Üvercinka 65 Yıldır Uçuyor…

“bütün kara parçalarında Afrika dâhil”

439 sayıya ulaşan Yeditepe Dergisi’nin yayımcısı, Yeditepe Yayınları’nın sahibi ve Yeditepe Şiir Armağanı’nın kurucusu Hüsamettin Bozok, 1958 yılının şubat ayında Türk edebiyatı adına çok iyi bir iş yaptı; Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin başyapıtlarından birini yayımladı: Cemal Süreya’nın ilk şiir kitabı Üvercinka. Kitaba adını veren ve İkinci Yeni’nin adeta mottosu olan şiir, 1956’da yayımlanmıştı ve o tarihten beri, 65 yıldır aydınlık için dövüşenlerin, aşkla sevişenlerin ve bütün ezilenlerin göğünde uçuyor; “Afrika hariç değil”!

Garip’in kendini tekrarlamaya başladığı ve herkesin bir örnek çoğalttığı şiiri karşısında tartışılagelen bir yeni çıkış arayışı, ilk ürününü Oktay Rifat’ın 1956’da yayımladığı Perçemli Sokak’la vermiş, ama kitap daha çok İkinci Yeni şiirinin poetik temellerini ortaya koymayı amaçlayan önsözüyle edebiyatımızda yerini bulmuştu. 1957’de Edip Cansever’in Yerçekimli Karanfil’le kendinden söz ettirmeye başlayan şiirimizin bu yeni hareketi, 1958’de yayımlanan Cemal Süreya’nın Üvercinka’sı ile ete kemiğe büründü. Sonra arkası çorap söküğü gibi geldi: İlhan Berk Galile Denizi’ni, Turgut Uyar Dünyanın En Güzel Arabistanı’nı, Sezai Karakoç Körfez’i, Ece Ayhan Kınar Hanım’ın Denizleri’ni, Ülkü Tamer Soğuk Otların Altında’yı… peş peşe yayımladılar. Ama hiç kuşkusuz Türk şiirinin en radikal dönüşümünü tetikleyen Üvercinka oldu.

Üvercinka oldu, çünkü Cemal Süreya’nın 1953-1957 yılları arasında yayımladığı 29 şiiri içeren toplamı, 1959’da Yeditepe Şiir Armağanı’nı Arif Damar’ın İstanbul Bulutu ile paylaşmakla kalmamış, Cumhuriyet’in 75. yılı nedeniyle YKY Kitap-lık dergisinin 1998’de hazırladığı “75 Yılda 75 Kitap” listesinde 36. sırada yer almıştı.

Bir şairi ve onun şiirini büyük yapan, kuşkusuz buraya kadar söylediklerimiz değil; belki bundan sonra söyleyeceklerimizdir. Halk şiirinin donmuş kalıplarından, Divan şiirinin marifete tabi hünerbazlığından kurtulmak isteyen şair, Türk şiirinin Tanzimat’la başlayan, Servet-i Fünun’la süren ve Cumhuriyet’le bir sentez bulan arayışına can-ı gönülden katılmıştı. Süreç kısa zamanda Yedi Meşale ve Beş Hece’den geçerek, Nazım’ın serbest şiir arayışıyla birlikte Garip’e gelmişti. Daha hızlı akmaya başlayan toplumsal zaman, kültürel zamanı da hızlandırmıştı; bu nedenle Birinci Yeni’den İkinci’ye geçiş uzun sürmedi. Uzun sürmedi, çünkü İkinci’yi kuranlar Birinci’nin açtığı yolda kolay ilerlediler; üstelik yol açıcılardan ve kuruculardan biri Birinciler’den Oktay Rifat’tı. Onun stabilize ettiği yolu, Cemal Süreya da bir güzel asfaltladı!

Üvercinka, yayımlanır yayımlanmaz büyük bir ilgi uyandırdı. İkinci Yeni’nin isim babası Muzaffer İlhan Erdost, kitap yayımlanmadan önce, okurun çıkacak olan Üvercinka’da yeni değerleri bulacağını ve bunları yadırgamayacağını yazdı. Asım Bezirci, Muzaffer İlhan Erdost’un bu saptamasını abartılı bulduğunu, ancak Üvercinka’yı okuduktan sonra fikrinin değiştiğini söyledi. Ahmet Oktay, asıl yeniliğinin eşyayı soyutlaştırışından ve dilinden geldiğini yazdı.” Orhan Duru, onu bir kuşağın şiir kitabı olarak niteledi; şiirlerdeki şaşırtma ve ton değişikliğinin, okurun alışık olmadığı bir tarz olduğunu söyleyerek şairin temayla da insanın derinliğine indiğini vurguladı. Mustafa Şerif Onaran, Süreya için “Alışılmış kelimelerin alışılmış duyguların şairi değil.” dedi.  

Cemal Süreya ise Üvercinka’sını bir kelimeyle özetledi, “Şok!” dedi. “O kitaptaki çok şiirimde şok etkisi aradım. Sonra dile büyük bir yaslanışım var. Humour var. Kusurlu şiirler, biliyorum. Kusurlu olmalarını istedim.” dedi.

Bizim diyeceklerimiz de şunlardır: Yazımızın konusu, kitaba adını veren “Üvercinka” başlıklı şiir. Halk şiiri ilk biriminin ilk birkaç sözcüğüyle adlandırılırdı, Divan şiirinin adı redifiyle birlikte şiirin türüydü, Tanzimat şiirinin adında türüyle birlikte konusu da yer almıştı. Çağdaş şiirin “giriş kapısı” sayılan başlık ise şair için de şiir için de çok daha önemlidir; hele Üvercinka’da bu kapı, neredeyse İkinci Yeni’nin poetikasını ortaya koyan bir öneme sahiptir.

Öyleyse adından başlayabiliriz. İkinci Yeni şiiri, kendini önceki şiirin çağrışımsız, imgesiz, yalınkat konuşma diline tepkisini ortaya koyarken, düzyazının anlamlandırma biçimiyle de arasına kalın bir çizgi çizer. Bunu öncelikle şiir dilinin anlamlandırma olanaklarını itip genişleterek yapar. Oktay Rifat, az önce sözünü ettiğimiz Perçemli Sokak’ın Önsöz’ünde “anlam”ı şöyle tanımlar: “Bir sözün anlamı, çoğu zaman o sözün gözümüzün önüne getirdiği görüntüden başka bir şey değildir. (…) Bir sözün gözümüzün önüne gelen görüntüsü, olabilecek bir şeyse o söze anlamlı, olamayacak bir şeyse anlamsız, deriz. (…) Şiirin sadece olabilecek görüntülere bağlanması istenmeyeceğinden anlamla da bağlı kalması istenmez.”

Son cümlenin öznesini “tek bir anlamla bağlı kalması” diye değiştirirsek, şiirin tek anlamla sınırlanmaması, anlam katmanları oluşturması gerektiği üzerinden Cemal Süreya’ya kolay ulaşırız. Ulaştığımız yerde İkinci Yeni’nin standart dilde yarattığı “dilsel sapma”larla yeni bir şiir dili kurduğunu, alışılmadık bağdaştırma (anlamsal sapma) ve alışılmadık bağlaşıklıklarla (biçimsel sapma ) okurun konforunu bozduğunu görürüz.

Oktay Rifat, şiire özgü bir anlamlandırma olanağı yaratılması gerektiğinin altını çizerken Cemal Süreya da aynı yıl A dergisinin 1956 Ekim sayısında, edebiyat dünyasında radikal bir çıkışı temsil eden  “Folklor Şiire Düşman” başlıklı protest bir poetik metin yayımlar ve “Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı.” diye başlayıp bunun bir evrim sonucu olduğunu ve çağdaş şairlerin kelimeleri bile sarstıklarını, yerlerinden, anlamlarından uğrattıklarını savlayarak folklorun, şiirin bugünkü entelektüel niteliğini taşıyacak yetisi olmadığını ileri sürer.

Bu iki metin, İkinci Yeni’nin kilit metinleridir. Bu çerçeve içinde “Üvercinka” adlandırmasını değerlendirecek olursak; sözcüğün, “simge”nin aktarma yoluyla kurduğu tek anlamlılığı aştığını ve bütünlüklü bağlam içinde yoruma elveren bir “imge” mertebesine ulaştığını söyleyebiliriz. Bu haliyle “Üvercinka” adı, İkinci Yeni poetikasının son derece yetkin bir örneği olmakla birlikte adlandırdığı şiirin imge elemanlarını toparlayan bir kümedir de.

Cemal Süreya ise hiç de zorunlu olmadığı halde “üvercinka”yı tanımlamaya kalkışır ve imgenin çok anlamlılığından kaynaklanan tılsımı bozar; ama okurun “üvercinka”sı yine de kendinedir: “Tamam. Üvercinka anılması güvercinle karışık bir ad. Bir kadın adı. Barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram: Kitaba ad olarak seçmeme gelince bunun iki nedeni var. Birisi belli: günümüz şiiri ve bu arada benim şiirim kelimeyi zorlayan bir şiir. O adla şiirimi özetlemiş ya da bir parça belirtmiş oluyorum. Şiirimden ufak, ama anlamlı bir kesit vermiş oluyorum galiba. İşin ikinci nedeni son derece özel, salt günlük yaşama ilişkin bir şey.” (Duruel, 2002, Aktaran: Polat, 2017).

Sözcüğün, okurun anlağında bıraktığı iz ise “güvercin” “kanat” ya da “kadın” sözcüklerinin bileşiminden doğan belli belirsiz hissedilen bir dokunuşun izidir: Belki kanadı kırılmış (sesçe de) yaralı bir güvercin belki de Slav dillerinde kadın adlarına eklenen “-ka” ekiyle alışılmamış bağlaşıklıkla oluşturulmuş bir sözcük! Ama her halükârda “güvercin”i çağırıyor; bu nedenle yazının başlığında  “uçuyor” dedik.

Şiir, 1’i kırık 7 dizelik 5 birimden oluşuyor. Her birim, sonunda tekrarlanan “Bütün kara parçalarında” (ikincide “Bütün kara parçaları için”)  dizesinin kırık bölümü olan “Afrika dâhil” (son birimde “Afrika hariç değil”) cümlesiyle birbirine yapısal ve tematik yönden bağlanıyor.

İkinci Yeni şairi, şiire düşman ilan ettiği, sözcükleri kalıplaştırıp onların anlamlarını ve kullanımlarını dondurduğu folklorik birimlere yer vermez. Öte yandan lirizmi kendinden menkul, hazır şiirsel yükler edinmiş sözcük ve öbeklerle de işi yoktur İkinci Yeni şairinin, Cemal Süreya “hariç değil!” Bu nedenle Üvercinka’da o güne kadar şiire uzak ve soğuk kalmış terimleri (bilim alanına ait sözcükler) bile şiirsel donanımlarla şiire dâhil eder Cemal Süreya: “Yürürlüğe girmek”, “kara parçası”, “değere binmek”, “haklı” gibi kamu yönetimi, hukuk, coğrafya, ekonomi disiplinlerinin terimleri şiirsel yükler edinebilir Cemal Süreya şiirinde.

Şiirle ilgili detaylı anlamlandırma çabasına girersek, az önce ileri sürdüğümüz anlam katmanlarının ve çağrışımlarının sınırlandırılmasıyla ilgili görüşümüzle çelişkiye düşeriz. Bu nedenle belki uzak çağrışımlarla sınırlı kalmak koşuluyla kişisel algı ve çağrışımlarımızı paylaşabiliriz: Her şeyden önce şiirin temel ögelerinden biri imge ise diğeri de ritimdir ki Üvercinka’da şiirin biçimsel görselliğiyle başlıyor, sözcüklerin ses ve dizelerin sözcük tekrarlarıyla tamamlanıyor. Kendini tekdüze yineleyen değil, sesini sadece yanındakinin duyacağı kadar yükselterek anlamla bütünleşip yürüyen bir ritim.

Konuşma dilinin rastgele değil, özenli kuruluşuyla ilerleyen şiirin erkek cinsel kimlikli anlatıcı öznesinin birlikte olmaktan yaşama sevinci ve yaşama gücü edindiği sevgilisine yönelen anlatımı, yer yer erotik bir boyut kazansa da masumiyetinden, içtenliğinden ve haklılığından bir şey kaybetmeden ilerliyor. Çekilen bireysel acıların toplumsal acılarla sarmalanıp sürdüğü bu anlatım şiirin çatısını kuruyor. Bu çatı, toplumdaki yaygın ahlak anlayışının karşısına insan doğasını koyup bedensel hazzı toplumsal mutlulukla eşitliyor.

 “Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
 En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
 Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
 Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
 Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
 Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
 Bütün kara parçalarında
                    Afrika dâhil” 
Amedeo Modigliani, Lunia Czechowska Portresi

İlk ve ikinci dize Cemal Süreya şiirinin, hatta giderek İkinci Yeni’nin slogan dizelerinden. Burada tasvir edilen kadın boynunun uzun boyunlu kadın portrelerinin ressamı Amadeo Modigliani esinli olduğu bellidir. Zira Süreya’nın aynı kitabındaki Aslan Heykelleri şiirinde bu esinin kaynağı açıkça gösteriliyor: “Ya bu başını alıp gidiş boynundaki / Modigliani oğlu modigliani”

“Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız” dizesinde şiirin mekânı, mahcup iki sevgilinin gizli saklı buluştuğu, gözlerden ırak bir tenha değil, kamusal bir alandır. Bu tercih, şiir öznenin cinsel ilişkinin ulu ortalığını dışlayan toplumsal ahlaka başkaldırısıdır. Öte yandan İstanbul’un bir semti olan “Laleli’den dünyaya gitmek” imgesi, alışılmadık bağdaştırma örneği olarak yerelden evrensele, bireyden toplumsala açılımın anlatımı gibi görünmektedir.

 Sonraki dizede Süreya, folklorun bağlayıp kalıplaştırmasından izler taşıyan, lirik bir yük edinmiş “kalbe dokunmak” sözünün yerine, erotik çağrışım da barındıran “yüreği ellemek” imgesini kurmakla bedensel hazzı son dizedeki toplumsal mutluluğa taşıyor. Sevişmek sadece şiir özne ile sevgilisi için değil tüm insanlar için yürürlüğe giriyor, tüm yoksul ve ötekiler dâhil! Şair böylece sevişmenin olanca insani ve evrensel yanını öne çıkarıyor.

Birimlerin ortak kırık dizesine gelince, anlatıcı öznenin tüm bireysel mutluluk ve mutsuzluklarının toplumsalla bağlandığı dizedir: “Bütün kara parçalarında – Afrika dâhil”. İkinci Yeni şairlerinin yaşadıkları ülke dışında başka ülke ve bölgelere ilgi gösterdikleri bilinen bir durumdur. Onların şiirlerinde bu ülke ve bölgeler emperyalist sistemin tüm kaynaklarına ve emek gücüne el koyarak sömürgeleştirdiği; tarih, medeniyet ve kültürel olarak ötekileştirdiği ülkeler ve bölgelerdir.

Turgut Uyar Dünyanın En Güzel Arabistanı’yla, Ece Ayhan Kınar Hanımın Denizleri’nde Kudüs Fareleri’yle, Edip Cansever Petrol’le, İlhan Berk Türkiye Şarkısı’nda Güneyde Bir Orman’la, Sezai Karakoç Cezayir bağımsızlık savaşçılarına ithaf ettiği Ötesini Söylemeyeceğim’le ve Hızırla Kırk Saat’le, Cemal Süreya Ortadoğu ve Üvercinka’yla dünyanın ötekileştirilmiş bölgelerini, bazen Modernizm eleştirisi temelinde bazen İslamiyet’in Batı karşısında geri kalışı temelinde bazen yoksullukla mücadele temelinde bazen de antiemperyalist bir temelde; kimi açık kimi kapalı, kimi doğrudan kimi dolaylı bir biçimde ele alırlar.

Kendini kaynaklarına el konulmuş, medeniyeti yok sayılmış Ortadoğu’nun bir bireyi olarak konumlandıran Cemal Süreya, geleceğe ait umutlarla dolu, bilinçli ve etkin bir Ortadoğuludur. Afrika’ya bu bilinçle yaklaşan şair, Hamza Süiti’nde “Başladı Afrikası uzun bir gece” dizesiyle Batılı emperyalistlerin yoksullaştırdığı Afrika imgesini kurar ve bunu Hamza ve ailesinin yoksulluğuna çarpar. Bundan bir yıl sonra yazdığı Afrika şiiri ise Akdeniz uygarlığı içinde kalan Roma ve Mısır’ın tarihte Afrika’yı nasıl sömürdüğü; sömürü ve ötekileştirmenin sürdüğünü vurgular:

 “Afrika dediğin bir garip kıta
 El bilir âlem bilir
 Ki şekli bozulmasın diye Akdeniz’in
 Hâlâ eskisi gibi çizilir
 Haritalarda” 

Üvercinka’nın Afrika’sına dönecek olursak, Cemal Süreya buradaki Afrika ile bize, Batılı sömürgeci ülkeler tarafından geri kalmış üçüncü dünya coğrafyası olarak görülen kıtanın her bendin sonunda olumlu olumsuz her bireysel ve toplumsal hareketlilik içinde anımsanması, var olduğunun duyumsatılması, kıtanın mevcut durumuna başlı başına bir itirazı anlatır. “Kara parçalarında” sözündeki “kara” sözcüğünün Afrika insanıyla yaptığı derin cinası da biz ekleyelim!

Şiirin anlam katmanlılığı için söylediklerimizle daha fazla çelişkiye düşmeden şiirin yorumunu bırakmak, okurun girebileceği anlam yoğunluğuna engel olmamak gerekir. Bu nedenle şiirin açıklamasını değil, kendisini okumak en doğrusudur; zira şiir kendisi dışında bir şey anlatmaz, anlamı şiirin kendisidir; en çok da İkinci Yeni şiirinde:

 Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
 En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
 Laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
 Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
 Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
 Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
 Bütün kara parçalarında
                    Afrika dâhil
  
 Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
 Yatakta yatmayı bildiğin kadar
 Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
 Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
 Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
 Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
 Bütün kara parçaları için
                    Afrika dâhil
  
 Senin bir havan var beni asıl saran o
 Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
 Sabahları acıktığı için haklı
 Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
 Birçok çiçek adları gibi güzel
 En tanınmış kırmızılarla açan
 Bütün kara parçalarında
                    Afrika dâhil
  
 Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
 Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
 Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
 İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
 Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
 Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
 Bütün kara parçalarında
                    Afrika dâhil
  
 Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
 Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
 Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
 Aklıma kadeh tutuşların geliyor
 Çiçek Pasajı'nda akşamüstleri
 Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
 Bütün kara parçalarında
                    Afrika hariç değil 

“Üvercinka 65 Yıldır Uçuyor…” için 2 yorum

  1. Sevgili Mustafa, sayende yeni bir Üvercinka okudum. Yeni yeni çağrışımlarla başka bir Üvercinka’nın içinde buldum kendimi. Verdiğin bilgiler ve yorumların için teşekkürler…

  2. Sevgili dostum senin sayende uvercinkayi bir kez daha anımsadım Ahmet Oktay Cemsl Surreya’yi anımsadım yüreğine saglık tebrikler kal sağlıcakla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir