Eğitimimizin ‘Sınav’la İmtihanı!

Eğitim bir bilimdir ve özellikle on dört-on beş yaş grubu çocukların eğitimi son derece ciddi bir iştir. Ne yazık ki sistem, gençleri eğitimden koparmaktadır.

MEB’in Merhameti

Öğrencilerimiz 2016-2017 Eğitim Öğretim Dönemi’nin finalinde fuarlarla, kermeslerle, balolarla, mezuniyet törenleriyle okullarının en şenlikli günlerini yaşarken Millî Eğitim Bakanlığı, mayısın son günü ikinci dönem TEOG sınavının sonuçlarını açıkladı. Hayatlarının en güzel günlerini, durmadan birbirini tekrarlayan test kitaplarının, deneme sınavlarının, ünite, konu, kazanım testlerinin ışıksız odasına hapsetmiş   1 milyon 185 bin 328 sekizinci sınıf çocuğumuzun yüzünde, henüz parlamaya başlamış olan bahar neşesi donakaldı. Gerçi sınav sorularının yanıt anahtarı açıklandığında merakları önemli ölçüde giderilmişti; ama gene de yüreklerine acaba sorusunun çengeli tıp tıp vuruyor, bir sürprizle karşılaşmaktan korkuyorlardı.  Çoğu bu korkuyla, bir kısmı telaşla, ama hepsi heyecanla internete koştular; oh, neyse ki sonuç korktukları gibi değildi! MEB ders öğretmenlerinden bile “merhametli” çıkmıştı!

Bin Bir TEOG Hikâyesi

İşte o andan itibaren, eğitim gibi bilimsel ve özellikle yoksul aileler için son derece ciddi bir konuyu bile magazinleştirmekte mahir medya aktörlerimiz, oldukça dokunaklı “Bin Bir TEOG Hikâyesi” anlatmaya başladılar: “Kendimi üzerimde beyaz doktor gömleği, boynumda stetoskopla hayal ediyorum!” diyen ve hafta sonları  çobanlık yaparak sınava hazırlanan Yasin’den  annesiyle evlere temizliğe giden ve ancak komşularının verdiği çalışma masasında sınava hazırlanan Dilan’a; sobasız okullarda paltolar sırtında ders yapan, geceleri başını testten kaldırmayan Aleyna’dan bütün kış halının üstünde çalışarak “olmazı olduran” Serhat’a; henüz deniz görmemiş İbrahim’den yedi yaşından beri kemik hastalığıyla mücadele eden Ahmet Can’a; annesi komşulara elbise dikerek ailenin geçimini sağlayan Yusuf’tan arkadaşları oyun oynarken kendisi tarlada çalışmak zorunda kalan Hüseyin’e; üç odalı bir evde 17 kişilik ailesiyle yaşayan Esma’dan Aziz Sancar amcasından etkilenen Berivan’a… yürek parçalayan onlarca hikâye!

120’de 120

Bu hikâyelerin kahramanları İkinci TEOG Savaşı’nın kahramanlarıydı. Birçoğu 120 sorunun 120’sini de doğru yanıtlamıştı. Sadece onlar mı? Örneğin Batman genelinde 60 “birinci” vardı, bu 60’ın 16’sı aynı okulun öğrencisiydi! Daha da ilginci (Bakalım başkaları da ilginç bulacak mı?) bu 16’nın 10’u aynı sınıfın TEOG savaşçılarıydı!

Millî Eğitim Bakanlığı henüz TEOG istatistiklerini açıklamadı, ama eğitime pek meraklı medyamız, bu istatistiklere, nasıl olduysa, sonuçların açıklandığı daha ilk günden “tahminle” ulaştı bile! Önce, sınav kolaydı, yüzlerce 120’de 120 yapan birinci var, dedi. Her mezradan, her köyden kendini “birinci” ilan edenler ortalığa dökülmeye başlayınca, büyük bir rekabet içindeki okullarımız da sende bu kadar, bende daha çok diyerek onlarca öğrencisini “Türkiye Birincisi” ilan etti. İş burada da kalmadı, kimi özel okullar temelli abarttı, bütün öğrencilerinin “ful çektiğini” ve TEOG birincisi olduğunu açıkladı! Bazıları da sözde inandırıcılığını artırmak için “Bizde o kadar değil, bizim haylazların ancak yarısı birinci olabildi.” dedi!  

Birinci Enflasyonu

Önceki yıllarda TEOG sınavlarında dört beş bin civarında “birinci” çıkarken bu yılki sınavların “Türkiye Birincisi” enflasyon rakamları on beş-on yedi bin arasında gidip geliyor. Eğitim İş, yaptığı araştırma sonucunu 15 bin olarak açıkladı. Hürriyet gazetesinin yaptığı araştırmaya göre ise 17 bin TEOG birincimiz var! Bir başka “tahmin” de ikinci dönem TEOG sınavının birinci dönemdekinden daha kolay olduğu.

Önceki yıllarda da sınav birincileri üzerinden benzer ama dozu düşük eleştiriler yapılmıştı. Bakanlık başarıyı yüksek göstererek çarpık eğitim uygulamasına meşruiyet kazandırmak istiyor, denmişti. Ama bu sene “Türkiye Birincisi” sayısı dört kat fazla hesaplanınca, işin çığırından çıktığını söylemek daha da kolaylaştı.

Adil Bir Sınav!

MEB: Maniplasyon!

Her ne kadar MEB Müsteşarı Yusuf Tekin, Twitter üzerinden bir açıklama yaparak, “TEOG bir merkezi sınav değil. Bir yerleştirme süreci. Ve bu süreç çocuklarımızın okul notlarından oluşturuluyor. Yani normal ders yazılılarından elde ediliyor. Dolayısıyla çok sayıda öğrencinin yüksek not alması manipüle ediliyor. Tekrar hatırlatalım bu kapsamda yaptığımız sınavların çocuklarımızın normal yazılılarından hiçbir farkı yok.” dese de gerçek onu yalanlıyor. Zira ‘Hiçbir farkı yok’ ise neden bunca TEOG curcunası? Hem dersin okul sınavından alınan 30 puan ile merkezi ortak sınavın 70 puanı, hangi matematikle eşitleniyor?

İşin Aslı

Peki gerçek ne? Baştan alalım: Bilindiği gibi, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemine göre Türkçe, Matematik, Fen ve Teknoloji, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük, Yabancı Dil dersleri için dönemsel olarak yapılan sınavlardan, iki yazılısı olan derslerden birincisi, üç yazılısı olan derslerden ikincisi olmak üzere, Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünce (YEĞİTEK) her dönem merkezi sistemle ortak yapılıyor. Yani TEOG adı altında öğrenciler, 8. sınıfın her iki döneminde 6 dersten birer kez olmak üzere yılda 12 sınava giriyorlar.

Sınavlar, her ders için 20 adet “dörtten seçmeli” test maddesiyle yapılıyor ve yanlışlar hesaba katılmaksızın sadece doğru yanıt sayısıyla, yüzlük sisteme göre puanlandırılıp dersin haftalık sayısıyla ağırlandırılarak değerlendiriliyor.  Daha sonra da 6, 7 ve 8. sınıf yılsonu başarı puanlarının yüzde 30’u ile 8’inci sınıfta uygulanan ağırlıklandırılmış ortak sınav puanlarının yüzde 70’inden oluşan, 500 puan üzerinden ortaöğretim kurumlarına Yerleştirmeye Esas Puan (YEP) hesaplanıyor.

TEOG Tiyatrosu

Ne yazık ki yazılı basınımızın eğitim editörleri işin aslı ile pek ilgilenmiyor. Çoğu, bu alanda olup biteni üstten görmek, olabilirse egemen eğitim politikalarını meşrulaştırmak derdinde. Bu nedenle on dört on beş yaş grubunun pırıl pırıl çocuklarını, bir TEOG tiyatrosunun figüranları olarak ele almakta; onların TEOG sürecindeki sıkıntılarından, Bir pedagojik değeri olmayan test odaklı koşullandırılmışlıklarından magazin malzemesi üretmektedirler. Böylelikle “başarı öyküsü” senaryolarıyla dikkatleri sistemin arızalarından uzaklaştırmaktadırlar.

İstediğin Kadar Birinci!

Hangi Başarı?

Oysa eğitim başlı başına bir bilimdir ve özellikle on dört on beş yaş grubu çocukların eğitimi son derece ciddi bir iştir. Ne yazık ki sistem 5-8. sınıf çocuklarımızı TEOG hazırlık, 9-12. sınıf gençlerimizi LGS, LYS hazırlık süreciyle eğitimden koparmaktadır. Hazırlık, eğitimin önüne geçmekle kalmamakta, onun önünü kesmekte; hatta öğrenciyi eğitim öğretim sürecinin dışına atmaktadır. Çünkü eğitimin temel çıktısı olan “sosyal yaşam becerileri” kazandırılamamakta, hatta çocuğun ve gencin doğal gelişimi engellenebilmektedir. Daha kötüsü anne babaların çocukları için eğitim beklentileri de merkezi sınavlara hazırlıkla sınırlı kalmaktadır. Çocuklarının başarı ve mutlulukları için önemli olan merak, yaratıcılık, özgüven, kritik düşünme, coşku, disiplin, dürüstlük, estetik duygusu ve dayanışma gibi birçok özelliği eğitim beklentilerinin dışına atmaktadırlar.

Öğretmenler de merkezi sınav temelli eğitim, yani test etkinliklerine odaklanmakta, çoktan seçmeli testle ölçülemeyecek yaşam becerilerini kazandırmayı ve üst düzey bilişsel yetkinlikleri öğretmeyi çoğu kez es geçmektedirler.

Okullar da öğrencilerinin test başarılarını ön plana almakta; resim, müzik, edebiyat gibi sanat; beden eğitimi gibi sağlıklı gelişim; gezi, inceleme, sergileme gibi sosyal aktivitelere ve derslere ayrılan zamanı kullanmamakta; bu uygulama da öğrencilerin duygusal ve sosyal gelişmelerini olumsuz etkilemektedir.

Eğitimin Piyasası

Merkezi sınavlara hazırlık süreci bir yandan ortaokullarda etüt merkezi ya da etüt merkezi gibi çalışan özel ortaokul; liselerde adı temel lise olan dershane ya da dershane gibi çalışan özel lise sektörünü; biryandan da çoktan seçmeli test içeriği hazırlama sektörünü büyütmektedir. O kadar ki yapılan hesaplamalar bu ekonominin büyüklüğünün özel ortaöğretim ve yüksek öğretim ekonomisinin büyüklüğüyle eşit olduğunu göstermektedir. (Prof. Dr. Erhan Erkut, İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı Akademik Kurul Başkanı, 2016)

Piyasa ile bu denli bütünleştirilmiş bir eğitim sistemi içinde, olan bu ülkenin geleceğine olmaktadır. Hem liseye hem üniversiteye ve hem de devlete girişte sadece ve sadece standart test sonuçlarının kullanılıyor olması, hem geleceğimizi tehdit etmekte hem de o piyasayı büyütmektedir.

Alternatif Ölçme Araçları

Sadece ezberlenmiş bir bilgiyi, bu bilginin çok dar ve mekanik bir kullanımını ölçebilecek, son derece kısıtlı çoktan seçmeli maddelerin, pedagojik bir ölçme yapması ve anlamlı bir sonuç vermesi beklenemez. Dünyada hızla terk edilmekte olan eğitimde testle ölçme, birçok ülkede ölçmenin küçük bir parçası haline indirgenmiştir. Örneğin üniversite girişte standart test sonuçları yanında yüz yüze görüşme, özgeçmiş, kompozisyon ve çalışma dosyaları gibi ölçütler de kullanılmaktadır.

ÖSYM’nin Alternatif Kısa Cevaplı Soru Örneği!

Kısa Yanıtlı “Test”

Ölçme Seçme Yerleştirme Merkezi (ÖSYM)’nin üniversiteye girişte kullanacağını açıkladığı “açık uçlu soru” diye başlanan, “kısa yanıtlı soru” ile tamamlanan çalışması, kuşkusuz olumlu bir gelişmedir. Nihayet çalışmanın, yani kısa yanıtlı testlerle sıralama sınavının ilk uygulaması, önümüzdeki haftalarda yapılacak olan LYS’lerde, her testte ikişer üçer soruyla başlayacak.

Ancak yayımlanan örnek sorulara bakınca, testle ölçme sorununun ÖSYM tarafından pek de içselleştirilmediği anlaşılmaktadır. Kurumun yayımladığı örnek sorulara bakılacak olursa “kısa yanıtlı” denen soruların “çoktan seçmeli test”lerden hiçbir farkı yoktur. Tek fark, bu kez adaydan soru kökünde verilen beş kavramdan birini seçip yanıt formuna kodlaması istenmektedir. Seçenek maddesini kodlamaktan sözcüğü kodlamaya geçiş, pedagojik bir ölçme değerlendirmede nasıl bir nitelik farkı yaratmakta, merak konusudur.

Eğitim Kimin Derdi?

MEB, YEĞİTEK’e yaptırdığı ve sonuçlarını istediği gibi çıkartabileceği TEOG sınavı aracılığıyla, başarısını yüksek göstermenin ve uyguladığı sistemi doğrulatmanın; YÖK de ÖSYM’ye “çoktan seçmeli maddelerden” farkı olmayan “kısa yanıtlı maddelerle” yaptırdığı LYS aracılığıyla, “Sistemi iyileştiriyoruz, daha ne?” havasını atmanın derdinde.

Peki eğitim kimin derdi?  Tabi ki vicdanı olanların!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.