Sosyal Laboratuvar Olarak Okul

ÖĞRETMENLER ODASI/DAS LEHRERZIMMER

Okul sosyal mikro kozmostur, toplumda yaşananların küçük bir yansıması yani. O yansımada, öğrencilerle arasında, 0,9 ile 1 arasındaki kadar bile boşluk olmayan öğretmenin uygulayacağı küçük bir kuvvet, bütün domino taşlarını devirebilir…

0,9 = 1 Mİ?

Matematik öğretmeni Carla, sınıfa girip kitap, defter, ödev kontrolü rutininden sonra derse bir soruyla başlıyor: “Pekâlâ, 0,9 eşittir 1 diyebilir miyiz?”

Soruyu ilk parmak kaldıran Hatice, “Hayır, ikisinin eşit olduğunu söyleyemeyiz.” diyerek yanıtlıyor. Öğretmen, bu yanıtın nedenini tahtada göstermesini isteyince, Hatice 1’den 0,9 devirli sayısını çıkardığımızda, bol sıfırlı bir sayı elde edeceğimizi söylüyor: 0, 000…1.

Carla, “Yani,” diyor, “sen 0,9 ile 1 arasında başka bir sayı olduğunu söylüyorsun, öyle değil mi?” ve sınıfa dönerek soruyor: “Ne diyorsunuz, bu ispat mı yoksa iddia mı?”

Oscar, söz istiyor, arkadaşlarının “Einstein” takılmalarıyla tahtaya gidiyor.  “Şimdi,” diyor “0,1 devirli ondalık sayı olarak 1 bölü 9’a eşittir; 9 çarpı 1 bölü 9 da 1’e eşittir. Bu nedenle 0,9 devirli sayısı 1’e eşittir.”

Öğretmen sınıfa soruyor: “Ne diyorsunuz?” Öğrencilerden biri, bir şey anlamadığını söylüyor. “0,9 ile 1 arasında bir boşluk olmalı.” diyor. Öretmen Carla, başka anlamayan olup olmadığını sorduktan sonra ekliyor: “Biraz karışık bir konu değil mi? Burada önemli olan ispat için türev alınması, yani adım adım gidilmesi gerektiğini anlamanız. Zamanı gelince bunu göreceğiz…”

ÖĞRETMENLER ODASI

Bu, Türk asıllı Alman yönetmen İlker Çatak’ın okul, ırkçılık, sınıf ayrımı, otorite, adalet-vicdan çatışması, bireysel doğrulukla kurumsal işleyiş arasında sıkışıp kalmak, güvenin kırılganlığı ve ortak suçluluk gibi büyük sorunların minyatürü olan Öğretmenler Odası (Das Lehrerzimmer, 2023) adlı filminin ilk ders sahnesi. Filmin merkezinde yer alan öğretmen Carla Nowak’ı Leonie Benesch, öğrenci Oscar Kuhn’u Leonard Stettnisch canlandırıyor. Bir sosyal mikro kozmos olan okula metaforik derinlik kazandıran diğer önemli karakterlerde Eva Löbau (Friederike Kuhn), Michael Klammer (Thomas Liebenwerda), Anne-Kathrin Gummich (Dr. Bettina Böhm), Rafael Stachowiak (Milosz Dudek) rol alıyor.

İzleyiciyi kamera gibi “gözetleyen” bir pozisyona koyan ama kimin suçlu, kimin masum olduğunu söylemeyen filmin, yönetmenin yaşadığı bir olaydan etkilendiğini söylediği senaryosu, Çatak ile Johannes Duncker’e ait. Uluslararası festivallere seçilen, birçok ödüle aday gösterilen, Alman Film Ödülleri Lola 2023’te En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Leonie Benesch), En İyi Senaryo’ya (Çatak ve Duncker) layık görülen Öğretmenle Odası; okul temalı filmlere yeni bir bakış getirdiği için eleştirmenlerce övgüyle karşılandı.

Filmin, gerilim estetiğini destekleyecek biçimde minimalist ve etkili tasarlanmış tekniğinde Görüntü Yönetmeni Judith Kaufmann, doğal ışık ve küçük el kamerası kullanımıyla klostrofobik bir atmosfer yaratırken Gesa Jager, sakin ama gerilimli kurgusuyla olayları yavaş yavaş tırmandırarak seyircinin dikkatini uyanık tutuyor. Besteci Marvin Miller de yaylı çalgılarla yarattığı kulağa hoş gelmeyen kaba seslerle ve rahatsız edici ses tasarımıyla Öğretmen Carla’nın iç dünyasını yansıtıyor.

TOPLUMSAL MİKRO KOZMOS

Çeşitli uluslardan öğrencilerin okuduğu bir ortaokulda son günlerde yaygınlaşan hırsızlık olayları okul yönetimini, öğretmen ve velileri tedirgin etmeye başlar. İdealist matematik öğretmeni Carla Nowak, öğrencilerinin masumiyetine inanır ve gerçeği kendi yöntemleriyle ortaya çıkarmaya karar verir. Ancak bu korumacı müdahale, öğretmenler odasından başlayarak tüm okulu ve aileleri bir kaos ve paranoya döngüsüne sürükler. Bir anlamda film, “Bir kelebek etkisi” hikâyesidir; tek bir karar, domino taşları gibi herkesi devirir.

Son hırsızlık olayında, okulda bir öğrencinin cüzdanı çalınır, okul yönetimi önyargılı bir yaklaşımla Türk kökenli öğrenci Ali’den kuşkulanır. Carla, bu ayrımcı genellemeye karşı çıkar, öğrencilerine güvenmektedir. Öğretmenler odasında kendi cüzdanını görecek biçimde açık bıraktığı dizüstü bilgisayarının kamerasıyla durumu sınamak ister. Kamera, okul çalışanlarından Bayan Kuhn’un cüzdandan para aldığını kaydeder. Carla, delili müdüre götürür ama görüntüde failin sadece yıldız desenli bir giysisi vardır. Giysinin sahibi Kuhn işten uzaklaştırılır.

Okulda dedikodu yayılır, Kuhn’un oğlu ve Carla’nın başarılı öğrencisi Oscar, annesinin masum olduğunu savunur. Carla, izinsiz kamera kaydının suç, delilin de yetersiz olduğunu fark eder ama geri adım atamaz. Okul gazetesi, Carla ile yaptığı röportajı, suçlu olduğu algısı verecek biçimde kurgulayarak yayımlar. Öğretmenler ve okul yönetimi, Oscar’ı disipline verir; veliler ise Carla’yı çocuklara iftira atmakla suçlar.

Öğretmenler odası ikiye bölünür, kimi Carla’yı savunur, kimi kurumun saygınlığını korumak gerektiğine inanır. Carla, Oscar’ı korumayı öğretmenlik mesleğinin en önemli etiği olarak görür. Okul gazetesinin dağıtımı yasaklanır, Oscar’a 10 gün okuldan uzaklaştırma cezası verilir. Öğrenciler dersi ve Carla’yı protesto ederler, okul karışır. Cezaya aldırmayan Oscar okula gelir, öğretmenin uyarılarına karşın sınıftan çıkmaz, Carla, onunla tek konuşur ama ikna edemez.

Filmin finalinde Oscar, öğretmeninin kendisine zekâsını takdir için verdiği rubrik küpü çantasından çıkarır birkaç denemeden sonra tamamlar, usulca öğretmene doğru iter…

Öğretmen Carla, Leonie Benesch

BİR FİLMİN ANLATTIKLARI

Hikâye budur ama film bize öğretmen etiği, okul yönetimi, sınıf yönetimi, öğretmen öğrenci ilişkileri, öğretmenler arasındaki ilişkiler, okul yönetiminin sorunlar karşısındaki tavrı, Carla’nın soruna yaklaşımı ve diğer öğretmenlerin sorunları ele alış biçimleri konularında hikâyeden çok daha fazlasını anlatır. Filmin ele aldığı, eğitim kurumlarının bu türden sorunlara yaklaşımına bakmadan önce, yazımızın açılış sekansında verdiğimiz matematik problemini anlamlandırmamız ve Carla’nın sorunu ele alma biçimiyle karşılaştırmamız gerekiyor.

Evet, Öğretmen Carla soruyor: “0,9 eşittir 1 diyebilir miyiz?” Bu sahne, Öğretmenler Odası filminin en sembolik ve tematik açıdan en yoğun anlarından biridir. “0,9 = 1 tartışması”, görünüşte bir “matematik dersi”dir ama aslında filmdeki bütün çatışmaların minyatür bir alegorisi olarak işlev görür. Bu eşitlik, özellikle ortaokul öğrencileri için onların sezgisel kavrayışlarına aykırıdır. Burada kritik nokta, matematikte bazı doğruların sezgiye aykırı olabileceğidir; bu gerçeklere ulaşmak için kanıt, yöntem ve mantıksal adımlar gerekir. Carla’nın dediği gibi, burada önemli olan ispat için türev alınması, yani adım adım gidilmesi gerektiğini anlamaktır. Peki, Carla, hırsızlık olayı karşısında türev almış ve adım adım mı ilerlemiştir?

Filmin ana temasıyla doğrudan bağlantılı olan bu sahne, matematiğin “kanıt, yöntem, nesnellik” vurgusuyla, Carla’nın adil, önyargısız, tarafsız kalma çabasına atıfta bulunurken; Hatice’nin, “İki sayı arasında boşluk varmış gibi geliyor.” sezgisi ise filmdeki pek çok yetişkinin, velinin ve öğretmenin kanıtsız yargıları ile paralellik gösterir. Oscar’ın rasyonel yaklaşımını Matematikçi Ali Nesin’in kanıtıyla açıklayalım: 0,999… sayısına x diyelim: x = 0,999… Tarafları 10 ile çarpalım: 10x = 9,99… 10x’ten x’i taraf tarafa çıkaralım: 9x = 9’dan x’in, yani 0,999… sayısının 1’e eşit olduğunu görebiliriz. Kanıt, doğruya ayırt edilemeyecek kadar bir farkla/eksiklikle yakındır; ama çok daha önemlisi matematiksel ve yöntemseldir.

Ne var ki Carla, okulda yaşanan son hırsızlık olayını gizli bir kamera kaydıyla kanıtlamak istemiş ama bu kanıtın, herhangi birinin görüntülerini habersize kaydetmenin hem etik kurallara hem de yasalara aykırı oluşturulmuş bir kanıt olduğunu hesaba katmamıştı. Kaldı ki görüntüde kişinin yüzü değil sadece giysisinin bir parçası göründüğünden kanıt da “eksikti”. Yani derste öğrencilerine verdiği “0,999… = 1″in kanıtına, belli bir yöntem içinde adım adım ilerlemek gerektiği çıkarımından uzaklaşarak okul personeli Kuhn’u suçlamış ve oğlu Oscar’ın da derin bir duygusal kırılma yaşamasına neden olmuştu; çünkü o andan itibaren Oscar, artık annesinin masumiyetinin peşinde koşan, yaralı bir Oscar’dı.

 Öte yandan birçok öğrencinin söz konusu eşitlikte iki sayı arasında “boşluk var gibi” hissetmeleri, kanıta dayanmayan sezgileriyle kimi öğretmenlerin Ali’yi, velilerin de Carla’yı masum insanlara iftira atmakla suçlaması örtüşür. Filmde yaşanan çatışmaların çoğu iki sayı arasındaki “boşluktan” kaynaklanır: Öğretmenler ile öğrenciler arasında boşluk, veliler ile okul arasındaki boşluk, algı ile gerçek arasında boşluk, suç ile suçlu arasındaki boşluk… Oysa film bize şunu söyler: Aslında boşluk yoktur, her şey birbirini etkiler, birbirine dokunur, 0,999… sayısının 1’e yaklaştıkça küçülen farkı gibi küçük ve önemsiz görünen bir hata büyük sonuçlar doğurur.

Carla’nın “Önemli olan ispat için türev alınması gerektiğini anlamanız, adım adım ilerlemeniz.” vurgusu, yöntemsizliğin karmaşaya ve çözümsüzlüğe yol açacağı düşüncesini temellendirir. Nihayet adım adım ilerlemek yerine daha ilk adımda içgüdüsel davranarak gizli kamera kullanması tüm kırılmaların başlatıcısı olmuş; derste anlattığı “doğruluk ilkesi”, yaşamında kendisi tarafından ihlal edilmiştir. Matematikte bir niceliğin anlık değişim hızını gösteren türev, yaşamda sorunların küçük değişimlerle büyüyüp karmaşıklaşmasını temsil eder.

Kısacası bu matematiksel eşitlik tartışması; gerçek ile algı arasındaki çatışmayı, kanıt ile sezgi arasındaki uçurumu, etik yöntemlerin önemini, yanlış yorumların yaratacağı zincirleme felaketleri, Carla’nın idealist ama kırılgan öğretmen kimliğini tek bir ders etkinliği içinde özetler. Filmin bu sahnesi, sadece matematik anlatmaz, filmin tamamının küçük bir modeli olarak iş görür. Carla’nın öğrencilerine söylediği şey, aslında filmin bize söylediği şeydir: Bir gerçeğe ulaşmak için küçük adımları dikkatle incelemek gerekir, yani türev almak!

“Öğretmenler Odası, öğretmenlik mesleğine, okul yönetiminin işleyişine, öğretmenler arası güç ilişkilerine ve eğitimin etik boyutuna dair olağanüstü yoğun bir tablo çizer. Aslında o tablo filmin temsilinde sosyal mikro kozmosun da tablosudur. Film yüzeyde bir kriminal olayı konu alsa da aslında kurumların nasıl işlediği, etik kararların baskı altında nasıl biçim değiştirdiği, önyargıların ve yapısal sorunların bireyleri nasıl kuşattığı gibi temaları işleyen bir karakterler çatışmasıdır.

Film, öğretmen etiğinin sadece “iyi niyet” meselesi olmadığını; kurumsal baskı, beklenti, yetersiz kaynak ve güç ilişkileri içinde sınandığını gösterir. Öğrencileri “objektif bir yöntemle” anlamaya çalışan, hırsızlık soruşturmasını adil yürütmek isteyen, acele yargıdan kaçınarak kanıt olmadan kimseyi itham etmeyen, öğretmenler odasındaki önyargılardan etkilenmemeye çalışan Carla’nın etik duruşu; okul yönetimi ve bazı öğretmenlerin aceleci kararlara yönelmeleri, Carla’nın doğruculukla sistemin işleyişine ters düşmesi, onun idealist öğretmen figürünü kurumun “hızlı çözüm” isteği karşısında zayıflatır.

Film boyunca krizi yönetemeyen okul yönetiminin tavrı iki yönlüdür: Birincisi, sorunu çözmekten çok, süreci kontrol etmeye, sorumluluğu kimin üstleneceğinden çok, kimin suçlanabilir olduğuna odaklanarak gerçeği değil, düzeni korur. İkincisi, okulun dışarıdan güvenli ve düzenli görünmesini önemser, sorunları açığa çıkınca değil, örtbas edilemediğinde sorun olarak görür ve pedagojik doğruları değil, okulun prestijini öne çıkarır. Bu nedenle Carla gibi idealist bir öğretmen sistemle çatışır: çünkü kurum hakikati değil, konforunu korunmaya odaklanır.

Filmde güven kırılganlığından sınıf yönetimi de zarar görür. Carla’nın sınıfındaki atmosfer film boyunca değişir: Başlangıçta öğrenciler için Carla adil, genç ve modern bir öğretmen figürüdür; sınıf içi ilişkiler güven üzerine kuruludur. Olay sonrasında ise öğrenciler arasında biz/öğrenciler ve ötekiler/öğretmenler ayrımı ortaya çıkar. Carla’nın sorgulanması onun sınıf otoritesini zayıflatır; öğrenciler öğretmen hakkında manipüle edilmiş bilgiler yayar, dedikodu ve güvensizlik sınıfa sızar. Filmin mesajı, sınıf yönetiminin sadece disiplin olmadığı, öğrencinin öğretmene duyduğu güven, öğretmenin moral durumu ve kurumsal destekle birlikte var olduğudur.

Öğretmen-öğrenci ilişkileri, niyet ile algı arasındaki uçurumda kurulamaz. Bu ilişkiler, Carla’nın doğruyu bulmak istemesi karşısında öğrencilerin onun tarafsız olmadığına inanmaya başlamasıyla kırılır. Kültürel, sınıfsal ve etnik arka plan farkları öğrencilerin algısını etkiler. Öğrencinin, öğretmenin ve kurumun gerçeği başka başkadır. Film şunu söyler: Her öğretmen doğruyu yaptığını sanabilir; fakat öğrencinin gözünden doğru, bambaşka görünebilir.

FİLMİN ELEŞTİRİ OKLARI

Filmin ana eleştirisi okul yönetiminin sorunlar karşısındaki tavrına yönelir. Kurum yöneticileri sorunu çözmek yerine birilerine yıkmakla meşguldür. Sistemin yetersiz yönetim, adaletsiz prosedürler, önyargı gibi yapısal sorunları kişiler üzerine yüklenir fakat kimse gerçekten sorumluluk almaya yanaşmaz. Öğrencinin, öğretmenin ve ailelerin psikolojik yükü göz ardı edilir. Örneğin hırsızlık bir hastalık belirtisi olabilir ama kurum bunu bir fail bulma yarışına çevirir. Doğru soru, “Bu davranışı doğuran koşullar nedir?” biçiminde olmalıdır ama sorulmaz, onun yerine: “Kime fatura çıkarabiliriz?” arayışı öne geçer.

Carla’nın sorun çözme tavrı analitik, etik, yavaş ama sistemle uyumsuzdur: Kanıt arar, acele etmez; objektiftir, yöntemsel davranır; empatik ama naif tarafı da vardır, kurum içi esnek davranma biçimini önemsemez, doğruluğun yeterli olduğuna inanır, bu ise bir zayıflıktır. Diğer öğretmenlerin yaklaşımlarında pratik, duygusal ve hızlı ama önyargılı davranış öne çıkar; belirsizliğe tahammülleri yoktur, kolay suçlu ararlar; grup psikolojisiyle hareket ederler, kendi konforlarını korumaya odaklanırlar. Film bu konuda şöyle der: Bir okulda gerçeği bulmak, bir matematik ispatı gibidir, sabır ve yöntem ister; fakat günlük işleyiş, önyargı, konfor ve bürokrasi bu yöntemi sürekli bozar.

Öğretmenler Odası, bir okulun dört duvarı içinde geçen küçük bir hikâyeyi, aslında çok daha büyük bir toplumsal yapının minyatürü hâline getirir. Film, bir okulun sosyal bir mikro kozmos olduğunu gösterir: Dış dünyada yaşanan güç ilişkileri, sınıfsal ayrımlar, önyargılar, bürokratik baskılar ve etik çıkmazlar, okul ortamında yeniden üretilir.

Okul yönetimi, devlet mekanizmasının bir modelidir. Okul yöneticilerinin davranışları, toplumda krize karşı bürokratik refleksleri temsil eder: Krizi bastırır, çözüme ulaştırmaz; sorumluluğu bireylere yıkar, herkesi kontrol altında tutar. Öğretmenlerin, öğrencilerin davranışlarını şekillendirme çabası, bürokrasinin toplumsal düzeni koruma çabasıyla eşleşir.

Çocuklar, filmin en kritik aynasıdır. Öğrencilerin öğretmene karşı birlikte tepki göstermeleri, gruplaşmalar… toplumdaki halk tepkisi, toplumsal baskı modellerine benzer. Öğrencilerin birbirlerini yanlış yönlendirmeleri veya öğretmenden duyduklarını başka şekilde aktarmaları toplumdaki bilgi kirliliğinin küçük bir karşılığıdır. Etnik köken, göçmenlik, aile yapısı, ekonomik koşullar, toplumdaki fırsat eşitsizliklerinin okulda yeniden üretildiğini gösterir.

Hırsızlık olayı da toplumsal krizin küçük bir modeli olarak sosyal sorun deneyidir. Kriz büyüdükçe kutuplaşma, dedikodu ve bilgi kirliliği, önyargı, suçluyu hızla bulma ihtiyacı, sosyal baskı, güçlünün korunması, güçsüzün ezilmesi ortay çıkar. Bunlar toplumdaki kriz anlarının birebir yansımalarıdır.

Öğrenci Oscar, Leonard Stettnisch

RUBİK KÜPÜ METAFORU

Filmin kapanış sahnesiyle yazıyı bitirebiliriz. Oscar’ın filmin sonunda rubik küpünü tamamlayıp Carla’ya doğru yavaşça itmesi küçük bir jest gibi görünse de filmdeki temalar düşünüldüğünde çok katmanlı bir semboldür. Bu sahne hem karakterlerin ilişkisine hem de filmin genel alegorik yapısına dair önemli bir okuma sunar. Rubik küpü düzeni ve mantığı önemseyen, doğruyu bulmaya çalışan, karmaşıklığı sadeleştirme ihtiyacı olan Oscar’la filmin başından beri özdeşleşmiş durumdadır.

Filmin en yoğun, en eleştirel ve en sembolik anlarından biri olan final sahnesinde küpün çözülmüş biçimde Carla’ya verilmesi, filmin çözülemeyen tüm adaletsizlikleri, haksızlıkları ve ilişki bozuklukları içinde bir çocuğun, kendi içsel düzenini sağlayabildiğini gösterir. Oscar’ın bu jesti üç şekilde okunabilir: Birincisi, Oscar, “Ben kendi karmaşamı çözmeyi başardım. Peki siz bu okulun, bu adaletsizliğin, bu kaosun küpünü çözebiliyor musunuz?” der. İkincisi, sorumluluğu tekrar yetişkinlerin dünyasına iade eder. Üçüncüsü, küpün çözülmüş hâli bir tür çatışmayı bitirme, çocukça bir barış dokunuşu olabilir.

Öğrencilerle arasında, 0,9 ile 1 arasındaki kadar bile boşluk olmayan Carla’yı, sınıfta öğrencileriyle birlikte çığlık attıracak duruma getiren sistemsel sorunlar çözülürse, eğitim bu barış dokunuşunu etkili ve kalıcı kılabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir