The Class/Entre Les Murs

Sınıf/Duvarların Arasında

1925 yılında yapılan Dünya Konferansı’nda imzalanan Çocukların Korunmasına Dair Cenevre Bildirgesi çerçevesinde kabul edilen Dünya Çocuk Günü, çocuklar arasında ortak duyguların pekiştirilmesi ve barış içinde yaşama özlemlerinin güçlendirilmesi amacıyla her ülkede farklı tarihlerde kutlanıyor. Ülkemizde bu kutlama ve etkinlikler ekim ayının ilk pazartesi günü yapılıyor, yani bu yıl bu gün, 5 Ekim. 5 Ekim aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO ve ILO tarafından 1994 yılında Dünya Öğretmenler Günü olarak ilan edildi. Öğretmen ve çocuk gibi bu iki güzelliği buluşturan bu güzel günü, örnek alınacak bir deneyim sunan Sınıf/Duvarların Arasında filmiyle kutlu kılalım.

Okuldan Sinemaya   

François Bégaudeau, on parmağında on marifeti olan 1971 doğumlu bir Fransız: Gazeteci, yapımcı, oyuncu, senarist, müzisyen, edebiyat eleştirmeni, köşe yazarı… En önemlisi öğretmen, Fransız Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Okul ve sınıf içi gözlemlerini, deneyimlerini, izlenimlerini 2006’da Duvarların Arasında (Entre Les Murs) adlı romanının ana malzemesi yapıyor. Romanı 2008’de Laurent Cantet ve Robin Campillo ile birlikte aynı adla senaryolaştırıyor; aynı yıl Cantet de bu senaryonun filmini çekiyor. Bégaudeau, César’da En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü alıyor; Cantet ise çektiği bu son derece başarılı “okul, eğitim filmi”yle 61. Cannes Film Festivali’nde Fransa’ya 21 yıl sonra Altın Palmiye’yi getiriyor.

François Bégaudeau‘nun Romanından

Kültür Laboratuvarı    

Daha çok, “Sınıf” (The Class) adıyla tanınan film, Fransa’nın, farklı etnik milliyetlerden ve kültürlerden insanların yaşadığı bir banliyösündeki bir okulun on dört on beş yaş grubundaki ergen gençlerin okuduğu sınıfına odaklanıyor. Yaklaşık yirmi kişilik bu sınıfta Müslüman, Hıristiyan, Zenci, Arap, Çinli, Faslı, Malili, Karayipli, Türk… gençler eğitim görüyor. Sınıfın böylesi bir demografik yapısını çerçeveleyen film, izleyicide etnik ayrımcılığın, kültürel çatışmaların ve ötekileştirme sorunlarının öne çıkacağı izlenimi yaratıyor. Ancak Duvarların Arasında, şaşırtıcı bir biçimde bu laboratuvar yapıyı fona koyarak bütünüyle gençlerin eğitim sürecini ve bu süreçte yaşanan sancıları dert ediniyor kendine.

O kadar ki Laurent Cantet, kamerasını sınıfın, öğretmenler odasının, yemekhanenin ve okul bahçesinin duvarlarının arasında dolaştırarak ve okulu hiçbir biçimde terk etmeyerek, eğitim sistemi içinde yaşanan sorunları sosyolojik kalıplarla ya da gençlik psikolojisinin bilinen semptomlarıyla değerlendirme kolaycılığına engel oluyor. Gelişmiş ülkelerin küçültülmüş bir ölçeği olan bir mekânda göçmenler, kültürel farklılıklar, demokrasi, insan hakları gibi temaların üzerinden sınıf alegorisiyle etkili dokunuşlarla geçiyor.  Cantet, esas olarak genç bireylerin eğitim sürecinde öğretmen – öğrenci çatışmasını ve gençlerin yenilenme ile yinelenme arasındaki paradoksal bocalamalarını filmin başat sorunu kılıyor.

Çekimlerden

Yaşamın İçinden  

Cantet’in titrek kamerası, omuz, göğüs plan, hatta amors (parça) çekimleri, seyircinin hem bu sürece bir birey olarak katılmasını sağlayıp özgün bir izleme deneyimi yaratıyor hem de filme gerçeklik duygusu kazandırıyor. Yönetmen, bu dar kadraj çekimler ve aktif kamera hareketleriyle sinema salonunu bir sınıfa dönüştürüyor; izleyiciyi de sınıfta öğrencilerin arasına oturtuyor ve giderek filmin öznelerinden biri kılıyor.

 The Class, ne John N. Smith’in Sakıncalı Düşünceler’i gibi öğretmen-öğrenci ilişkilerinde fantastik bir kurguya yaslanıyor ne de Amerikan okul filmlerindeki gibi öğrenci çetelerinin kanlı serüvenlerine yüz veriyor. Film, yarattığı sahihlik duygusunu, önemli ölçüde, gerçek bir okulun gerçek öğrencilerinin kendi karakterlerine uygun kişileri kendi adlarıyla canlandırmalarına borçlu: Senarist François Bégaudeau, Fransızca öğretmeni François Marin’i; öğrencilerden Louise Grinberg, Louise’i; Esmeralda Ouertani, Esmeralda’yı; Carl Nanor, Carl’ı; Burak Özyılmaz, Burak’ı… yani herkes kendini oynuyor. Okul Müdürü’nü Jean-Michel Simonet, Malili Süleyman’ı Franck Keita ve Siyahi Khoumba’yı Rachel Régulier canlandırıyor.

Çocukların” Ulusu Yok

8-B’nin Demografisi     

Film, kameranın, kahvesinden son yudumu alıp okula doğru yürümeye başlayan Fransızca öğretmeni François Marin’in peşinden okula girip öğretmenler odasında kendilerini tanıtan öğretmenlere odaklanmasıyla açılıyor. Yeni öğretim yılının ilk günüdür. Haftalık ders programları dağıtılır ve öğretmenler sınıflarına girerler. Marin’in dersi, yukarıda sözünü ettiğimiz farklı etnik kökenden öğrencilerin toplandığı okulun 8-B sınıfındadır. Doğaldır ki böyle bir sınıfta öğrenciler birbirlerini anlamakta zorlanmaları ve kolayca çatışmaya girmeleri, öfke patlamaları yaşamaları sınıf yönetimini zora sokmaktadır. Hızla değişen koşullarda, örneğin okul sorunlarını ceza sistemiyle çözmek gibi geleneksel pedagojide direnen eğitim anlayışının türlü çatışma riskleri taşıdığı bellidir.

Filmde, genç ergen çağ içindeki öğrencilerin olduğu, hemen her ülkede, her okulda ve her sınıfta rastlanabilecek öğrenci modelleri ve davranışları temsil edilmektedir.  Fritz Redl ile William Wattenberg’in öğrenci modeline göre söyleyecek olursak; sınıfın kabadayısı Süleyman, kışkırtıcısı Esmeralda ve Lousie, lideri Khoumba, en başarılı öğrencisi Çinli Wei ve palyaçosu ise Siyahi Boubacor’dur. Öğrenciler ikili üçlü grupçuklar oluşturmuşlar, birbirleriyle ve öğretmenleriyle iletişim kurmakta sorun yaşamaktadırlar. Hoşgörüsüzdürler ve derslere karşı ilgileri az, motivasyonları düşüktür. Teneffüslerde yaptıkları maçlarda küfürleşmeleri ve kavgaları olağanlaşmıştır. Siyahi Müslüman öğrencilerin sınıfta arka sıralarda oturması dikkat çekicidir. Süleyman, dersin tümüyle dışında kalan, başka şeylerle ilgilenen, öğretmenlerine karşı tepkili, arkadaşlarına karşı öfkesini kontrol edemeyen uyumsuz bir öğrencidir.

Sınıf Yönetiminin Önemi

Fransızca öğretmeni François Marin, Rudolf Dreikurs’un üç tip öğretmen modeline göre söylersek, hoşgörü ve otorite arasında dengeyi koruyan, öğrenciyle güven ve saygıya dayalı ilişki kurmak isteyen, öğrencilere söz hakkı tanıyan, uygun davranışı seçme sorumluluğunu öğrenciye bırakan, gruba aidiyet duygusunu geliştirmeye çalışan demokratik öğretmendir. Ancak idealize edilmemiştir ve insani zaaflarından azade değildir; zaman zaman kızabilir, kötü laflar edebilir.  Öğretmenler Kurulu’nda öğrenciler için düşünülen ceza sistemine itaati güçlendireceği için karşı çıkmakta, örneğin öğrencilerin dersine telefonlarıyla girmesini bir sorun olarak görmemektedir. Hatta Süleyman’ın sınıf ortamında kendisine yönelik “Gay misiniz?” sorusunu bile soğukkanlılıkla yanıtlayabilir: “Hayır!”

Eğitimciye Dersler      

Her eğitimcinin mutlaka izlemesi gereken film, öğrenmek isteyenler için derslerle doludur. Öğretmen ve öğrenci psikolojisine dair veriler, öğretmen – öğrenci ilişkisinin türlü halleri, eğitimin tüm bileşenlerine ilişkin saptamalar boldur: Öğrencilerin direnç noktalarında çözüm yerine, hiyerarşik konumlanmayla çatışmayı seçen öğretmenin, sorunu nasıl daha da içinden çıkılmaz hale getirdiği ya da dersin işlenişinde egemen kültüre (beyazların adlarının kullanılmasına) ait örneklere “Biraz olsun değişin!” tepkisi veren öğrencilerin ve Khoumba’nın öğretmene yazdığı “saygı” temalı mektubun François Marin’e sunduğu krizi fırsata çevirme olanağı…

Biz izleyiciler 8-B sınıfının öğrencileriyiz, okulun eğitim ortamını buradan gözlemekte ve duyumsamaktayız. Kimi kısa zaman dilimlerinde öğretmenler odasında oturmakta veya Disiplin Kurulu toplantısına katılmaktayız.  Hiçbir özgürleştirici ve bilimsel kazanım amaçlamadan sofistike bilgiyi aktarıp depolamalarını isteyerek, genç bireyleri yinelenme düzeneğinin içine hapseden, bunun da bir öğretmen fedakârlığı olarak görülüp takdir edilmesini bekleyen teknoloji öğretmeni de gençlerin yeteneklerinin farkına varmaları için çabalayan, kişisel portresini yazmamakta direnip çektiği fotoğraflarla anlatmayı deneyen (Victor H. Vroom’un motivasyon modeli)  Süleyman’ın sahip olduğu görsel yeteneğini keşfedip destekleyerek sınıfta ortaklaşmacı bir kültür iklimi oluşturan Fransızca öğretmeni de aynı okulun öğretmenleridir.

Ders Bir Şenliktir

Laurent Cantet, kamerayı esas olarak, eğitim programlarını eğitimin kendisinden daha değerli sayan sisteme çeviriyor. Bu arada aptallaştırıcı eğitimin nesnesi, özgürleştirici eğitimin öznesi olan gençlerin sistemle ilişkisi ve bizzat kendisi de sorgulanıyor. Diyaloglar üzerinden yürüyen filmde birçok sözcük oyununun çeviri nedeniyle etkisini yitirdiğini hissediyoruz. Fransızca dersinde, bizim münazara dediğimiz, kanıtlayıcı savunma ve ikna etkinliği yapılıyor: Tahtaya kalkan öğrenci büyük bir heyecanla hangi takımı neden tuttuğunu temellendirmeye çalışıyor. Bir yere ait olmanın kendisini farklı kıldığını savunuyor. Bir başkası, giyinme tarzındaki farklılığı sürüden ayrı olmak argümanına dayandırıyor. Dersi yanıtlarla değil, sorularla işleyen Marin, “Herkes farklı olmak isterse, varılacak yer herkesin aynı olmak zorunda olduğu yer değil mi?” diyerek gençlerin yaşadıkları paradoksa işaret ediyor: Gençlik, yinelenme midir, yenilenme midir? Eğitim tam da bu iki sorunun arasındadır!

Öğrencilerin durumlarının görüşüldüğü kurulda sınıf temsilcisi iki öğrencinin tavırları François Marin tarafından eleştirilir. Temsilciler, kurulda gizli kalması gereken kararları sınıflarında abartarak ortaya saçarlar. Bunu öğrenen Marin’in kontrolsüzce yaptığı “sokak kadını” benzetmesi ve sözün sınıfta yarattığı gerilim, Süleyman’ın aşırı tepkisi, olayın Disiplin Kurulu’na yansımasına neden olur. Öğretmen uyarılır, Süleyman okuldan atılır.

Öğrenciye Değer Ver

Öğrenciden Öğrenmek   

Film, bir kere daha öğrencilerini özgürleştirici entelektüel bilgiler ve pratiklerle donatmaktan çok onları disipline etmeye odaklanan eğitim sistemine dikkat çekmektedir.

Okulun duvarlarıyla çevrelenen mekânda Sınıf, bir eğitim-öğretim dönemiyle zamanlanır. Son derste dönem değerlendirilir, okunan kitaplardan söz edilir: Ne öğrendik, neyi sevdik, neyi sevmedik? Lousie tepkilidir, hiçbir şey öğrenmediğini söyler. Okulun kitapları da beş para etmezdir. Ablasından okuduğu Sokrates’ten söz eder. Öğretmen şaşırır, “Gerçekten güzel bir kitap okumuşsun.” der. Lousie’in yanıtı hazırdır: “Gerçi sokak kadınlarına uygun bir kitap değil, ama okudum işte!” Böylece dönemin son dersini öğretmen değil, öğrenci vermiş olur!

Son iki kadrajdan ilki, öğrenciler ve öğretmenler okulun bahçesinde mutlu mesut top oynuyor; ikincisi, bomboş sınıfın iki farklı açıdan hüzün dolu görüntüsü…                             

Eğitim bitti, sorun yok!

“The Class/Entre Les Murs” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.