Cumhuriyet aydını adına eksik bıraktığı birçok özelliği tamamlamış oldu.

Oyunun temel çatışması, İstanbul Kız Muallim Mektebi’nden mezun, heyecanlı ve mücadeleci bir Cumhuriyet öğretmeni olan Nihal ile yeniliklere karşı, eski usul tedrisattan yana Kerime Hanım arasındadır. Sadece köyün çocuklarını değil, kadınlarını da okutmaya, köyün başka sorunlarını da çözmeye çalışan Nihal’in karşısında Kerime Hanım, dersliğin duvarındaki bilim adamlarının resimlerinin indirilmesini ister ve öğrencilerin olumsuz davranışlarını dinî eğitimin eksiklinde görür.

Cumhuriyet’e geçişte eğitimi temel değişken olarak alan Reşat Nuri, birbirini destekleyen ve ana izleği güçlendiren çeşitli kırılmalarla ilerleyen dramatik örgüde, aydın öğretmen Nihal, okul yoluyla köyde elde ettiği kazanımların Kerime Hanım (gibiler) tarafından yok edileceğini anlar ve İstanbul’a dönme kararından vaz geçer. “Başladığım büyük iş bir ayda, bir senede, beş senede bitecek gibi değil. Mektep vasıtasıyla kurtarılacak bütün bir memleket var. Silinecek gözyaşları, sarılacak yaralar var. Muallim elindeki meşaleyi düşürdü mü birdenbire karanlıklar yeniden geliyor… Kürsümün önünde öleceğim. Son nefesimi verirken meşalemi hâlâ elimde tutarak, ‘Işık… Biraz daha ışık!’ diye bağıracağım. Son sözüm bu olacak!” (Bir Köy Öğretmeni, İnkılâp ve Aka, 1973)

Şahin

Aynı kararlılık içinde hareket eden Yeşil Gece’nin (1928) idealist Şahin öğretmeni, belki Feride’nin değil ama Nihal’in ‘erkek kardeşi’dir! Medrese öğrencisi olan Şahin, Yeşilordu’nun gönüllü erleri olan medrese arkadaşlarını ve bu ordunun komutanları olan müderrisleri tanıdıkça dinsel dogmaların farkına varır. Darülmuallimin’e (Erkek Öğretmen Okulu) girer ve bilimsel eğitime yönelir. Reşat Nuri, ilk sosyal ve tezli romanı diyebileceğimiz Yeşil Gece’de, bir yandan Şahin karakteriyle kararlı bir laik eğitim mücadelecisi öğretmen yaratırken bir taraftan da toplumun olduğu gibi ortada duran altyapısal sorunları çözülmeden devrimlerin üst yapı dönüşümlerinin sınırlılıkları konusunda farkındalık yaratmak ister.

Yeşil Gece’nin yazıldığı sırada yazar, Fransız natüralisti Emile Zola’nın Gerçek adlı romanını çevirmektedir. Bu romanda Zola, papazların ve papaz okullarının toplum üzerindeki olumsuz etkisini işlemekteydi. Bir tesadüf mü bir esinlenme midir, Yeşil Gece’de de Reşat Nuri, sarıklıların ve medreselerin toplumu nasıl manipüle ettiği tezinden hareket eder. Yazar bu benzerliği şöyle açıklar: “Dreyfus Davası’na katılmış olan Zola, davanın heyecanı içinde bir nevi idealist polemik romanı yazmıştır. Ben Yeşil Gece’de itikadını, onunla beraber de ebedi hayat ümidini, uzun ve acı savaşlardan sonra kaybeden, kendi ölümlülüğüne, milletin ölümsüzlüğü fikrinde teselli arayan bir insanın romanını yazmak istiyordum.” (Akt. Cevdet Kudret, Edebiyatımızda Hikâye ve Roman II, Varlık, 1978)

Reşat Nuri’nin, roman estetiği açısından en zayıf eseri olan Yeşil Gece’nin temel tezi, roman kurgusu içinde biçimlendirilemediğinden yer yer makale yapısına gerileyen bir anlatımla savunulur: “ ‘Çok doğru söylemişler… İnkılap denilen şey bir günde olmuyor.’ dedi. Yol burada dörde ayrılıyordu. ‘Şu ortadakini tutarsam beni zaferin ve inkılabın doğduğu yere götürür. Orada derdimi nasıl olsa anlatırım.’ dedi.” … yola düştü. (Yeşil Gece, İnkılâp ve Aka, 1971)

Zehra

Reşat Nuri Güntekin Yeşil Gece ile aynı yıl yayımlanan Acımak (1928) adlı romanında, doğrudan eğitimi ele almasa da Zehra öğretmen kişiliğinde, Şahin Efendi’de yarattığı abartılı idealizmi onarmak ister gibidir. Acımak’ın dramatik kurgusu, Zehra Öğretmen ile babası Mürşit’in bakış açılarıyla örülür. Cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir Mülkiyelinin meslek yaşamında ve sosyal ilişkilerindeki uyumsuzlukları ve çatışmaları aracılığıyla dönemin memuriyet yaşamına, köhne yapısına dair birçok olumsuzluk yansıtılır.

Reşat Nuri, bu kez olaylarla ve somut durumlarla birlikte dönemin memuriyet yaşamını kişilerin olumsuzlukları üzerinden eleştirel bir tavırla ele alırken aile içi ilişkileri ve sorumlulukları da anımsatır. Mürşit, yanlış bir evlilikle sefil bir sona doğru sürüklenir, ideallerini ve ilkelerini yavaş yavaş yitirir. Bu felaketten kurtarabildiği sadece kızı Zehra’dır ve o da oldukça yara almıştır.

Maarif Müdürü Tevfik Hayri, çalışkan, disiplinli, kararlı, yenilikçi Zehra öğretmenin yarasını şöyle gösterir: “Zehra’yı size bir kemal heykeli, ideal bir roman kahramanı olarak tasvir ettim. Fakat dikkat ediniz ki ‘tam bir insandır’ sözünü sarf etmedim… Doğruluk, temizlik, fedakârlık hastalığı onda insanlığın en kıymetli bir kabiliyetini öldürmüştür: Acımak kabiliyeti… Evet, bu katiyeti, bu huşuneti bir hâkim için bir dereceye kadar anlarım. Fakat bir mektep hocası için…” (Acımak, İnkılâp ve Aka, 1973)

Çocukların her türlü fiziksel ihtiyaçlarını karşılamış, fedakâr Zehra okulu adeta yeni baştan yaratmıştır; ama çirkinliğe ve zafiyete tahammülü yoktur. Eğitimde bireysel farklılıkları önemsemez, bütün öğrencileri birbirinin kopyası gibi yetiştirmeye çalışır; tıpkı bahçede ne kadar sakat, cılız, çarpık ağaç varsa budadığı gibi! Zehra içinde öldürdüğü insanlığın en kıymetli kabiliyeti olan “acımak” duygusunu ancak babasının ölümünden sonra bıraktığı günlüğünü okuyunca edinecektir. Böylece Cumhuriyet idealinin öğretmeni, bir nebze daha canlı kanlı insan hâli kazanacaktır.

Ömer

İlk baskısı 1960’ta yapılan Kan Davası Reşat Nuri Güntekin’in olgunluk dönemine ait son romanlarındandır. Yazar yukarıda sözünü ettiğimiz eserlerinde olduğu gibi bu romanında da toplumun önemli bir sorununu öğretmen karakteri üzerinden ela alır: Kan davası. Konu geleneksel toplumsal ilişkilerin, feodal kültürün ürettiği Osmanlıdan Cumhuriyet’e miras kalmış bir sorundur ve yine eğitimle ve tabi öğretmenle çözülecektir.

Ancak Ömer öğretmende ne Feride’nin naifliği ne Nihal’in zoraki idealistliği ne Şahin’in katılığı ve dışarıda kalmışlığı ne de Zehra’nın bir felaketten doğmuş hoşgörüsüzlüğü ve merhametsizliği vardır. Öte yandan o, Feride kadar memleket sorunlarına duyarlı, Nihal kadar eğitimin gücüne inanan, Şahin kadar mücadeleci ve Zehra kadar kararlıdır. Devrimin bir gecede olamayacağını; insanlara dokunmadan, onların kafalarını değiştirmeden hiçbir yeniliğin benimsetilemeyeceğini ve sorunların çözülemeyeceğini kavramış; bireysel mücadelesine toplumun gücünü de katabilmiş bir dava adamıdır.

Ancak bunca sabırlı bir mücadele ile Aşağı Sazan ile Yukarı Sazan köyleri arasında yüzyıldır süregelen kan davasını sonlandırır ve iki köy arasındaki sınırı ortadan kaldırır. Bu mücadelenin ana mekânı kuşkusuz yine okuldur.

Reşat Nuri Güntekin, döneminin başarılı bir edebiyatçısıdır. Tiyatro oyun yazarlığından aldığı güçle romanlarındaki diyalog ustalığı ve geniş toplum kesimleriyle kurduğu temasla edindiği konuşma dilinin yalınlığı, kendisinden sonra gelen Orhan Kemal gibi romancılarımıza yol açmıştır. İçtenlikli tutumu, aydınlık gerçekçi bakışı bir Cumhuriyet aydınlanmacısı olarak 97 yıldır, yarattığı 5 öğretmen karakterinin ellerindeki meşale gibi ışığını yaymaktadır.

Yaymaya devam edecektir.

“Reşat Nuri Güntekin’in Beş Öğretmeni” için 6 yorum

  1. Hocam , öncelikle ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ kutlu olsun!
    Reşat Nuri Güntekin ‘i her yönüyle ele alıp çok başarılı bir yazı hazırlamışsınız Emeğinize ve yüreğinize sağlık. İyi geceler

    1. Öğretmenler Günün kutlu olsun hocam. Yine çok güzel bir yazı olmuş. Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişin kolay olmadığını çok güzel belirtmiş sin. En önemlisi de üslubun. Bir solukta okuyor insan. Selamlar.

  2. Mustafacagım kutluyorum, hem senin öğretmenler gününü kutluyor ayni zamanda Resat Nuri’yi bize anımsattığın icin de ayrıca teşekkür ederim kal sağlıcakla öptüm

  3. Hem mesleğimiz hem edebiyatımız adına çok güzel bir çalışma olmuş. Elinize sağlık ve öğretmenler gününüz kutlu olsun.

  4. Kapsamlı bir çalışma olmuş. İyi düşünülmüş, iyi işlenmiş bir konu. Kutlarım, hem emeğini hem gününü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir