kuşlar çığlık çığlığa, bir yazdan bir yaza göçerken yollarda kırgındılar, yorgundular… uçtular. birinin kanadında kapkalın uykusuzluk, incecik sus vardı gagasında birinin!
çocuklar ağlamaklı, düşleri savrulurken bir odadan bir odaya durgundular, solgundular… sustular. birinin düşüverdi okul çantası sırtından dağıldı umutları kitapları gibi birinin!
ağaçlar yapayalnız, bir mevsim dönerken başka mevsime dalsızdılar, halsizdiler… kaldılar. birinin gövdesinde kupkuru gölgesizlik umarsız bırakıp gitti ağırlığı birinin!
sevgililer çekingen, sevişirken sözleriyle birbirinden uzakta ürkektiler, yasaktılar… bıraktılar. birinin sıcaklığı düşürüverdi teninden heyecanı terk etti yüreğini birinin!
şiirler de ıpıssız, sararıp solarken hasta bir düzyazıda sözsüzdüler, imgesizdiler… sizdiler. birinin ilkyazı böyle geçti çabucak sızıverdi uyağına sarı sıcak birinin!
ve şairler nefessiz, gerisini kim söylesin, ne desin?
Dünyada değilse de ülkemizde pandemiden en çok zararı çocuklarımızın eğitimi gördü, görüyor. Ekonominin, turizm sektörünün üstüne titrenilen bu süreçte eğitim politikalarındaki ciddiyetsizlik ne yazık ki devam ediyor. Veliyi özel öğretimin kucağına iten eğitim yönetimi, nitelikli eğitime erişimde eşitsizliği “telafi edilemeyecek” denli derinleştiriyor. Peki, özel okul çare mi? Gelin sorunun yanıtını Davis Guggenheim’in belgesel filmi Waiting for Superman’ı (Süpermen’i Beklerken) izlerken bir kere daha düşünelim!
Süpermeni Beklerken / Waiting for Superman
Bir Durum Saptaması
“Dört kurabiyem olsaydı ve ben ikisini yeseydim, yüzde kaçını yemiş olurdum?” Amerikalı siyahi ortaokul öğrencisi düşünüyor, soruyu kafasında gezdiriyor. Tavana bakıyor, parmaklarından yardım alıyor. Bunun için içler dışlar çarpımı yapmak gerektiğini söylüyor. İşlemi, içten seslendirerek dıştan yapmaya çalışıyor ve bir süre sonra yanıtlıyor: “Tam olarak %50’sini yemiş olursun.” Yüzünde gurur ve mutlu bir gülümseme…
Resmi adı Sars-Cov-2 olan, ve COVID-19 hastalığına yol açan Korona virüsü, dünyayı “sars”maya devam ediyor. Bilim insanlarının açıklamalarına göre bulaşısı havada asılı kalan partiküllerin başkası tarafından solunması; öksürme/hapşırma sonucu saçılan tükürük/mukus damlalarının, başka bir kişinin gözü, burnu veya ağzından girmesi ya da temas yoluyla ve insandan insana gerçekleşen virüsün yayılma eğilimi sürüyor.
Dünyanın diğer ülkelerinde aynı yapısal bulaşı özelliklerini koruyan virüsün, alınan tedbirlere bakılırsa, ülkemizde köklü bir mutasyona uğradığı anlaşılıyor.
Mutasyonun daha çok virüsün bulaşı özelliklerinde meydana geldiği görülüyor. Virüs, enfekte edeceği insanı seçerken tercihlerini kişilerin ve mekânın farklı özelliklerine göre yapıyor. Mutasyonu çalışan-emekli hassasiyeti kazanarak ve çalışana bulaşmayıp emekliye musallat olarak başlayan Korona virüsü, geçirdiği değişim sürecinde bu hassasiyetini daha da artırıyor.
Şu aşamada virüs, AVM’lerde alışveriş yapma yeterliği olan yetişkinlere değil, bu yeterliğe sahip olmayan öğrencilere bulaşıyor. Otel gibi turistik mekânlarda değil, okullarda aktif hâle geliyor. Plajlarda bulaşı kaabiliyetini kaybediyor, ama okul bahçelerinde hükmünü sürdürüyor. Düğünlerde, asker uğurlamalarında virüsten çıt yok, okul servislerinde coşuyor. Eğlence yerlerinden kaçıp dersliklere sığınıyor. Merkezi sınavların kalabalığında sesi çıkmıyor, okulların seyreltilmiş eğitiminde bile öğrencinin canına okuyor. Özel okullarda bulaşı etkisini kaybediyor, devlet okullarında bu etkiyi tekrar kazanıyor. Yüz yüze kurslarda hiçbir öğrenciye sataşma potansiyeli taşımıyor, yüz yüze derslerde çocuklarımızın başına musallat oluyor
Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığımız, Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu’na danışarak 2020-2021 Eğitim Öğretim dönemini rekabet, sınav, kurs ve özel okul odaklı yüz yüze eğitimle başlatıyor. Devlet okullarında çocuğu olan velilerimiz darılmasın… Her işin başı sağlık!
Başlık, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkçesi’ni tanımlamaktadır. Bu tanım, MEB Teftiş Kurulu Başkanı Atıf Ala‘nın sosyal medyayı kıkırdatan, “Çatlasanızda patlasanızda ülkemiz her alanda başarılı olduğu gibi sporda da başarılı olacaktır.” cümlesindeki yazım yanlışlarıyla ilgili değildir. Hatayı nihayet bir “de” “da” yazımı yanlışıdır, kim yapmıyor diye azımsamıyoruz tabi.
Çağımızın küresel sorunlarıyla mücadele, uluslararası bir işbirliği ve uyumu zorunlu kılıyor. Bu tür bir mücadelenin şirketler marifetiyle zafere ulaşması mümkün görünmüyor, zira tamamen kâr dürtüsüyle hareket eden özel sektörden kamu yararına bir müdahale beklemek, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu nedenle mücadele kamusal bir müdahaleyi gerektiriyor.
Hindistan sinemasının ülkemizde de sevilen, üretken yıldızlarından Aamir Khan bir kez daha Türkiye’de. Khan, Don Burgess’in yönettiği, 1994 ABD yapımı ‘Forrest Gump’ filminin bir yeniden uyarlaması olan ‘Laal Singh Chaddha’nın koronavirüs salgını nedeniyle yarıda kalan çekimlerini Niğde’nin Çamardı ilçesindeki Aladağlar ve Demirkazık dağında tamamlayacak. Bollywood sinemasının ünlü starı Khan, ülkemizde daha çok eğitimin kanayan yarasına, sistem içi değerler çerçevesinde parmak bastığı Yerdeki Yıldızlar (Taare Zameen Par, 2007) ve 3 Aptal (3 Idiots, 2009) ile tanınıyor. Sevilen Hintli yönetmen ve oyuncu ülkemizdeyken ve şu günlerde yüz binlerce üniversite adayı üniversite seçimi ile ilgili kararlarını oluşturmak üzereyken, üniversite eğitiminin ne olduğu ve ne olması gerektiği üzerine bir kara komedi olan “3 Idiots”u bir kere daha izlemeye var mısınız? Başlayalım öyleyse…
Soru dolu çocuğum, oynamak bilmek yaşında… Sağım solum sobe ve önüm arkam. Nasıl atar bir çınar, nasıl yaprağını dalından? Neden okul çantamdan abecem düşer dağılır?
Çizgisiz defterimde karalamalar kalır!
Kanı deli bir gencim, yaşamak ‘aşk’mak çağında… Yüreğimle düşünür, yanıtlayamam. Nasıl kanar bir nehir, nasıl böyle durmadan? Neden bütün dağlarım deldiğim yerden yıkılır?
Tarihe benden geri yanıtsız sorular kalır!
Gelin teli kadınım, ‘kör’eneklerinizin kırdığı anda… Hayatı üretirim, kuvvetim bundan. Nasıl yanar bir insan, nasıl kendi ahından? Neden namus belası benim başımda salınır?
Benden bana kanayan derin yaralar kalır!
Söğüt dalı emeğim, iplerin iyice inceldiği zamanda… Üstüm başım toz içinde yonga ve can. Nasıl yaparım yaşamı bir virüs yangınından? Neden kavgayla gücüm, dertle bilincim sınanır?
COVID-19‘un ülkemizde en güçlü aptallaştırma etkisini eğitim yönetiminde gösterdiği görülüyor. Malumunuz, eylüle yaklaştığımız şu günlerde Alpay‘ın “Eylülde gel, eylülde okul yoluna.” diye çağırdığı öğrencilerimizin okul yolunu tutup tutmayacakları hâlâ belirsiz. Eğitimin tüm paydaşları, acaba anlaşılır ve anlamlı bir şeyler söyler mi beklentisiyle eğitim “gören”imizin değil, “bakan”ımızın ağzına bakıyor. Bakanımız maşallah her konuyu “çalışıyor”, her olası duruma uygun “senaryo yazıyor” ve her senaryonun “simülasyonunu yapıyor”; ama simülasyondan reele bir türlü geçemiyor!
Türk bağımsızlığının ve modernizminin mimarı Mustafa Kemal Atatürk’e lanet okuyanlara, güvendikleri dağlara yaslanıp hilafet çığlığı atanlara, abecemizi ve kıyafetimizi beğenmeyenlere, Türkiye’mizin tapusu Lozan’ı çöpe gönderenlere ve bunların yanında zavallı kalan COVID-19’a inat; bağımsız, demokratik ve çağdaş bir Türkiye dileğiyle mutlu ve umutlu bayramlar…