Şili’ye Bakıp Türkiye’yi Görmek

NO/HAYIR

Şili’de geçtiğimiz hafta yapılan başkanlık seçimini  aşırı sağcı Jose Antonio Kast’a karşı, halkçı programın önderi Gabriel Boric kazandı. Propaganda yöntemleri bizdeki muhaliflerce de örnek alınan bu seçim bize, 11 Eylül 1973’te sosyalist Allende’yi deviren faşist Pinochet’nin yasallığını onaylamak için yapılan referandumu konu alan Pablo Larrain imzalı, “No” adlı filmi anımsattı.

Neden No?   

Yakın tarihi darbelerle dolu;  neoliberal ekonomik modelce gelir adaletsizliği ayyuka çıkmış; eğitim, sağlık gibi kamusal hizmetleri özelleştirilmiş; halkı maddi, kültürel ve duygusal olarak tam ortadan ikiye yarılmış bir ülke. Siz ne düşündünüz bilmem ama ben Şili’den söz ediyorum…

Geçen hafta Şili’de devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turu yapıldı ve sol, sosyalist, halkçı programın önderi, Pinochet mirasının ve neoliberal politikaların muhalifi Gabriel Boric, aşırı sağcı, bağnaz Katolik Jose Antonio Kast‘a karşı kazandı; faşizm olasılığının önüne güçlü bir engel çıkardı. Bu seçim bize, 11 Eylül 1973’te Allende‘yi deviren Pinochet‘nin yasallığını onaylamak için 15 yıl sonra yapılan referandumu konu alan Pablo Larrain imzalı, Fransa, ABD, Şili yapımı “No” adlı filmi anımsattı.

Bu anımsamanın iki nedeni olabilir: Birincisi, uzun zamandır boş kalan meydanlara, halk kitlelerinin öğrenme mekânlarına ve öğrenme biçimlerine, ikna olma süreçlerine duyduğumuz özlem; ikincisi, er ya da geç olacak seçimin şu günlerde durmadan konuşulması.  Tarihler ve yerler farklı da olsa, insanları benzer ya da farklı politik tercihlere yönelten etmenler nelerdir, görelim istedik. Malumunuz, insanlar sandığa sadece iki sözcükten birini değil, geleceğimize dair iki rejimden birini mühürleyip atıyorlar! Tıpkı 1988’deki Victor Jaraların, Pablo Nerudaların, Inti Illimanilerin ve daha birçoklarının Şili’sindeki gibi.

Şili’de ne olmuştu?                

1969’da komünist ve sosyalist partilerle birkaç küçük sol parti Unidad Popular (UP) adlı bir seçim ittifakı oluşturdular ve 4 Kasım 1970’te yapılan seçimlerde Marksist Salvador Allende’yi aday gösterdiler. UP bu seçimde oyların %37’sini aldı ve Allende Devlet Başkanı oldu. Muhafazakâr aday seçmenin %35’inin, Hristiyan adaysa %28’inin takdirini kazandı. Kurulan sosyalist azınlık hükümeti, ardı ardına tarım, bankacılık, bakır madenleri, haberleşme gibi alanlarda kamulaştırma politikalarını uygulamaya başladı. Küba’dan sonra Amerika kıtasının ikinci devletinin sosyalist hükümeti, ABD yönetiminde domino etkisi telaşı yaratmakta gecikmedi; üstelik 1973’te UP oylarını daha da artırmıştı.

Bundan sonra Şili’nin başına gelenleri No’nun jeneriğinden okuyoruz: “1973’te Şili Silahlı Kuvvetleri, Başkan Salvador Allende’ye karşı (yüzlerce CIA ajanının marifetiyle) darbe yapar ve General Augusto Pinochet kontrolü ele geçirir. (Teslim olmayan Allende acımasızca öldürülür.) Diktatörlüğünün 15. yılında Pinochet, rejimin yasallaştırılması (kapitalizmin meşru ve uluslararası bir standarda oturtulması) için yapılan uluslararası baskılara maruz kalır. 1988 Temmuz’unda hükümet referandum kararı alır.  Halk Pinochet’nin 8 yıl daha iktidarda kalması için “Si” ya da (15 yıllık sömürü ve işkenceye) “No” diyecektir. Seçim kampanyası 27 gün sürecek, ulusal televizyonda her gün 15 dakika “Evet”, 15 dakika “Hayır” propagandası yapılacaktır. (Parantezler bana ait. M. P.)

Pinochet Üçlemesi       

Parlak bir filmografiye sahip genç yönetmen Pablo Larrain, 2012 yapımı No’da, işte o 27 güne odaklanıyor. Antonio Skarmeta’nın gerçek olaylardan esinlenerek yazdığı Gökkuşağı Günleri adlı oyunundan Pedro Peirano’nun hiç kekelemeden senaryolaştırdığı No, Larrain’in “diktatörlük üçlemesi”nin son filmi. İlki, 2008 yapımı Tony Manero’da, Cumartesi Gecesi Ateşi’nin yıldız karakterinden (John Travolta) etkilenen orta yaşlı bir seri katil üzerinden diktatörlüğün şiddetini vurgulamış; 2010 yapımı ikincisi Post Mortem’de ise, Santiago 1973 siyasal ikliminde darbe dehşetini kişisel dramla harmanlamıştı.

No için ilk söylememiz gereken, tempolu anlatımıyla iki saate yakın süreyi teklemeden tamamladığı akıcılığıdır. Ama daha önemlisi, Larrain’in kurmacayla belgeseli sinema estetiğini ıskalamadan öpüştürmesidir ki başarısı takdire şayandır. 1980’lerin Şili’sindeki televizyon yayın kalitesini dikkate alan yönetmen, analog U-matic aktüel kamera, gerçek spotlar, flaş patlamaları ve renk kullanımıyla dönemin sosyal, siyasal ve teknolojik ortamını beyaz perdeye yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda seyircide gerçeklik duygusunu olabildiğince güçlendiriyor.

27 Günün Güncesi 

Her ülkede seçim süreci, sosyologlar ve özellikle de sosyal psikologlar için bulunmaz bir laboratuvardır. Her türlü propagandist ve reklamcı da bu laboratuvardan payına düşeni alır. Öte yandan kitlelerin eğitimi ve belli bir bilince yükselmesi açısından da seçim, seçmenin girdiği sınavdır bir bakıma. Bu sınavda başarılı olursa, hem ülkesi hem kendisi için arzuladığı geleceği kurmaya katkıda bulunmuş olacaktır seçmen. Buradan sürdürürsek, propaganda sürecini yürütenleri de sınava hazırlık eğitmenleri/öğretmenleri sayabiliriz. Sorumlulukları ağır, kararları önemlidir.

Pinochet’nin referandum kararını bir fırsat olarak değerlendiren 17 muhalif grup, ortak yürütecekleri bir “Hayır”birlikteliği oluştururlar.  Ancak faşist diktatör, oylamanın her hâlükârda lehine sonuçlanacağından emindir; çünkü elinde iktidarı boyunca güçlendirdiği ve egemen olduğu bir devlet mekanizması, karşısında 15 yıldır baskı ve şiddetle sindirdiği bir halk vardır. Bu nedenle “Si” kampanyasını yürütenler, gelecekte daha güçlü bir Şili yaratma beklentisiyle halkın teveccühünü kazanma arzusuna dayandırırlar propaganda stratejilerini.

Öte yanda “No” kampanyacıları, diktatörlüğün bütün acılarını yaşamış, Pinochet’nin her türlü baskı, hile ve düzeninin tanıkları olarak, umutsuzca da olsa, iktidarda bir gedik, kendilerine bir alan açma beklentisindedirler. Diktatörlüğün 15 yıllık işkence, sürgün, baskı, yılgı ve acılarını unutturmamak, açlık ve sefaleti halka anlatmak, etkili bir farkındalık yaratmak temelinde inşa ederler kampanyalarını.

Kapitalizmin Gücü reklam

Larrain, sözünü ettiğimiz üçlemesinde, faşist yönetimin baskısı altında inleyen bir ülkede yaşadığı halde olup bitenlerden habersiz, apolitik karakterleri taşıdı başrollere. Politik bir film gibi görünmesine karşın, No’nun ana teması, kapitalizmin güçlü silahı olan reklamcılığın toplum psikolojisine etkisidir. Nihayet bunun farkında olan muhalifler, tam da bu nedenle, kampanyalarının başına kapitalizmin birey vurgulu kültürüyle yetişmiş, yaratıcı ve genç bir reklamcı René Saavedra’yı getirirler. Bölge sinemasının öne çıkan aktörlerinden Meksikalı Gael Garcia Bernal’ın başarıyla canlandırdığı René, muhaliflerin hazırladığı katliam ve işkence görüntüleriyle dolu filmi izledikten sonra “Başka bir şey yok mu, daha umutlu bir şey?” diye sorar.

No cephesinin kampanyası işte bu “umut” teması üzerine kurulur; reklamcılığın temel ilkesi, kitleleri hayallere çekmektir, insanlar gerçeklere susamış değildir çünkü! Umut söylemi, başlangıçta eleştirilir, küçümsenir; ama “hayır”daki olumsuz anlam, herkes için olumlu çağrışımlar taşıyan “mutluluğa ulaşmak” düşüncesiyle, gökkuşağı renklerinin oluşturduğu figürle silinir ve kampanya kısa sürede neşeli bir şarkıyla Şili’nin dört bir yanına yayılır:

“Hayır diyeceğim bu seçimde,
Korkmadan şarkı söyleyeceğim!
Hayır diyeceğiz hep birlikte!
Yaşam ve barış adına,  
Mutlu günler yakın Şili.

Si cephesinde durum başladığı gibidir. ‘Başkanı televizyona sivil kıyafetle mi, tören kıyafetiyle mi çıkarsak?’ tartışması içindedirler. Çektikleri videoda marş eşliğinde, kalkınan “büyük ülke” görüntüleri akar:

“Rüzgâr gibi gürleyen bir ses
Evet diyerek inancımızı pekiştirdi.
Bir ülkemiz var, kazanan bir ülke!
Halk ve sen Pinochet,
Bunu sen mümkün kıldın!”

Ve görüntüde bütün kazanımları eze eze gelen bir dozer, “Kaybedeceklerinizi düşünün, sevdiklerinizi düşünün!” uyarı (tehdit M. P.) yazısı eşliğinde ilerler ve oyuncağıyla oynayan bir çocuğun yanında durur. Yüreğiniz ağzınızdadır!

Si tarafı, René’nin kampanyasıyla sağlam bir şamar yemiştir, rahatsızdırlar. Kampanyanın başına René’nin patronu Guzman (Alfredo Castro) getirilir. Guzman kampanyayı sivilleştirmek ve içine biraz da mizah katmak ister; ama beklediği ilgiyi bir türlü göremez. Sonra René’yi tehdit etmeye başlar; o da işe yaramayınca yalana dolana sarılır, hayırcıların videosuna sansür uygulatır; ama geri teper, halk sansürü kınar…

René’nin ayrı yaşadığı (anarşist) karısı Veronika, (Antonia Zegers), hayırcıların iyimserlik üzerine inşa ettikleri, mutlu, umutlu ve neşeli kampanyalarını eleştirir: “Neyi kutluyorsunuz böyle? Diktatörü mü meşrulaştırıyorsunuz?” Ama No kampanyası sokakta olumlu yankı bulur. Halkın önemli bir kesimi ve ülkenin sanatçıları hayırcıların tarafına geçmiştir. O kadar ki Guzman, kampanyasında yer verecek sanatçı bulamaz! Bu ve evet kampanyasında hamasi şiir okuyan kız çocuğunun gözyaşlarına boğulması, Pinochet’nin hayır logosundaki gökkuşağını eşcinsellerin sembolü gibi algılaması, yatakta kadının kocasına sonunda “Evet” demesi… Larrain’in mizah duygusundan uzak olmadığını gösterir.

vurgusuz kapitalizm eleştirisi                         

27 günlük propaganda süresi biter, son mitingler yapılmaktadır. Hayır mitingi görkemlidir, bütün sanatçılar mitinge katılmıştır; ama polis ve askerler katılımcılara saldırır, tazyikli suyla kalabalık dağıtılır, Veronika tutuklanır, René tartaklanır… Bunlar ve “Zıpla zıpla, zıplamayan Pinochet!” sloganlarıyla Gezi çağrışımlı bir mitingdir.

Seçim günündeyiz: Katılım yoğundur, güvenlik güçleri psikolojik baskı için sandık bölgelerine konuşlandırılmıştır. (7 Kasım 1982 Türkiye, Anayasa oylaması) Yaratılan korku ikliminde oylar kullanılır. Akşama doğru ilk sonuçlar resmi kanalda açıklanır: Evet %57, Hayır %40! Hayır cephesi inanmaz, Pinochet’nin sonuçları kabullenemediğini düşünmektedir. Elektrikler kesilir. (Kedi trafoda!) Şaşkınlık! Bilgisayar belleklerine dikkat! Televizyon Pinochet’nin “Acil Durum Toplantısı” çağrısını duyurmaktadır; ama generaller Başkan’ı daha fazla taşıyamamış ve yalnız bırakmışlardır.  

“Bu iş bitti! Biz kazandık!” sevinç çığlıkları içinde kesin sonuçlar açıklanır: Si %43,04 ve No %54,68. Kazanan, “Hepimizin aynı fırsatlara sahip olacağı bir Şili!” dir. René, oğlu Simon’la sessizce uzaklaşır zafer meydanından, yüzünde tek bir zafer izi dahi yoktur! İşini yapmıştır, sistemin gerektirdiği işini, o kadar… Ertesi gün kaykayıyla reklam bürosuna gider, televizyon için çekilen bir pembe dizinin tanıtım kampanyası onu beklemektedir! Burada, reklamcılık üzerinden vurgusuz bir kapitalizm eleştirisi sezeriz; ama bu eleştiriyi kanırtma beklentimiz yarım kalır.

Son olarak filmin 2012 Cannes Film Festivali’nde Sanat-Sinema Ödülüaldığını; ayrıca Larrain’in, dört beş yıl önce ülkemizde de gösterime giren, Komünist Parti’ye katılınca kendi ülkesinde bir kaçak konumuna düşen ünlü şair Pablo Neruda’nın yakın takibindeki polis müfettişini kadraja aldığı filmi Neruda da izlenemeye değer, anımsatalım.

No’dan bize kalan, kapitalizmin araçlarına fazlaca güvenmemenin yanında seçim hileleriyle, devlet mekanizmasına egemen olmakla, güvenlik güçleriyle, yandaş yayıncılarla ve besleme reklamcılarla iktidarların korunup sürekli olamayacağıdır.

Not: İzlediğiniz filmin Türkiye’yle bir ilgisi yoktur, yazarın kurmaya çalıştığı ilişki, yaratmak istediği çağrışımlar hükümüzdür!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.