İki Venedik, İki Ölüm

EDEBİYATTA VE SİNEMADA

Aynı hikâye iki farklı yapıtta iki ayrı ideolojik düzlem yaratıyor: Venedik’te Ölüm, Thomas Mann’ın romanında alegorik bir yaklaşımla modern öznenin yabancılaşması ve kırılganlığına; Visconti’nin kadrajında burjuva kültürünün ve estetik ideallerinin güçlü bir görsel eleştirisine dönüşüyor…

Okumaya devam et “İki Venedik, İki Ölüm”

Kısa Öykü, Uzun Hikâye…

Çok kısa öyküler, edilgin bir okumayı değil, etken, katılımcı bir okumayı gerekli kılıyor, okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkarıyor ve anlamın ortak yaratıcısı yapıyor; okurun kendi deneyimlerini ve duygularını metne yansıtmasını gerektiriyor.

Okumaya devam et “Kısa Öykü, Uzun Hikâye…”

Edebiyat-Sinema İlişkisi Bağlamında Benşilik ve Film Betimleme Yazarlığı

Edebiyat-sinema ilişkisi denince, iki sanatın dramatik yapı ortaklığı ve edebiyattan sinemaya uyarlamalar akla geliyor. Bu ilişkide sinema, edebiyatı kendi diline dönüştürüyor. Oysa yıllar önce benşiler ve bugün de film betimleme yazarları, sinemanın dilini edebiyatın diline çevirerek onu daha erişebilir ve daha sosyal kıldılar, kılıyorlar

Okumaya devam et “Edebiyat-Sinema İlişkisi Bağlamında Benşilik ve Film Betimleme Yazarlığı”

‘Aşkın Gözü’ kör değil!

FİLM BETİMLEME YAZARLIĞI

19. yüzyılın sonunda sessiz doğan sinema 30 yılda seslendi, 50 yılda tümüyle renklendi ve 100 yılda dijitalleşti. Japon sessiz sineması yüz yıl önce benşilerle toplumun mümkün olan en geniş kesimine ulaşmanın yolunu bulmuştu. Kawase’nin Hikari’si üzerinden soruyoruz: Neden sesli betimleme metin yazarları da benzer bir işlevle sinema sanatını daha erişilebilir kılan anlatım ustası edebiyatçılar olmasınlar?

Okumaya devam et “‘Aşkın Gözü’ kör değil!”

“Yunus bir söz söylemiş…”

YUNUS’UN HERMENÖTİKÇİLERİ

Umberto Eco, bir metnin belirli bir kültür açısından “kutsal” hale gelir gelmez, kuşkulu okuma sürecine ve bunun sonucu olarak aşırı yoruma maruz kalacağına dikkat çekiyor. Bu argümanında Homeros’un metinleriyle ilgili böyle bir olgunun yaşanması dışında, belki bizim Yunus şerhlerinin de payı vardır!

Okumaya devam et ““Yunus bir söz söylemiş…””

Bozkırdaki Çekirdeğe Su Vermek

KÖY ENSTİTÜLERİ

“Bozkır”, zorlu ve verimsiz bir coğrafyayı simgelerken, “çekirdek” bu zorlu ortamda yeşerme potansiyelini temsil ediyor. Kemal Tahir’in “Çekirdeği olsa, bozkır kalır mıydı bozkır?” sorusunu, Cumhuriyet’in aydın eğitimcileri “Çekirdek sulanmazsa bozkır nasıl yeşerir?” sorusuyla yanıtlıyorlar! 

Okumaya devam et “Bozkırdaki Çekirdeğe Su Vermek”

Genç Fidanlar, Mahûr ve Müjgân’a Dair

Attila İlhan’ın Mahûr adlı şiiriyle, “bir yangın ormanından püskürüp güneşten ışık yontarak kendilerini “Tam bağımsız Türkiye” mücadelesine adayan “genç fidanları” anarken, Müjgân’a yapılan “kirpik” muamelesi bir son bulur umuduyla…

Okumaya devam et “Genç Fidanlar, Mahûr ve Müjgân’a Dair”

Hayat kısa, Üvercinka uçuyor…

ÜVERCİNKA 59 YAŞINDA

Bu Cumhuriyet, bir aşiret mensubu olan Cemalettin Seber’den Türkçenin büyük şairi Cemal Süreya’yı yarattı. O Cemal Süreya Türkçenin aydınlığıyla Üvercinka’yı yazdı. O Üvercinka sömürünün, yoksulluğun ve gericiliğin üstüne üstüne uçuyor, 59 yıldır bütün kara parçalarında; Türkiye hariç değil!

Okumaya devam et “Hayat kısa, Üvercinka uçuyor…”

Devrimin Çoban Yıldızı

MUSTAFA NECATİ

Gerçekleştirdiği Harf Devrimi’nin 96. yılında, Cumhuriyet devrimi önderlerinden Mustafa Necati’yi, Cumhur Utku’nun büyük bir değerbilirlik örneği olan çalışması “Devrimin Çoban Yıldızı Mustafa Necati” adlı biyografik romanı aracılığıyla, saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.

Okumaya devam et “Devrimin Çoban Yıldızı”

“Sen de mi Brutus?”

SHAKESPEARE, JULIUS CAESAR

Baştan uyaralım, güncel politik mesajlarla işimiz yok; yazımızın başlık cümlesi de günümüzün Brutus’larına değil! Onu, 2068 yıl önce Roma Cumhuriyeti’nin “tek adamı” olmak isteyen Senatör Caesar, bu isteğini engellemek için kendisini sırtından hançerleyen Brutus’a söylemiş… ve Roma Cumhuriyeti imparatorluk olmuş! Zaman ne kadar da hızlı akıyor…

Okumaya devam et ““Sen de mi Brutus?””