Dillerin Sınıfsallığı

Sınıflı toplumlarda sosyal sınıfların belirleyiciliği muazzamdır. İnsanların düşünme biçimlerinden toplum içinde ilişki kurma biçimlerine, kültür birikimlerinden günlük davranışlarına kadar etkili olmadıkları alan yoktur. Sömürge/yarı sömürge ülkelerde bireyin antiemperyalist duruşunda da kapitalist/feodal ilişkilerin egemen olduğu ülkelerde sofrada çatal kaşık tutuşunda da bu belirleyiciliğin izlerini sürebilirsiniz. İnsanın düşünme eyleminden davranma biçimine, en geniş anlamıyla ilişki kurma pratiğini gerçekleştirdiği dilinin, sınıfsallığın bu belirleyiciliğinden bağımsız kalması olanaklı değildir.

Burada sözünü ettiğimiz dillerin sınıfsallığından anlamamız gereken, standart dilden (yazı dili, resmi dil) uzaklaşarak belirli toplumsal katman/meslek grubu üyelerinin birbirleriyle iletişimde farklılaştırdıkları özel jargon değildir. Aynı biçimde kastettiğimiz, standart dilin farklı coğrafi alanlarda oluşmuş farklı ağızları; hatta konuşurken/yazarken kullandığımız her günkü dil ile edebiyat yapıtlarının estetize edilmiş dili arasındaki farklılaşma veya bilim, sanat, spor vb. alanlara özgü terimleşme de değildir. Sözünü ettiğimiz farklılaşma, kendini öncelikle ekonomik farklılık olarak gösteren sosyal tabakaların/sınıfların, sosyoekonomik ve kültürel statüleri içinde ürettikleri dilsel farklılaşmadır.

Bu tür bir farklılaşmanın, yani dillerdeki sınıfsallığın birçok nedeni sayılabilir; ancak belirleyici olan kuşkusuz ekonomik güçtür. Ona daha çok sahip olan üst/egemen sınıf üyeleri, onun sayesinde daha az süre üretim içinde yer alır ve bu nedenle daha çok kültürel ve düşünsel etkinlik zamanına sahip olur. Bu, insanın günlük yaşam alanını daha çok aşması ve kültürel yaşama daha fazla dâhil olması demektir. Kültürel ve düşünsel birikimin geniş bakış açısı, gelişmiş estetik duygusu, zengin sözcük dağarcığı ve buna bağlı olarak soyutlama yapabilme, düşünmeyi planlayıp yönlendirebilme gibi kazançları dile yansır. Konuşma dilinin kullanımı da bu birikimden pay alır; sözcüklerin seslendirilmesi özenli, sözün tonu ölçülü, ses dengelidir.

Alt/üretici sınıflarda durum tümüyle farklıdır. Onların dar bir zaman ve çevrede, sadece günlük iletişimden beslenen dili canlı, somut; ama sığ ve kısırdır. Sınırlı kelime dağarcığı soyutlama yapmaya ve anlamda ince ayrımlar yaratmaya elverişli değildir. Cümleleri basit yapılı, kısa ve düz olduğundan bağımlı sıralı ve girişik yapılı cümlelerin düşünceyi ayrıntılandırıp derinleştirme özelliğinden yararlanamaz. Konuşmaya da yansıyan bu dilsel tutum, çoğu kez tonlama ve vurgularda ölçüyü tutturamaz, boğumlama hataları nedeniyle anlaşılır olmakta zorlanır.

Eğitim ve çevre etkisiyle birçok geçişler de içeren, alt ve üst sınıfların çok genel bir çerçeve içinde toparlamaya çalıştığımız dil özellikleri, kuşkusuz ulusal dilin içinde kalan bir farklılaşmayla oluşmakta ve sınıf bireylerinin biliş durumunu yansıtmaktadır. Ancak kimi adlandırmalardaki farklılık tümüyle sınıfların sosyoekonomik yapısının göstergesidir. Örneğin, dilimizdeki “karın doyurma” eylemini alt/üretici sınıf “ekmek yemek” sözüyle anlatırken, aynı eylem üst/egemen sınıf için “yemek yemek”tir. Bu adlandırmada sınıflara göre başat olan doyma nesnesi belirleyici olmaktadır. Yine “merkep-eşek”, “lavabo, tuvalet, yüznumara-ayakyolu, hela” gibi adlandırmalar üst sınıflara doğru ayrışmakta, bunda da sınıfın alışkanlıkları belirleyici olmaktadır.

İngiliz dilbilimci David Crystal, Dilin Kısa Tarihih’nde (Alfa, 2019) “Bu köyde postane yok.” cümlesini İngiliz üst/egemen sınıf üyelerinin, kraliyet ailesi ve aristokratların “The villages does not have a post office.” biçiminde, alt/üretici sınıf üyelerinin, işçilerin ve dezavantajlı aile mensuplarının “The village ain’t got no post office.” biçiminde ifade ettiklerini yazar.

Dilde sınıfsal farklılaşmanın en çarpıcı örneğini “Dil Denen Mucize-II”de (Kültür ve Turizm Bak. Yay. 1986) dil sosyolojisi üzerine çalışmalarıyla tanınan Alman Walter Porzig verir. Porzig, Java adasında Java dilinin sınıflara göre tümüyle farklı şekillerinin olduğunu yazar. Alt sınıfların dili Ngoko, Javalının anadilidir, resmi dil de budur. Kromo ise üst sınıfların dilidir. Sözcük hazinesi, kısmen biçimleri değiştirilmiş Ngoko dilinin sözcüklerine kısmen de tümüyle farklı sözcüklere dayanır. Grameri de Ngokodan yararlanılarak oluşturulmuş, tamamen farklıdır. Edebiyat dili de Kromodur. Tıpkı bizdeki saray çevresinin ve halktan uzak aydınların Türkçe, Arapça ve Farsçadan yapma Osmanlıcasıyla halkın evde, sokakta, çarşıda, pazarda kullandığı pırıl pırıl Türkçesi gibi iki farklı dil!

Üzerinde sınıfsal farklılaşmayı bu kadar açık taşıyan dil, kapitalist-emperyalist ülkeler arasındaki ekonomik, askeri, bilimsel ve teknolojik güç üstünlüğüne göre de farklılaşma eğilimi gösterir. Bu, şu demektir: Aynı dili kullanan iki ülkeden daha güçlü olanın o dilde yarattığı farklılaşma başat hale gelir. Bir zamanların “üzerinde güneş batmayan” imparatorluğu olan İngiltere’nin, sömürgelere dayattığı İngilizcesini 200 yıldır Amerika’ya kaptırmış olması gibi! Crystal “Google’de “color” (Amerikan İngilizcesi) sözcüğünü arattığınız zaman 867 milyon sonuç elde edersiniz, “colour”u (İngiltere İngilizcesi) arattığınızda 163 milyon.” diyor. (age)

Birkaç güncel arama da bizden: Sonuçlar ABD İngilizcesi yazımı lehine olmak üzere; “Flavor” 346 milyon-“flavour” 123 milyon, “humor” 1 milyar 90 milyon-“humour” 276 milyon, “labor” 763 milyon-“labour” 273 milyon…

Dil ulusal olduğu kadar sınıfsaldır da!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.