Eğitim Hakkı Mücadelesi

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde Birinci Sınıf Öğrencisi (The First Grader) ile destansı bir eğitim hakkı mücadelesine tanıklık ediyoruz: Bağımsızlık, özgürlük ve diğer tüm haklar için eğitim şart!

Birinci Sınıf Öğrencisi (The First Grader)

Mau Mau

7 yıl boyunca ormanda saklandılar. Topraklarına el koyup halkı köleleştiren Britanya ordusuyla ormandan savaştılar. Dışarı çıkıp savaşıyor, yine ormana dönüyorlardı. İngiliz sömürge yönetimi, direnişi bastırabilmek için Afrikalılardan oluşan ‘Kralın Afrika Tüfekleri’ isimli 3 bin siyahi askeri Nairobi’ye sevk etti; ancak direnişçilerin gücünü kıramadı. Son çare olarak, ormanda saklanan binlerce Kenyalı savaşçının üzerine uçaklarla bomba yağdırdılar. Haziran 1953’te başlayıp aralıksız bir yıl süren hava bombardımanlarında, 1000 kadar Mau Mau direnişçisini katlettiler. 7. yılın sonunda toplam 11 bin 500’den fazla “Özgürlük Savaşçısı” öldürüldü ve direnişe destek veren çoğu sivil 5000’den fazla kişi hapse atıldı, dayanılmaz işkencelere maruz bırakıldı.

Birinci Sınıf Öğrencisi Afişi

Hayattan Sinemaya

Birinci Sınıf Öğrencisi/The First Grader’in (2010) hikâyesi, Mau Mau (“Beyazları dışarı gönderelim, Afrika’ya özgürlük getirelim!” anlamına gelen SwahiliceMzungu Aende Ulaya Mwafrika Apate Uhuru“dan kısaltma) direnişçilerinden 84 yaşındaki Kimani Ng’ang’a Maruge’nin  okuma yazma ve eğitim hakkı mücadelesine dayanıyor. Bu mücadeleyi, televizyon estetiğinden gelen, 1968 doğumlu İngiliz aktör ve yönetmen Justin Chadwick’in, Afrika’nın o engin topraklarını sığdıramama telaşıyla kullandığı geniş açılı kamerasından izliyoruz. İlk filmi Boleyn Kızı / The Other Boleyn Girl (2008) ile tanınan ve son filmi Mandela: Özgürlüğe Uzun Yürüyüş / Mandela: Long Walk to Freedom (2013) ile takdir edilen Chadwick, Birinci Sınıf Öğrencisi’nde Görüntü Yönetmeni Rob Hardy’nin çerçevelemelerdeki ustalığı, Alex Heffes’in yerli ritmleri duyumsatan müziğiyle de birleşince, yarattığı Afrika atmosferine izleyiciyi kolayca çekebiliyor.

“Çaresi isyan olmuştur”

Alman filozof Friedrich Hegel’in, ‘dünyanın tarihsel bir parçası olarak görülebilecek bir hareket ya da gelişim göstermediği’ni söylediği Afrika’nın aksine, kıtanın doğu ülkelerinden Kenya’nın kıyı bölgeleri Arap sultanlarının gezilerine mekân, Hint Okyanusu’ndaki Portekiz seferlerine uğrak olup kıyılarda yaşanan olaylar kağıda dökülünce, bölge dünya tarihine eklenmiş oldu. % 22’lik nüfus oranıyla en büyüğü Kikuyular olan 40 kadar kabilenin vatanıyken, 1895 yılından itibaren Britanya tarafından kolonileştirme sürecine giren Kenya, 1920 yılında resmen kraliyet kolonisi ve halkı da beyaz adamın el koyduğu büyük çiftliklerin köle işçisi oldu. Ve Ataol Behramoğlu’nun Yunusça söylediği dizeler Kenya’da hayat buldu: “Nerde varsa böyle zulüm / Çaresi isyan olmuştur!”

İşte o isyana katılan ve katıldığı için 10 yıla yakın bir süre İngilizlerin çalışma/işkence kamplarında kalan, sömürgecilerin emirlerini daha iyi işitmesi için sivriltilmiş kalemlerle kulaklarında delik açılmaya çalışılırken işitme duyusunu önemli ölçüde yitiren, ayak parmakları kesilen, işkencelerde vücudu tarla gibi sürülen, bağlılık andını kabul etmediği için gözlerinin önünde iki çocuğu ve karısı öldürülen Maruge’nin (Oliver Litondo) çok büyük bedellerle  1963’te bağımsızlığını kazanan ülkesinde, bu bağımsızlığı eğitim hakkı ile taçlandırma mücadelesini Birinci Sınıf Öğrencisi’nde 103 dakika boyunca gözümüzü kırpmadan izliyoruz.

Kenyalıların Eğitim Hakkı Mücadelesi

Filmde öğrenme tekniklerinden yönetici/öğretmen tutumuna, yetişkin eğitiminin verimsizliğinden velilerin çocuklarının eğitimlerine yaklaşımlarına, kabileler arasında süregelen düşmanlıklardan ülke yöneticilerinin çalışan kadına bakışına birçok alt sorunu göze sokmadan ince ince örüyor senarist Ann Peacock. Bu örgüsüyle de ırk ayrımcılığıyla mücadele ve sosyal, politik, eğitim haklarında eşitlik sağlamak amacıyla kurulan Afro-Amerikan sivil hakları kuruluşu NAACP’ın film dalında verdiği En İyi Senaryo Image Ödülü’nü hak ediyor.

Maruge’ye hayat veren Kenya’nın Sesi ve Kenya Televizyon Ağı spikeri, Aslanların Ormanı, Fildişi Avcıları’ndaki oyunuyla tanınan Oliver Litondo’ya, Skyfall, Karayip Korsanları’ndaki rolleriyle popüler olmuş, Ay Işığı ile Yardımcı Kadın Oyuncu ve daha birçok ödül sahibi Öğretmen Jane Obinchu rolüyle Naomie Harris, son derece başarılı bir performansla eşlik ediyor. Doğal ve çoğu doğaçlama oynayan öğrenci çocukların filme kazandırdığı gerçeklik duygusunu da unutmamak gerekiyor.

Bağımsızlık, Özgürlük – Eğitim

Bağımsızlıktan önce, Kenya’nın yer altı ve yer üstü zenginliklerini yağmalayan sömürge yönetiminde eğitim öğretim paralıydı. Zira beyaz adamın çiftliğinde çalışacak; evinde, tarlasında, maden ocağında ömrünü yanan bir mum gibi tüketecek ya da savaşta İngiliz ordusunda efendisi için hem öldürecek hem ölecek, bedeni ve ruhu köleleştirilmiş Kikuyu’nun, Luhya’nın, Luo’nun, Kalanjin’in, Kamba’nın eğitime ihtiyacı yoktu! Onlar asla vatan, bağımsızlık ve özgürlük bilinci kazanmamalıydı! Sadece kölelik ve sömürüye itiraz edenleri boyun eğmeye ikna edecek, efendisine sadık, teni siyah aklı beyaz yerlilerin eğitilmesi yeterliydi!

Eğitimsiz bağımsızlık ve özgürlük sürdürülebilir değildir.

Ne var ki reel sosyolojide, iliklerine kadar sömürülmüş bir ülkenin bağımsızlığına kavuşmasıyla her şey kitaplarda yazılan şablonlardaki yerine şak diye oturmuyor. Bu nedenle ülkenin her alanda izlediği “Hep birlikte çalışalım” sloganıyla dile getirilen sistem, eğitim için de geçerliydi ve Kenya’da bağımsızlıktan sonra tam 40 yıl boyunca eğitim hizmetinden yararlanabilmek için belli bir katkı payı tüm halka zorunlu tutuldu. Bu belki de kara tahta başında halkına okuma yazma öğretmeye çalışan Atatürk gibi önderleri, Hasan Âli Yücel gibi eğitim bakanları, İsmail Hakkı Tonguç gibi ilköğretim genel müdürleri olmadığındandı!

2003’te hükümet, ilkokullarda katkı payını kaldırdı. Bu karar ile birlikte ekonomik bakımdan dezavantajlı aileler de çocuklarını okula gönderme olanağına sahip oldular. O sırada Maruge 84 yaşındaydı ve Kenya Cumhurbaşkanlığı’ndan aldığı mektubu hâlâ okuyamıyordu. Radyoda ‘Bundan böyle ilkokulun her vatandaşa parasız olduğu, bundan yararlanmak için doğum belgesinden başka bir şeye gerek olmadığı’ anonsunu duyunca, hemen kaydolmak için sevinç ve gönençle köyün ahırdan çevirme ilkokuluna koşuyor Maruge.

Çünkü eğitimle beslenip güçlendirilmemiş bağımsızlık ve özgürlüğün sürdürülebilir olmayacağına inanıyor. Maruge’nin, zaman zaman isyana varan azim ve kararlılıkla verdiği okuma yazma mücadelesi işte o gün başlıyor. Böylece eğitimin, hem en temel insan haklarından biri hem de toplumsal sorumluluğun bir gereği olarak vatandaşlık görevi olduğu gerçeği, The First Grader’ın etkili anlatımıyla bilincimizde bir kere daha  somutluk kazanıyor.

“Güç Kalemin İçinde”

Kadını görün, ama sesine kulak vermeyin, öyle mi?” 

Veliler, eğitim yöneticileri, politikacılar, hatta öğretmenler, 50 sıra ve 200 ilkokul çağında çocuğun bulunduğu okula Maruge’nin yaşından dolayı yazılmasına, orada eğitim almasına itiraz ediyorlar. Ancak onun bu halinden umulmayan okuma yazma öğrenme inadı ve mücadelesi CNN, BBC, Daily Telegraph, New York Times vb. medya organlarının ilgisine mazhar oluyor. Onlara verdiği röportajlarda kurduğu “Güç kalemin içindedir. Okumak ve anlamak çok önemli bir şey! Yaşadığımız sefaleti bitirmenin tek yolu bu. Ve de İncil için… Kilisedeki papazlara güvenmiyorum!” cümlelerindeki sağlam mantık onun tüm ülkede, hatta dünyada tanınmasını sağlıyor.  Böylelikle Maruge’in resimleriyle birlikte “Güç kalemin içindedir!” vecizi başkentte ve bütün ülkede, parasız ilkokul eğitimi kampanyasının tanıtım afişlerini süslüyor; tüm yeni nesle ilk okuma için ilham veriyor.

Tek desteği okulun sorumlu öğretmeninden alıyor Maruge ve bu yüzden Öğretmen Jane de öğrenci Maruge de bir sürü engelle karşılaşıyor. Jane Obinchu ne bürokrat eşinden ne eğitim yöneticilerinden destek görüyor; tersine istifa eder umuduyla 500 km uzaktaki Turkana’ya sürülüyor. Bu, Kenyalı kadının patlama noktasıdır: “İyi bir Kenyalı kadın gibi söyleneni yapıp sessizce gideyim mi? Kadını görün, ama sesine kulak vermeyin, öyle mi?”  Küçücük öğrenciler, hak – haksızlık konusunda Maruge’den aldıkları esinle, çok sevdikleri öğretmenlerinin sürgün kararını taşlı sopalı protesto ediyorlar ve Jane’nin okulunda kalmasını sağlıyorlar.

“Boynu uzun /göbeği şiş / beş rakamında / var bir iş”

Maruge’den Dersler

Öğrencilere ritim tutarak alfabeyi öğretme temrinleri yaptıran, yazma güçlüğü çeken disgrafi Kakau’ya “Boynu uzun /göbeği şiş / beş rakamında / var bir iş” gibi kafiyeli sözlerle “5” rakamını yazmayı öğreten Maruge, oyun temelli bu tür öğretim uygulamalarıyla tüm öğrencilerin ve öğretmenlerin güvenini kazanıyor.

Sadece bu mu? Başkan’ın toplantı odasına dalıp toplantıdakilere, duvardaki “Özgürlük Savaşçıları”nın resimlerini işaret ederek “Onlar olmadan burada olamazdınız. Geçmişimizden ders almak zorundayız. Ama daha iyisi olmalıyız. İyi öğretmenlere ihtiyacımız var!” dersini verip kadrajdan unutulmaz bir anı gibi çıkışı da az etkili bir görsel efekt değildir!

Kenya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın Maruge’ye gönderdiği ve “…4339 numaralı mahkûmun tutukluluk sürecinde acımasızca ve insanlık dışı muamele gördüğü burada kayda geçilmiştir. Ülkemizi özgürleştirmedeki kahramanca fedakârlığınıza minnettarız.” biçiminde sona eren mektubunu okuyunca gözyaşlarını tutamayan Jane’nin “Senin sayende buradayız Maruge!” sözlerindeki ders de ona aittir.

Ve şu da: “Öğrenmeye devam etmek istiyorum. Kulaklarıma toprak dolana kadar öğreneceğim!”

Bağımsızlık ve özgürlük için eğitim şart!

“Eğitim Hakkı Mücadelesi” için 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.