Dillerin Zenginliği ve Ulusallığı

Türk Devriminin önemli aşamalarından biri Cumhuriyet’in kuruluşundan beş yıl sonra gerçekleştirilen Harf Devrimi, diğeri de dokuz yıl sonra 26 Eylül 1932’de düzenlenen Türk Dil Kurultayı ile yaşama geçen Dil Devrimi’dir. Dil Bayramı’mızın 88. yılını dilin sosyolojisine ilişkin iki yazıyla kutluyorum. Yazıların ilki dillerin ulusallığı ve çeşitliliği, ikincisi sınıfsallığıyla ilgilidir.

İnsan türünün dil öğrenmeye genetik olarak yatkın olduğunu dilbilimciler söylüyor; Çağdaş İngiliz Edebiyatı Profesörü John Sutherland da ekliyor: “Tür olarak kendi içimizde mitsel düşünmeye eğilimli olduğumuzu varsaymak mantıklıdır.” (2018). Kolektif bilinçdışımızın binlerce yılda yarattığı, dünyayı anlama ve yorumlama yönümüzü etkileyen birçok arketipi (ilkörnek) işte bu mitler içinde bulabiliyoruz. Tıpkı Babil Kulesi mitinde yüzlerce yıldır yaşattığımız tanrı, güç, inanç arketipi gibi.

Kutsal kitaplarda ibret alınacak bir ders gibi anlatılan, Tanrı’nın aynı dili kullanılmayı yasaklayarak insanları ağır biçimde cezalandırdığı Babil Kulesi söylencesini bilirsiniz: İlkçağın en büyük şehirlerinden olan Babil, Mezopotamya’ya can veren Dicle ile Fırat’ın birbirine yakınlaştığı yerde, bugünkü Bağdat’ın 90 km güneyinde kurulmuştu. Dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen asma bahçeleriyle ünlü kentte bir çeşit tapınak olan birçok ziggurat bulunuyordu. Bunların en büyüğü Baş Tanrı Manruk adına inşa edilmişti. “Tanrının Kapısı” anlamına gelen Babil Kulesi, Sümerli kavimlerce insanların tanrılara ulaşabilmesi için gökyüzüne kadar yükselmesini sağlayan yedi katlı bir merdiven olarak yapılmıştı.

Babil Kulesi

Tevrat’a göre Babil Kulesi’ni Nuh’un torunları işte bu amaçla, yani tanrıya ulaşmak, ona “şirk” olmak amacıyla kurdular. Bu nedenle kule, Tevrat’ta “insan gururunun utanç damgası” olarak gösterilir. Devamını Tevrat’ın Yaratılış (Tekvin) bölümünden okuyalım: “Başlangıçta yeryüzündeki insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova buldular ve oraya yerleştiler… Ve sonra, geliniz, bütün yeryüzüne dağılmamak için kendimize bir kent ile tepesi göğe kadar yükselen bir bina yapalım, dediler. Tanrı, insanların yaptığı kenti ve kuleyi görünce şöyle dedi: ‘Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre düşündüklerini gerçekleştirecekler. Aşağı inip dillerini karıştıralım ki birbirlerini anlamasınlar.’ Tanrı, onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu…”

Böylece insanlar başka başka diller konuşur oldular; eş eşi, kardeş kardeşi anlamıyordu. Tanrı kendini korumak için insanların dillerini de birbirinden koparmış, birbirleriyle anlaşabilmelerini engellemişti. İnsanların, kendisine karşı kullanabilecekleri birleşik gücünden korkmuş; gazabıyla insanları farklı dillere, farklı uluslara bölerek güçsüz düşürmek istemişti. İnsanı istediğin gibi yönetmek, ona egemen olmak istersen önce dilini koparmalıydın! Ama farklı ulusların bu birbirinden farklı dilleriyle bir kültürel zenginlik yaratabileceğini tanrı da mı hesaplayamamıştı?

Dünya Dilleri

Dünyayı, hayatı anlamlandırmanın, onu yorumlamanın bir yolu olarak farklı dillerin doğuşuna ilişkin ilk anlatı olan Babil Kulesi söylencesini bir yana bırakıp günümüz gerçeğine dönecek olursak, UNESCO’nun hazırladığı Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre dünya üzerinde var olan 6 binden fazla dilin, önlem alınmazsa 2 bin 400’den fazlası bu yılın sonuna kadar yok olma tehlikesi altında. Bu dillerden 18’i de Anadolu topraklarında yaşayan insanlarca konuşuluyor(du). Bunlardan Ubik, Mlahso ve Kapadokya Yunancası tamamen yok olmuş durumda; Hertevin ise yok olmak üzere. Sırada Yahudi İspanyolcası olan Ladino ve Gagavuzca var. Romani (Çingene dili), Batı Ermenicesi, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Abazaca, Suret (Süryaniceye benzer bir dil) de yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. UNESCO; Adigece (Batı Çerkesçesi), Abhazca, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazacayı da “kırılgan” diller kategorisinde görüyor.

Bir dil nasıl yok olur? Dillerin yok olmasının nedenlerinden biri soykırımdır. 19. yüzyılın başlarında Avrupalı işgalciler Tasmanyalıları yok ettiklerinde birçok dil de bu halklarla birlikte yok olmuştu. Bir başka neden de bir topluluk daha geniş bir toplulukla birleşmek için kendini baskı altında hissettiğinde ya da ‘anadili’nden farklı bir ‘anadil’ öğrendiğinde dilini koruyamamasıdır. Bu nedenle çocuklara eğitim yoluyla aktarılamayan diller tehlike altındadır ve muhtemelen bir nesil sonra yok olacaktır.  Artık çocuklara öğretilmeyen Alaska’daki bazı Eskimo topluluklarının konuştuğu Yupikçe ya da Yeni İskoçya’da konuşulan Galce gibi.

Karamanoğlu Mehmet Bey

Diller ulusların en güçlü sembolleridir. Bir dil ölürse, sadece bir dil ölmez; onunla birlikte bir kültürel miras da silinir gider insanlık tarihinden. Dil sadece taşıyıcı değil; efsaneler, törenler, yazınsal yapıtlar ve bilimle ilgili kelime dağarcığından, günlük ilişkilerden alışkanlıklara, davranışlara, duygusal ritüellere… kısacası dile dayalı tüm etkinliklere kadar uzanan bir skalada kapsayıcı ve içericidir de.

Bu nedenle her dil ayrı bir dünya, ayrı bir zenginlik olarak korunmalı, gelişmesi için ulus devletler gerekli önlemleri almalı; genç kuşaklarca öğrenilmesi, konuşulması ve sürekliliği için gerekli kurumlar oluşturulmalıdır.  Diller asla karşı karşıya getirilmemeli, yarıştırılmamalı, birbirine kırdırılmamalıdır. En dar alanda kullanılanından en yaygınına kadar tüm diller değerlidir, birbirlerinden üstün değildir ve tümü dilbilimcilerce kayda alınmalıdır.

Çünkü 1848 Macar Devriminin liderlerinden yazar István Széchenyi’nin dediği gibi, dillerinin gelişememesi ulusların yaşlılığına, ölmesi de ulusların ölümüne işarettir!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Karamanoğlu Mehmet Bey, 700 yüzyıl önce  “Bugünden sonra divanda, dergâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya!” buyruğunu vermişti. Bu buyruk 20. yüzyılda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” gereklilik kipiyle hâlâ yürürlüktedir!

Düşünmeyi, yorumlamayı, okumayı, anlamayı, tarihini, edebiyatını, şiirini kendi dilinde gerçekleştiremeyen kuşakların ülkesinde, düşünceleri geçtim, duyguların ifadesi olan ünlemlerin bile yabancı dilde söylenmesi doğal değil midir? Woooww! O la la! Yahoo!

Bir dil sadece bir değildir; zenginliktir, kültürdür, vatandır, ulustur…

“Dillerin Zenginliği ve Ulusallığı” için bir yorum

  1. Yani bu söylenceye göre Tanrı bildiğin korkak ve hatta emperyalist.
    Böl parçala yönet politikasını uygulamış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.